<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489</id><updated>2012-01-24T16:15:41.127+02:00</updated><title type='text'>alter[ed] native</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>309</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5726106696505583483</id><published>2012-01-24T11:22:00.006+02:00</published><updated>2012-01-24T14:15:21.481+02:00</updated><title type='text'>GDO TV on air</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fGqLeBZaKU8/Tx56EXuANcI/AAAAAAAAAyo/aUGl23dG3QE/s1600/sm.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 145px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701128393802659266" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-fGqLeBZaKU8/Tx56EXuANcI/AAAAAAAAAyo/aUGl23dG3QE/s200/sm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Dizilerin, halen en etkili kitle iletişim aracı (imha silahı?) olan televizyonu, en yoğun ve yayılmacı haliyle işgal edişinin herhalde bir on yılını devirmişizdir. Artık her TV izleyicisi de endüstrinin bir tarafından tutmaya başladı. Hiç direniş göstermeden boyunduruğa teslim olan hali hazırda hedef ve lokomotif kitle elbette önemli. Bunların yanı sıra kimi dizilere “camp” kisvesi altında gırgırına başlayan, sonra kanıksayıp pekala müptelası olan izleyiciler, veya bu bombardımandan ayrışan iyi bir şey çıkaracağım motivasyonuyla mevzuya girişen takipçilerle, kısacası bilinçli bilinçsiz tuz katıcılarla birlikte kazan bitti, çorba taştı taşacak. Bugün, izleyicinin kumandasından beslenen tek bir dizinin, büyük ölçekli pek çok şirketin yıllık cirosunu aşan bir gelire sahip olduğunu düşünürsek, son derece iştahlı ve süratle büyüyen bir endüstriden bahsettiğimizi daha net idrak edebiliriz. GSM, telekom, enerji filan derken dizi piyasası da yeni mezunların gözdesi haline gelmeye başladı bile. Çok para yalansız olmaz derler; bu endüstri profesyonellik yolunda mesafe kat ederken, uzun süre önce kendi doğal deformasyonunu yaşamaya da başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80’lerin sonunda, pek alışkın olmadığımız biçimde, Perihan Abla dizisinin bir “behind the scene” versiyonu yayınlanmıştı. Mahalle, karakterler, yorumlar, sette yaşanan bir gün filan bizlerle paylaşılmıştı. Pek çok işin amatör sayıldığı çeyrek asır öncesinde bile iki yedek bölüm çekildiği bilgisini hatırlıyorum. Yani Perihan Abla dizisi pratikte, vizyonun en az iki hafta ilerisindeydi. Bugün ise yedek bölüm şöyle dursun, bir sonraki haftanın nelere gebe olduğunun kestirilemediği, tam anlamıyla interaktif bir dizi dönemi yaşanıyor. Yani onca sendika çağrısı, dizi çalışanlarının çilesi, dizi sürelerine bağlı insan dışı çalışma saatleri gibi konuların arasına bir de, sürekli bir devinim ve doğaçlama hali sıkıştı. Çünkü endüstrinin oburluğu yanına refakatçi olarak, izleyici reaksiyonuna göre aksiyonu da almış bulunuyor. Öyle ki, ekran ve izleyiciyle kimyası tutmamış bir başrol oyuncusunun rolünü azaltmaktan başlayıp, bir önceki bölümde fazla salgılanmış seratonini dindirmeye, veya tersine buhranı artırmaya, yahut fazla öne çıkan karakteri yüzeyselleştirmeye kadar varan, kapsamı geniş bir aksiyon planı ajandalara girdi. Bir yolu bulunup hafta uzatılsa ve çalışma günü haftada 15-20’ye çıksa, izleyiciye göre alternatif senaryoların oluşturulduğu, tercihe göre hızlanan veya yavaşlayan, belki başka oyuncuları transfer ederken kimilerini takımdan gönderen kişiselliştirilmiş bir mekanizmanın kurulmasına kadar varabilecek bir vahametle karşı karşıyayız. Toplum için sanat tam da böyle bir şey olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyi eleştirirken sonunda somut bir öneri getiremiyorsam, en azından şu soruyu kendime sormaya çalışırım: “Benim bunla derdim ne, ve konunun neresinde kalıyorum? ”. Çünkü ben de bir insanın eleştirdiği her şeyin mutlaka bir yerinden kendine dokunduğuna inanıyorum. Tüm bunlara gözümü ve kulağımı kapamak, yani sadece televizyonumu kapatmak ve geri kalanının köküne kibrit suyu dökmek bir çözüm olabilir. Öte yandan ne yazık ki çok güçlü bir medyum olduğu için, istilanın iyiye, düşündürücüye ve kaliteye doğru gitmesini temenni etmeden duramıyorum. Velhasıl mekanizma hiç de bu yönde işlemiyor. Öncelikle, yoğun efor sarf edilen her şey, aynı zamanda nitelikli olduğu anlamına gelmiyor. Halen yapımlar çok özensiz, zevksiz ve yüzeysel. Çok fazla nabız yokluyor, plansız ilerliyor gözüküyor, bir yere kadar hiç ilerlemiyorken bir yerden sonra depara kalkıyor. Dahası TV sanatı (böyle bir şey varsa), tüketicisinin kölesi haline gelecek kadar doyumsuz, para odaklı ve kişiliksiz olduğundan, geçiyorum zeki, sıra dışı ve keskin olmasını, artık herhangi biçimde özgün bir senaryodan bile bahsedemeyeceğiz. Çünkü yapılan işlerin büyük bölümü marjinlere doğru kaymak yerine tercih ortalamasına doğru gidiyor ve aynılaşıyor. Bir süre sonra tüm bu dinamiklere meydan okuyacak yapım da kalmayacak. Bunun için sadece yerli bir HBO bizi kurtarmaz. Ayrıca –eklektik bir kültür bahçesi olduğumuz iddia ediledursun- dünya görüşü, estetik algısı, zeka seviyesi veya zevk skalasında pek homojen bir nüfus olduğumuzdan, kendi başına reyting canavarını doyurmaya yetecek ölçüde kalabalık alt gruplara da ihtiyacımız var. Anlaşılan, bu sene de sınıfta kaldı hababam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5726106696505583483?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5726106696505583483/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5726106696505583483' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5726106696505583483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5726106696505583483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2012/01/gdo-tv-on-air.html' title='GDO TV on air'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fGqLeBZaKU8/Tx56EXuANcI/AAAAAAAAAyo/aUGl23dG3QE/s72-c/sm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5016736140434994163</id><published>2012-01-21T21:54:00.004+02:00</published><updated>2012-01-21T21:57:56.866+02:00</updated><title type='text'>the beast within</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0.18in"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri, sans-serif;"&gt;Her caninin içinde temiz bir dünya vardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Calibri, sans-serif;"&gt;Oraya kaçış kendi kendinden nefret ifade eder.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0.18in; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Calibri, sans-serif;font-size:130%;"&gt;Peyami Safa - Yalnızız&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5016736140434994163?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5016736140434994163/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5016736140434994163' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5016736140434994163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5016736140434994163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2012/01/yalnzz.html' title='the beast within'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-667506685607423006</id><published>2012-01-16T12:56:00.002+02:00</published><updated>2012-01-16T12:59:07.657+02:00</updated><title type='text'>back to now</title><content type='html'>Her türlü saçmalama lüksüne sahip olduğumuz dost meclislerinde,  hiç yoksa bir kez muhabbetin dolaşıp buraya varmışlığı yaygındır: “Hangi yaşa/zamana dönmek isterdin?”. Bu soruya ana dair rüzgarın işaret ettiği yönle içimden türlü cevaplar vermişimdir. Ama sonra düşününce cevabın hep yanlış, fazla ya da noksan kaldığına hükmetmişimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul?  Dünyanın en sıkıcı yaşam kesiti. Geriye dönüp baktığımda, bakamadığım dönemlerin başında geliyor :S. Halen de ilkokul çağındaki veletlere çok acırım. Sebepleri için blogun geneline bakmak yeterli aslında... Yazdıklarımdan pek eğlenceli bir çocukluk geçirmediğim belli oluyor, değil mi? Ortaokul… Tam sıkışmışlık. Kendini büyümüş zannetmek ama aslında daha çok yol olduğunun ayırdına varılması. Öğretmenlerin ilkokul çocuğu muamelesi. Ergenlik, fakat buna paralel işleyemeyen hayat. Meyledilen kızların liseli erkeklere meyletmesi. Hem sıkıcı, hem eziyet verici. Lise? Üniformanın artık büyük ıstırap verdiği, kanın iyice kaynadığı fakat yanlış topraklarda yanlış zamanda doğmuş olmanın indirdiği ket. Bir türlü koparılmayan izinler. Tek ayak üstünde kuyruklu yalanlar. Üniversite hazırlık telaşesinin telaşesi. Hiçbir mefhum, çözümleme ya da öngörü olmadan meslek yönelimi baskısı. Yok, bunlar bana tekrardan gelmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya üniversite? Aslında bu cazibesi yüksek bir cevap olabilirdi. Kampüsüm, arkadaşlıklarım, tecrübelerim filan düşünüldüğünde bir çırpıda ağzımdan çıkabilir. Ancak lisans seviyesinde o ruh hastası öğretim görevlilerinin, TR dinamiklerinin gayet farkında, ellerindeki diploma kozunu alabildiğine sömürüp patronluk tasladıkları sadistik tutum olmasa… Belki benim bölümüme özel bir durumdu, bilmiyorum ama gerçekten ruhum daralıyor ve işin ders tarafında acı çekiyordum. Bir-iki kez tamamen bırakma noktasına gelmişsem, o döneme dönmek istememem anormal olmaz. Galiba en mantıklısı, üniversiteden mezun olduğum gün. İşte o gün, hem içinde yaşadığımız dönem piyasasının en büyük gerekliliğinden birini geride bırakmış, hem de önümde yolumu yeniden istediğim gibi çizebildiğim bir hayat olurdu. Henüz master yapmamıştım ama hiç problem değil, bana iteklediği travmatik herhangi bir unsur hatırlamıyorum, yine zevkle yapardım. Ama iş hayatı? Bunca yılın başa sarılması, çömezlik, emek sömürüsü, haksızlıklar, istifalar vs? İşin bir de askerlik yanı var ki, tüm miladın şaftını kaydırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl zannediyorum kendim için en doğru zaman, içinde bulunduğum zaman. Gençlere (biz de ölmedik, heyhat!, genç derken 18-25 aralığı) bakıp imrenmek şöyle dursun, çoğunlukla endişeyle bakıyorum. Bugüne kadar büyük kazanımlarım olmuşluğundan, ya da çok matah bir hayat yaşadığımdan değil. Hatta arzu ettiğimle yaşadığım hayat arasındaki alan her sene biraz daha genişliyor olabilir. Asıl sebep, biraz karamsar olacak ama, hayatın her döneminin yeterince karmaşık, belirsiz, zor ve zorlayıcı olması. Bu durumda ne kadarı kat edilirse kardır. “Suicidal” bir perdeden tınlama istemem, finiş çizgisine hızlıca koşalım da bu eziyet biran evvel bitsin demiyorum elbet. Hele haşa ortağım gibi emeklilik aşkıyla yanıp tutuşmuyorum :S Zamanı yaşayabiliyor ve tadını çıkarabiliyorsak ne ala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada tekrar selam, eğer hala sağ birileri varsa. Sosyal ağlar beni ziyadesiyle zehirledi, bu alanın yarattığı sıcaklık ve sadeliğe ihtiyaç duymaktayım. Hepimizin biraz bencilliğe hakkı var, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-667506685607423006?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/667506685607423006/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=667506685607423006' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/667506685607423006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/667506685607423006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2012/01/back-to-now.html' title='back to now'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2440853887558894053</id><published>2012-01-07T17:29:00.019+02:00</published><updated>2012-01-07T18:01:48.288+02:00</updated><title type='text'>seni özlüyorum sarajevo</title><content type='html'>&lt;div&gt;Eylül '10&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-G6M9s1us0jo/TwhrevxDFuI/AAAAAAAABJ0/qXgntENu9mg/s1600/DSC06416.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-G6M9s1us0jo/TwhrevxDFuI/AAAAAAAABJ0/qXgntENu9mg/s400/DSC06416.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694919904772429538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TTIs21y2Y7g/TwhrKkKEV8I/AAAAAAAABJo/IqmVEu2fIHI/s1600/DSC06491.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-TTIs21y2Y7g/TwhrKkKEV8I/AAAAAAAABJo/IqmVEu2fIHI/s400/DSC06491.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694919558058760130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Cv8ZRPxSnek/Twhq4fEPapI/AAAAAAAABJc/RwqFccp4_hM/s1600/DSC06488.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Cv8ZRPxSnek/Twhq4fEPapI/AAAAAAAABJc/RwqFccp4_hM/s400/DSC06488.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694919247454497426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-haYN0okOHmU/TwhqhAh-d2I/AAAAAAAABJQ/9j9a3FuJ-k4/s1600/DSC06484.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-haYN0okOHmU/TwhqhAh-d2I/AAAAAAAABJQ/9j9a3FuJ-k4/s400/DSC06484.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694918844120725346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qVrygs2u4Xk/TwhqKYy0UZI/AAAAAAAABJE/3O4s-LHSFn8/s1600/DSC06470.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-qVrygs2u4Xk/TwhqKYy0UZI/AAAAAAAABJE/3O4s-LHSFn8/s400/DSC06470.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694918455496823186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-pg17btHHX48/TwhpWlE2gzI/AAAAAAAABIs/nZyIdYWBXx4/s1600/DSC06461.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-pg17btHHX48/TwhpWlE2gzI/AAAAAAAABIs/nZyIdYWBXx4/s400/DSC06461.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694917565440492338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0skhkTnyJE0/Twho_OIcH4I/AAAAAAAABIg/p2SPb4QFDQM/s1600/DSC06459.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0skhkTnyJE0/Twho_OIcH4I/AAAAAAAABIg/p2SPb4QFDQM/s400/DSC06459.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694917164144533378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-z_lb7OUnBWo/TwhoqXERb8I/AAAAAAAABIU/YFpySW9nLMA/s1600/DSC06458.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-z_lb7OUnBWo/TwhoqXERb8I/AAAAAAAABIU/YFpySW9nLMA/s400/DSC06458.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694916805765722050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lEDHRZnNxu8/TwhoaV2zhfI/AAAAAAAABII/dwfuhKjSyaU/s1600/DSC06456.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-lEDHRZnNxu8/TwhoaV2zhfI/AAAAAAAABII/dwfuhKjSyaU/s400/DSC06456.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694916530562893298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9ibqeCupqm8/Twhn8F_soKI/AAAAAAAABH8/AoqFRVG-2aQ/s1600/DSC06455.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9ibqeCupqm8/Twhn8F_soKI/AAAAAAAABH8/AoqFRVG-2aQ/s400/DSC06455.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694916010909147298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8APQzcVMqwE/TwhnkbZ8mSI/AAAAAAAABHw/nsP-TV1YeZQ/s1600/DSC06449.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8APQzcVMqwE/TwhnkbZ8mSI/AAAAAAAABHw/nsP-TV1YeZQ/s400/DSC06449.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694915604339530018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1JO9jKr2gHs/TwhnPgndnVI/AAAAAAAABHk/257NulGaSgc/s1600/DSC06448.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-1JO9jKr2gHs/TwhnPgndnVI/AAAAAAAABHk/257NulGaSgc/s400/DSC06448.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694915244961144146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BVQ36fAq-ys/Twhm619li9I/AAAAAAAABHY/QnNdXwSxquE/s1600/DSC06447.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-BVQ36fAq-ys/Twhm619li9I/AAAAAAAABHY/QnNdXwSxquE/s400/DSC06447.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694914889913830354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-2hv2YAsVPJc/TwhmmSWtX0I/AAAAAAAABHM/_Di6EBkzF4M/s1600/DSC06443.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2hv2YAsVPJc/TwhmmSWtX0I/AAAAAAAABHM/_Di6EBkzF4M/s400/DSC06443.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694914536758140738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ub0rH3m-wLg/TwhmT8HGR9I/AAAAAAAABHA/yKpFI3En-Uk/s1600/DSC06439.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ub0rH3m-wLg/TwhmT8HGR9I/AAAAAAAABHA/yKpFI3En-Uk/s400/DSC06439.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694914221549438930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PWnZe9yto9w/Twhl4-wPnRI/AAAAAAAABG0/xbqC0uTfAf4/s1600/DSC06434.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-PWnZe9yto9w/Twhl4-wPnRI/AAAAAAAABG0/xbqC0uTfAf4/s400/DSC06434.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694913758402419986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fMq9rbuOtug/TwhlmSZhjgI/AAAAAAAABGo/SD9V7Nr7A08/s1600/DSC06432.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-fMq9rbuOtug/TwhlmSZhjgI/AAAAAAAABGo/SD9V7Nr7A08/s400/DSC06432.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694913437258321410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-u7G7SICbuBs/TwhlOzEbJ7I/AAAAAAAABGc/kRHabfISy3o/s1600/DSC06431.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-u7G7SICbuBs/TwhlOzEbJ7I/AAAAAAAABGc/kRHabfISy3o/s400/DSC06431.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694913033711331250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kurşun deliklerinden soluyan bu bronz şehre tuhaf biçimde bağlandım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısa Adriyatik turumuzun bende en derin izler bırakan yeri de Sarajevo'ydu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fotoğrafları kendim çektim ve fotoğrafçılıkla alakam yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yüzden teknik olarak zayıf olabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak onlara baktıkça, sevdiğim Sarajevo'yu yeniden görüyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2440853887558894053?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2440853887558894053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2440853887558894053' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2440853887558894053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2440853887558894053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2012/01/seni-ozluyorum-sarajevo.html' title='seni özlüyorum sarajevo'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-G6M9s1us0jo/TwhrevxDFuI/AAAAAAAABJ0/qXgntENu9mg/s72-c/DSC06416.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1215049986032841928</id><published>2012-01-04T14:48:00.004+02:00</published><updated>2012-01-04T23:46:12.707+02:00</updated><title type='text'>şiddetin tarihi</title><content type='html'>Orta son sınıftaydım. İnsanın, içerisinde kıvrılan akışkan bir özü duyumsadığı ancak hakikaten kim olduğunu, yani bu özün muhteviyatını idraki için henüz çok erken bir çağ. Yine de ender bazı deneyimler, asla unutulmuyor. Bu küçük görüntü ve duygu parçaları yetişkinliğimize dek, sünerek korunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşevler semtinde tek tribünü olan bir salonda oynanacak, okullar arası bir basketbol maçındaydık. Bizim takım uzun boylu, iri yapılı ve her mevkide yaşının üzerinde atletik yeteneklere sahip oyunculardan kurulu. Beyaz forma ile sahaya çıkan rakip ise, kısa boylu ve cılız kollu çocuklardan oluşuyor. Rakibin o salondan bir yengi ile ayrılmasına olanak yok. Ben Ankara'nın en itibarlı okulundayım.Yarım gün dersten kaytarmak için salona doluşan kız ve oğlanların çoğu da öyle... Maç başladıktan kısa süre sonra salona sol alt kısımdan giriş yapan grup ise yabancı. Sahada henüz ilk andan itibaren ezilen "düz lise"nin öfkeli taraftarları. Biz pırıl pırılız. Temiz gömleklerimiz, parlayan dişlerimiz, pahalı ayakkabılarımız var. Öbür çocuklarsa gözümüze "bir tuhaf" görünüyor. Kahverengi veya sarı ceketli olanlar var aralarında. Üzerlerinde aynı okuldan olduklarının nişanesi ortak bir üniforma dahi yok. Şaşırıyoruz. Kim bunlar? Nereden çıktılar? Sol alt taraftan çoğunluğun üzerine işaret parmakları tehditle sallanıyor. Başımızdaki öğretmenler bizi salondan çıkarmaya, dışarıda bekleyen servislerimize almaya çalışıyorlar. Bu sırada parkenin üzerinde gerçek bir eziyet var. Bizim takım rakibini silmiş. Fakat henüz durmamışlar. Fark sonsuzluğa doğru açılmaya devam ediyor. Utanıyorum. Yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim tarafın büyük çoğunluğu ihtarlara uyarak okula dönüyor. Geriye on, on beş kişi kalıyoruz. Sessizlik içinde maçın sonuna kadar oturuyoruz. Kalabalık rakibi dağılan devlet lisesi taraftarı da kalan artıklarla ilgilenmiyor. Beyaz formalı takımları ise yediği yüz küsür sayıya karşın yirmi sayıyı ancak buluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1215049986032841928?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1215049986032841928/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1215049986032841928' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1215049986032841928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1215049986032841928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2012/01/siddetin-kisisel-tarihinden-bir-not.html' title='şiddetin tarihi'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3661566485890681946</id><published>2011-12-27T22:44:00.002+02:00</published><updated>2011-12-27T22:47:03.095+02:00</updated><title type='text'>o son nefes mi?</title><content type='html'>sen ölüme "ebedi istirahat" de, &lt;div&gt;sonra insanlardan son nefese kadar [it gibi] çalışmasını bekle!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3661566485890681946?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3661566485890681946/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3661566485890681946' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3661566485890681946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3661566485890681946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/12/o-son-nefes-mi.html' title='o son nefes mi?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1724492954313013505</id><published>2011-11-10T11:31:00.004+02:00</published><updated>2011-11-10T12:12:15.107+02:00</updated><title type='text'>hayatın anlamı; siyah beyazdı</title><content type='html'>Woody Allen, azımsanmayacak sayıda takipçisinin başyapıtı saydığı siyah beyaz filmi Manhattan'da kendine göre hayatın anlamını, daha doğrusu hayatı anlamlı kılan kimi şeyleri sayıp döküyor. Bu kısa liste şimdilik köşede dursun. Belki bir gün biz de kendimizinkini yaparız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Groucho Marx; Willie Mays; the second movement of the Jupiter Symphony; Louis Armstrong's recording of Potato-head Blues; Swedish movies; Sentimental Education by Flaubert; Marlon Brando; Frank Sinatra; those incredible apples and pears by Cézanne; the crabs at Sam Wo's; and, of course, Tracy's face"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1724492954313013505?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1724492954313013505/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1724492954313013505' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1724492954313013505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1724492954313013505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/11/hayatn-anlam-siyah-beyazd.html' title='hayatın anlamı; siyah beyazdı'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7423744359255835320</id><published>2011-10-20T15:52:00.003+03:00</published><updated>2011-10-20T16:22:42.573+03:00</updated><title type='text'>I love &amp; hate my city</title><content type='html'>İstanbul'da hiç yaşamadığımdan belki de, metropolümüz halkının kentle kurduğu ilişkiyi de uzun süre çözemedim. Benim tanıdığım İstanbullular (ya da İstanbul'da ikamet edenler) içerisinde bulundukları koşullardan şikayet eden ve hatta bazen o büyük şehre lanetler yağdıran insanlar. Ortak ve ortalama hayalimiz olan "günün birinde bir balıkçı kasabasına yerleşmek"ten en çok ve sıklıkla söz açanlar da yine bu koca kentin aceleci ve mutsuz sakinleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan modern dünyanın kültürel kıblesi New York için başka bir yönelim, daha doğrusu alışkanlıklar bütünü söz konusu. NYC sakinleri, şehirlerini öve öve bitiremiyorlar. Arap saçına dönmüş trafiğini, pahalılığını ve dahi güvenilmezliğini kendilerine tanınmış bir ayrıcalık olarak görüyor ve New Yorker kimliği ile büyük gurur duyuyorlar. Kentlerine Big Apple, NYC, The City Never Sleeps gibi yakışıklı sıfatlar buluyorlar. Bizim yadırgadığımız, sımsıkı bir aidiyettir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmini ve fikirlerini anmaktan sıkılmadığım John Berger (herhalde Edebiyat ve Eleştiri dergisinde) okuduğum bir makalesinde İstanbul'u elbette çok sevdiğini, fakat onu değerlendirirken New York, Londra gibi batı metropolleri yerine Mumbai, Mexico City gibi 3. Dünya metropolleri ile kıyaslamanın ya da kümelendirmenin daha sağlıklı/hakça olacağını söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik, sosyal güvence, ulaşım, kentleşme, pahalılık gibi kriterler göz önüne alındığında İstanbul'u (veya herhangi bir şehrimizi) "muhasır medeniyetler"in iftihar ettikleri büyük merkezleri ile karşılaştırmanın kendi koşullarımıza haksızlık etmek olacağına ben de katılıyorum. Ancak İstanbul'un tarihsel önemi ve güncel yükselişini de göz önüne alırsak, metropolümüzü kalın çizgilerle ayrılmış bir tasnifleme sisteminde hangi çekmeceye koyacağımı bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de, İstanbul kültürümüzün kendine has niteliklerini yoğun olarak barındırdığından hiçbir genel kategoriye dahil edilemezdir. Baştaki örneğe dönecek olursak; New Yorker şehri ile kıvanç duyar ve barındırdığı hemen her şeyi nimet sayar. I &amp;lt;3 NY baskılı tişörtler uzun süredir dünyanın her köşesinde popülerken İstanbul baskılı kıyafetler birkaç senelik hikayedir. İstanbullu trafikten, insandan, havadan ve çevresinde hemen ne varsa, hepsinden yakınır. Oysa İstanbullu da dışarıya karşı şehrini savunmaktan ve onun ne kıymetli olduğunu tekrarlamaktan sakınmaz. Demek ki İstanbullunun şehrini sevme biçimi şikayettir. Sızlanarak, öf pöf ederek İstanbullu kimliğini oluşturur. Sevgi ve nefret karışımı, yoğun ve aynı anda yüzeysel bu duygu da herhalde bizim dışımızda pek az toplumda bulunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7423744359255835320?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7423744359255835320/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7423744359255835320' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7423744359255835320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7423744359255835320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/10/i-love-hate-my-city.html' title='I love &amp; hate my city'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4009616462126534489</id><published>2011-09-19T09:30:00.009+03:00</published><updated>2011-09-19T14:38:39.943+03:00</updated><title type='text'>hastalık meselesi ve hasta olma sanatı</title><content type='html'>İlk defa ne zaman hasta olduğumu hatırlamıyorum. Muhtemelen birkaç aylıktım ve gecenin kör saatinde havale ya da onun gibi bir şey geçiriyordum. Acil durum sinyallerine uyanan annem babamı güç bela tatlı uykusundan (babamın uykusu gerçekten çok tatlıdır) kaldırıp beni , doğduğum ve hayatım boyunca sık sık ziyaret ettiğim, Hacettepe Hastanesi'ne taşımıştır herhalde. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatırladığım ilk hastalık anılarım ise kristal berraklığında. Fakat hangisinin önce olduğunu bilmiyorum ve onları zaman çizelgesi üzerinde doğru bir sıraya sokmam imkansız. Kızamık, kabakulak, ebola gibi her çocuğun başından geçen "doğal afetler"i saymıyorum. Aşağı yukarı iki yıllık bir zaman diliminde yüksek ateş, burnuma (veya kulağıma) leblebi kaçması (lanet olası leblebi!), tekrar yüksek ateş, arabaya çarpma (giden bir arabanın ön kapısına vurmuştum. Beş yaşında olmalıyım. Yanılmıyorsam yeşil bir Taunus'tu) ve tekrar yüksek ateş sebebiyle doktor huzuruna çıktığıma eminim. Bu vak'alar 4 - 6 yaş aralığına, evimizin Kızılay'da olduğu seksenli yılların ortasına ait. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şöyle bir bakıyorum da, Hacettepe Hastanesi doktor ve hemşireleri benden nefret etmiş olsa gerek. Sahici bir derdim dahi olmadan, belki de yalnızca ilgi çekmek için ya da ufak tefek yaramızlıklarımın sonucu olarak değerli vakitlerini çalmışım. Onlara bir özür borçluyum. Günün birinde çok zengin bir adam olursam (ama gerçekten zengin yani) Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı Birimi'ne önemli bağışlarda bulunurum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocukluğumdan yetkişkinliğime kadar gelen ve devam eden süre zarfında da pek çok kereler hasta oldum. Bunlardan iki tanesi beni yatağa bağlayacak kadar sarsıcıydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biri askerdeyken başıma geldi. Psikolojim berbat haldeydi. Bütün koğuşu saran, askerleri tek tek gezen beter bir salgından kendimi korumak için elimden geleni yapıyordum. Bir bardak taze limon suyuna aspirin ezmek gibi garip formüllerim vardı. Orada çıkan yemeklerle aram olmadığından günü bir kuru tost ve bir portakalla kapattığımı iyi hatırlıyorum. Yine de iyi idare ediyordum doğrusu. Derken bir gece, aslında psikolojik tetikliyicilerin etkisiyle, fenalaştım ve sabahı zor ettim. Takip eden üç günü revirde, serumla beslenerek geçirdim. Beş buçuk ay gibi kısa bir süre zarfında neredeyse yirmi kilo vermiştim. Sağlıksızdım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkincisi ise yaklaşık bir buçuk sene evveldi. Gün içerisinde kötüydüm. Geceyse durumum artık berbattı. Sonradan öğrendiğime göre sayıklıyormuşum. Yatakta kavrulduğumu, başımın -sanki üzerinde bir tonluk külçe demir varmış gibi- yastığa yapıştığını, ayak parmaklarımın dahi ağrıdığını ve hiç durman terlediğimi hatırlıyorum. Sabaha karşı kendime geldim. Hemen yakınlardaki hastaneye yürüyecek kadar enerjim vardı. Ateşimi 39.5 derece (bu düşmüş haliydi) ölçüp kıçıma bir iğne vurdukları gibi beni geri postaladılar. Biraz zaman alsa da iyileştim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi yine hastayım. Her hastalık hali kendi içerisinde yeni deneyler barındırıyor. Mesela dün aleleda bir hapşırıktan sonra omuzlarım sızladı. Bu nasıl oldu, ikisinin arasında ne gibi bir bağ var, hiçbir fikrim yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine de, hayatım boyunca defalarca kez hasta oldum ve öğrendiğim kimi şeyler oldu. Niyetim bu tecrübelerimi genç hastalar ve hasta adayları ile paylaşmak; onlara bir nebze olsun faydam dokunması beni gerçekten çok mutlu eder.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;1) Medication / Haplanma&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlaçlar hastanın düşmanı değildir. Bilakis, en yakın dostudur. Biraz huysuz ve sanırım şımarık bir oğlan çocuğu olarak çilek aromalı öksük şurubundan, acımtırak beyaz haplardan hatta çocuk aspirininden nefret ettiğimi hatırlıyorum. Bu nefret ilerleyen yaşlarda kendisine çocuksu da olsa felsefi bir arka plan yarattı, ergenlik yıllarımda artık "ilaçlara karşı olduğum için" (ne demekse?) eczane çözümlerinden uzak duruyordum. Büyüdükçe bu inadım kırıldı. Şimdi bizim de içerisinde rengarenk kutuların, neşeli jelatinlerin, mentollü merhemlerin barındığı bir ilaç sepetimiz var. Vücudumda sinsi bir kırgınlık hissettiğim an davranıyorum Supradyn'e, Minoset'e. Üstelik Aspirin'in her derde deva olduğuna ilişkin gazete safsatalarına da tuhaf biçimde ve içten içe inanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;2) İstirahat paradoksu&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ÜSYE kısaltmasını ilk kez lisede, doktorumun bana saman kağıt üzerine yazdığı raporun üzerinde gördüm. Üst Solunum Yolları Enfeksiyonu gibi ciddi bir isme sahip olduğuna göre durumum gerçekten kritik olmaydı. Bağdemciklerimin, daha fenası boğazımın alınmasına lüzum doğabileceğini düşünüp korktum. Öyle olmadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu ÜSYE ve benzerleri, bizim ömür boyu dostumuzdur. Varlıklarını kanıksadığımız gibi kısa süre sonra vücudumuzu terk edeceklerini de biliriz. Dolayısıyla elimizden gelen tek şey beklemek; ilaç takviyesi ile bir süre istirahat etmektir. Oysa istirahat, başlı başına önemli bir sorundur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlkokul beşinci sınıfta filan olmalıyım. Ciğer gibi yanıyorum, sular seller gibi terliyorum ve evet, tanrıya şükürler olsun o gün okula gitmiyorum! O gün saatlerce, annemin hazırladığı"nane-limon sıvısı"ndan içtim ve en sevdiğim oyun olan river ride'ı oynadım. Akşama kadar durmadan nane-limon içtim ve river ride oynadım. Ertesi sabah uyandığımda daha fena hasta olmuştum ve river ride'dan artık nefret ediyordum (tabii nane limondan da).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benzer bir tecrübe de ortaokul dönemine ait. O yıllarda HBB isimli bir televizyon kanalı hayli tuhaf bir yayın politikası sürüyor. Onların sayesinde Amerikan futbolu izleyoruz. Hayatımıza &lt;i&gt;interception! touch down! &lt;/i&gt;gibi yeni ve yabancı terimler giriyor. New Jersey Jets bench'inde oturan bıyıklı bir Türk oyuncu olduğunu dahi hatırlıyorum fakat bunun konumuzla ilişkisi olmadığından süratle geçiyorum. Bu HBB'nin başka bir enterasnlığı daha var, bir dönemler popüler olan Hint dizi ve filmlerini yeniden piyasaya sürüyor. İşte bir gün, yin kızarmış burnumu çekmekten bitkin bir halde kanepede uzanmış istirah ederken gün boyu Hint filmleri izleyip sonunda Güney Asyalı herşeyden ve -belki Gandhi hariç- herkesten nefret etmiştim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demek ki istirahat halinde iken sevdiğiniz şeylerle meşgul olmamalısınız. Bol bol uyuyun. Duş yapın. Biraz televizyon seyredin, dergi okuyun, tekrar uyuyun filan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;3) Hastalığın İletişimi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hasta ve hasta yakını ilişkisine kısaca hastalığın iletişimi diyelim. Birbirine yakın (anne-çocuk, karı-koca, iki sevgili/dost vs.) iki kişiden biri hasta olduğunda ihtiyaçları ve beklentileri aniden başkalaşır. Dolayısıyla bu kişiler arasındaki yeni ve geçici ilişki biçimini tanımlamak da önemli olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk hapşırık (okuyucunun yaşı 16'dan küçükse hapşuruk da diyebilir) içten, samimi bir "çok yaşa" ile karşılanır. Hapşıranın hevesle "sen de gör" demesi ile bu iki kişinin arasındaki bağ kuvvetlenir. İyi niyetler insanları şüphesiz yakınlaştırık. Peşinden gelen hapşırık bu sefer biraz daha kısık bir sesle, ve hatta sonunu dahi getirmeye üşenerek "&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:85%;"&gt;çok yaş..&lt;/span&gt;" diye karşılanır. Hapşiran kişi (yani hasta) bu sefer yalnızca kafasını sallayarak, öyle bir selamla ve onaylamayla geçiştirir durumu. Üçünçü hapşırık ise ne yazık ki karşılık bulamaz, durum (hastalık) artık her iki taraf için de kanıksanmıştır. Lakin kimse bu durumun acısı ile derbeder olmaz. Hayat v e hastalık sürer gider.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısaca, hasta kişi ilgi beklentisini doğru/rasyonel bir zeminde kurmalıdır. Ne kadar yakın olursa olsun, ikinci kişi ikinci kişidir; başka bir bireydir. İnsanlığın binlerce yıllık hastalık tarihi bize bunu öğretir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;4) Adaptasyon Aşaması&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hasta olmak zordur. Fakat iyileşip gündelik hayata dönmek daha da zordur. Hastayken size tölerans gösterilir. İş yerindeyken üzerinize fazla gelinmez. Durum biraz daha kötüyse zaten evdesiniz demektir. Siz hastalıkla boğuşurken başka insanlar da size gösterilen ihtimama karşı diş bilerler. Evet, hastalıktan dönüşte herşey iki katı daha zordur. Hasta olurken bu gerçeği bilmeli, planlarınızı buna göre geliştirmelisiniz. İnsanları çok fena hasta olduğunuza ya da hasta olmanıza karşın çalışmakta direndiğinize inandırırsanız, bu erdemli haliniz sizi kimi saldırılardan korur ve hastalıktan koşturmaya geçişinizi kolaylaştırabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4009616462126534489?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4009616462126534489/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4009616462126534489' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4009616462126534489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4009616462126534489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/09/ilk-defa-ne-zaman-hasta-oldugumu.html' title='hastalık meselesi ve hasta olma sanatı'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1775741855452252264</id><published>2011-09-07T13:51:00.003+03:00</published><updated>2011-09-07T14:30:20.106+03:00</updated><title type='text'>akıl var, mantık var. peki ya vicdan?</title><content type='html'>(tr) Bilinç: (ing.) Conscience&lt;br /&gt;(tr) Vicdan: (ing.) Conscience&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kısa bir giriş:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler farklı dillere çevrilirken kimi zaman onların bire bir karşılıklarını bulmak güç bir durumdur. Hatta bir dildeki kelimenin başka bir dilde tam karşılığı olmadığı da az rastlanır vak'a değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki örneğin üzerinde daha uzun boylu durmak, diller arasındaki mevzu bahis farklılıkların nedenlerine ilişkin kimi temel ipuçları sunabilir. Ne yazık ki etimolog değilim (böyle bir dal'ın varlığını dahi çok sonraları öğrendim). Lingulist olmadığım da bir sır değil (böyle havalı bir sıfatım olsaydı durmadan başınıza kakardım zaten). O halde benim çıkarımlarım bilimsel dayanaktan yoksun, çoğunlukla da kişisel duygu ve fikirlerden hareketle yaratılmış safsatalardan ibaret olacaktır. Toplumların kültürleri, ve bu kültürlerin baş aktörü olarak dil gelişirken, ifade biçimleri ortaya çıkarken ve değişirken bu müthiş devinimin itici güçlerinden biri de duygular olduğuna göre; benim safsatalarım da bir parça tutarlı ve hatta doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Meselenin Özü:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinç ve vicdan, bizim toplumumuzda birbirinden hayli uzak iki kavramdır. Gündelik yaşamımızda da, her nedense, bu ikisini birbirinden ayırırız. Bir harekette bilinç düzeyi yükseldikçe vicdani tutumun azaldığına, vicdanlı davranışların ise bilinç çerçevesinde işlenmediğine inanırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de hem bilinç hem de vicdan kavramlarının karşılığı olabilen conscience kelimesine bakalım.&lt;br /&gt;Con, birlikte/birliktelik manasına gelir (sır değil doğrusu). Science ise, bilim/bilmek demektir (ki bunu da hepimiz biliriz :s).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde Consience'ın Latince'den tercümesi pekala, birlikte bilmek daha doğrusu "kolektif bilgi" şeklinde olabilir. Dolayısyla Consience, bilinç ve vicdan'ı ayrıştırmanın lüzumlu ve/veya mümkün olmadığı bir kültürel evrene aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun Lafın Kısası:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe'de vicdan ve bilinç ayrı tanımlanmışsa, bunun yegane nedeni iki farklı tanıma ve kavrama ihtiyaç duyulmasıdır. Dolayısıyla bizim toplumumuzda bu iki kavram (yukarıda da kısaca izah edildiği üzere) farklı -ve çoğunlukla zıt- hareket ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizce dünyasında ise Consience vardır. Kolektif bilgi, yeterli bir izahtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hipotezler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dildeki kelime sayısının izafi azlığı, o dilin kısırlığı ile ilgilise olabileceği gibi, doğrudan ve yalnızca "yetersizlik" anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kültürde var olan bir ögenin diğerinde bulunmaması illa eksiklik değildir; ihtiyaçsızlıktan doğan yok olma hali de mümkün ve dahası yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük gezegenimizde, yaşayan dillerin birbirlerine tercümelerinde güçlükler çıkması normaldir. Bu zorlayıcılığın esas sebebi bir dilin diğerine üstünlüğü değil, ancak farklı şartlarda doğan dillerin kısmen de olsa farklı ihtiyaçları karşılamayı sürdürmeleridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1775741855452252264?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1775741855452252264/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1775741855452252264' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1775741855452252264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1775741855452252264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/09/akl-var-mantk-var-peki-ya-vicdan.html' title='akıl var, mantık var. peki ya vicdan?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6893479218929233854</id><published>2011-08-25T17:55:00.003+03:00</published><updated>2011-08-25T18:05:59.888+03:00</updated><title type='text'>urbanism</title><content type='html'>Alaçatı'da tanıştığım, ayak üstü sohbet ettiğim bir çift... Herhalde 40lı yaşlarındalar, fotoğrafçılık mesleği ile iştigal ediyorlarmış. Ne mutlu! Kadın Alaçatı'nın mevcut durumunu, "İstanbul istilası"nı kaygı ve üzüntüyle karşılıyor. Kendisi de İstanbullu olmasına karşın, doğal dokunun tahribinden şikayetçi. Ona göre Alaçatı, tıpkı 10 sene öncesi gibi, dingin ve mutlu 1 balıkçı kasabası olarak kalsaymış, ne de güzel olurmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci sorun şu; Alaçatı hiçbir zaman balıkçı kasabası değildi. Kadının kentli algısında kırsal ancak balıkçı kasabası ise olumlanıyor herhalde. Oysa Alaçatı geçimini tarım ve hayvancılık ile sağlayan bir kasaba(ymış). Sonra sonra, lise mezunu olanlar çevredeki otellere kapağı atmaya başlamış. Mevcut durum ise ortada. Bu hikayenin ne başında ne de kıçında balıkçılık var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sorun; taşra ya da yerel her zaman, "doğal olarak" iyi değildir. Böyle bir önkoşul yoktur. "Yerli halk" pekala kurnaz, köşe dönmeci ve hatta art niyetli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü sorun; bu fotoğrafçı çift özünde, eleştirdikleri "yağmacı" memleketlilerinden farklı değiller. Sosyetik İstanbullular Alaçatı'yı (geçmişte Bodrum'u) entelektüel hemşerilerinden öğrendiler. Bu iki kitle birbirinin ayrılmaz parçasıdır. Aydınlar, burjuvazinin sırtından geçinirler, burjuvaziye çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç; ikiyüzlülük mide bulandırıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6893479218929233854?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6893479218929233854/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6893479218929233854' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6893479218929233854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6893479218929233854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/08/urbanism.html' title='urbanism'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1424527193495369475</id><published>2011-08-11T10:53:00.003+03:00</published><updated>2011-08-11T11:24:50.832+03:00</updated><title type='text'>güz, yeniden..</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.sozcuklerdergisi.com/dergi_detay.aspx?sayi=32"&gt;Sözcükler&lt;/a&gt;, eylül - ekim 2011 sayısını "daha önce hiçbir yerde ürünü yayınlanmamış yeni yazarlara" ayırıyor. Bu sayıda okuyacağımız birkaç iyi öykünün moralimizi yükselteceği, henüz parlamamış bir iki yeteneği keşfetmenin hazzını yaşatacağı kesin (Evet. Bunlardan biri benim ama konumuz bu değil :S).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle gelir ki, esas yılbaşı eylül ayıdır. Yaz mevsiminin kavurucuğu sıcağı diner bir kere. Algımızın üzerine yoğun bir sis bulutu gibi çöken tatil fikri/özlemi de dağılır gider. Caddeler kalabalıklaşır, trafik kilitlenir, gündelik koşuşturmaca kaldığı yerden devam eder. Öğrenciler okula, çalışanlarsa ait oldukları umutsuzluk çukuruna tıpış tıpış dönerler. Sinema salonları, AVM koridorları dolar taşar. Futbol kaldığı yerden devam eder. Televizyonda yeni sezonun sükseli dizileri yayına başlar. Vitrinleri yeni sezon, muhtemelen toprak rengi, ürünler ele geçirir. Biraz daha bronz ve belki biraz daha kuvvetliyizdir artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden işte, eylül sayıları iyidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1424527193495369475?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1424527193495369475/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1424527193495369475' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1424527193495369475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1424527193495369475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/08/sozcukler-eylul-ekim-2011-saysn-daha.html' title='güz, yeniden..'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6600870063894569468</id><published>2011-08-10T23:01:00.002+03:00</published><updated>2011-08-10T23:09:43.106+03:00</updated><title type='text'>hippileri neden çok severiz?</title><content type='html'>Benim adıma, yanıtı son derece açık. Kütlesel olarak modernizme karşı çıkan, iş güç derdine sırtını dönen, mutluluğun ve huzurun peşine düşen, hep güneşle gezen bu insanlar bana olimpos'un tanrılarından daha masalsı gelir. böyledir... &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6600870063894569468?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6600870063894569468/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6600870063894569468' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6600870063894569468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6600870063894569468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/08/hippileri-neden-cok-severiz.html' title='hippileri neden çok severiz?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-125228530744482437</id><published>2011-07-25T22:55:00.003+03:00</published><updated>2011-07-25T23:05:06.718+03:00</updated><title type='text'>belki?</title><content type='html'>hakikati ne kadar iyi ve yakından bilirse bilsin, bireyin "aslında hiç de özel olmadığını" açık yüreklilikle kabullenmesi pek de kolay bir iş sayılmaz. tevazu hele ki bu asırda, her babayiğidin harcı değildir. belki insana bunu hakkıyla hissettiren de yalnızca  beatles vardır. dinlerken sizi mutlu ve aynı zamanda evrende ufacık hissettirmeyi başaran başkaca bir topluluk yoktur. bu ilişki biçimi elbette ilahi çağrışımlara vesile olur. dinleyici inançlı bir kulun huzurunu, mütevazilik bilincini yaşar. bu kullukta metazori yoktur, beatles evrenseldir. o halde, beatles için yapılan ve onların (çağdaş) müziğin tanrısı olduğunu ilişkin teşbihler pek yerinde ve doğrudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-125228530744482437?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/125228530744482437/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=125228530744482437' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/125228530744482437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/125228530744482437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/07/belki.html' title='belki?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6031191004356320605</id><published>2011-06-16T08:56:00.004+03:00</published><updated>2011-06-16T09:03:30.960+03:00</updated><title type='text'>go straight to hell, boy</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pEyLGBM58XM/TfmbqCMBaQI/AAAAAAAAAyg/FIPtsYBlIlA/s1600/5887.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618693156565510402" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-pEyLGBM58XM/TfmbqCMBaQI/AAAAAAAAAyg/FIPtsYBlIlA/s320/5887.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gercek hayatta fazla kahramanim yoktu. Dogrusu pek ihtiyacim da yoktu. Hakan Abi (abi dememe yine kizacaktir) benim icin ihtiyac fazlasi, kendiliginden bir kahramandi. Bunun icin hicbir sey yapmadi. Yol arkadaslari degildik belki ama nereye gitse pesinde, kendisinin ve bize gostermedigi yolun yolculariydik. Onun oldugu yerde gucluyduk, havaliydik. Ozguvenimiz biraz eksikti sanki... Evet, kiz arkadaslarimizin cogu ona asikti, ama onlari kim suclayabilirdi ki? Ve tabii ki guvendeydik. Cogunlukla uzaktaydik ama icimiz rahatti, en kotu o vardi. Artik yok. Bu da yeterince kotu. Cok uzgunum. Hakan'imizi kaybettik. Gencligimiz gozunun onunde kaydi. Ona ise hicbir sey olmazdi. Baska turlu yikilmayacagini bildikleri icin bolum sonuna trafik canavari koymuslar. Bu klisenin altinda ezilmek de varmis, ama artik bazi seyler hak'katen eskisi gibi olmayacak... Tum sevenlerinin acisini derince paylasiyorum, hepimizin basi sagolsun. Toprak ve huzur senin olsun abi... Bizi merak etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yavrum benim"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6031191004356320605?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6031191004356320605/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6031191004356320605' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6031191004356320605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6031191004356320605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/06/go-straight-to-hell-boy.html' title='go straight to hell, boy'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pEyLGBM58XM/TfmbqCMBaQI/AAAAAAAAAyg/FIPtsYBlIlA/s72-c/5887.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8936715008430029828</id><published>2011-03-11T10:55:00.005+02:00</published><updated>2011-03-11T11:10:28.079+02:00</updated><title type='text'>peki ya istimlak bedeli?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZgShUXKoWZk/TXnjuVyubyI/AAAAAAAAAx8/rUXYMufamt0/s1600/blogger_yasak.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 167px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5582743598365830946" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZgShUXKoWZk/TXnjuVyubyI/AAAAAAAAAx8/rUXYMufamt0/s200/blogger_yasak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Bloglarin, daha ozel ifadeyle, blogspot.com’un gectigimiz gunlerde kapatilma karari alindi. Bu karari yonetimde bulunan sansurcu kolektif aklin uygulamadaki tezahuru olarak okumak yaklasimlarin en su goturmeyeni olur. Bu dupeduz emek ve alan hirsizliginin mumessili olarak, davaci taraf olan futbol maclarinin yayinci kurulusu gosteriliyor. Once bu konuyu didiklemek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yanlis hesaplarin, hatali planlamalarin, sagliksiz yola cikislarin toplumuyuz. Olayi akisina, kervani da yola birakmak ve kendiliginden duzelmesini beklemek bu topraklarin kronik bir rahatsizligi. Ve bu yolda kacaga, planlananin disinda kalan, daha dogrusu ortada planlanan bir sey olmadigi icin, hesapta olmayan herhangi bir unsura tahammul yok. Kiraathaneler, yoldan gecenler televizyondaki maca bakmasinlar diye cevresine minyatur bir cin seddi orer. Belestepeye yogun engelleyici guvenlik onlemleri alinir. Kitapevlerinde muasir medeniyetlerde oldugu gibi, maazallah bir kitabi alip iki saat icinde okur da bitirirsiniz diye orta yerlerde rahat koltuklar yoktur. Parmakla sayilir coklukta masasi olan bir cafe’de uzerinizdeki baski yuksek, barinma sureniz de kisadir. Kapikuleden obur tarafta sahit oldugum, iki kisi tek bir icki istedi diye masayi ve mekani kibarca terk etmeleri istenen tek yer, Amsterdam’in gobeginde bir cafeydi. Ne hikmetse sahipleri ve calisanlari da Turk’tu. Evet, muhtemelen uc aile o isletmenin geliriyle yasiyor. Ama sorun tam da burada. Belki de o isletme, uc ailenin gecim kaynagi olacak bir mekan, margarin cikarilacak sinek, tum umitlerin gomulecegi bir yer degildi. Alt yapisi olmayan beklentilerin sonucu beyhude cirpinislar ve anlamsiz aksiyonlar; hesap disi her unsur da paranoya paratoneri, ugursuzluk, ekmek teknesine saldirmis bir kemirgen oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyorum yayinci kurulus da Super Lig’in marka degerini dunyada ilk 10’a sokacak yatirim teklifini yaptiginda bir seyleri yanlis hesapladi. Ortada bir sacmalik oldugu acikti. Simdi en ince catlaklari dahi sivama, sizan kacaklari onleme savasimina girmis durumda. Uzun suredir vardi bu dava. Bunun adi malina sahip cikmak filan degil, enikonu ac gozluluktur. Bakin, kalabalik yerlerde calsiyorum, bes farkli egitim kurumundan mezun oldum, turlu turlu insan profilleriyle hasir nesir oluyorum, dolayisiyla farkli kesimlerden yuzlerce insan taniyorum diyebilirim. Yani beni pekala bir arastirma denegi kabul edebilirsiniz. Onca tanidigim insan Digiturk uyesiyse, ve ben iclerinden bir tanesinin dahi “maclari blogspot’tan izliyorum”u dedigini duymadiysam, kimse beni bu kacagin, kurumun ocagina incir agaci diktigine ikna edemez. Kaldi ki burada musterilerini de cezalandirdiginin farkinda olmayan, aslinda bunu umursamayan trajikomik bir yaklasim da var. Koyun surusunden hallice musteriler oldugumuz icin cok da problem degil ama durum, sokakta kulaklari sagir edercesine korna calip o kornayi sadece onundeki aracin duyacagini sanan embesil soforlerin ironisi gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fc24tc1MLco/TXnkDuSszcI/AAAAAAAAAyM/Yrltayuj9k8/s1600/greed-corp-685x300.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 140px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5582743965719645634" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-fc24tc1MLco/TXnkDuSszcI/AAAAAAAAAyM/Yrltayuj9k8/s320/greed-corp-685x300.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay en ozet haliyle su; bugunun piyasasinda ya musterisinizdir, ya da degilsinizdir. Arada kalan uc-bes “nasiplenmeci” tayfa en buyuk dusman ve hedeftir. Ayrica musterilik de oyle somut bir metaya veya hizmete, ona bicilen fiyata mukabil talep olmakla sinirli degil. Isletmecilerin kendi belirledikleri kistaslar dahilinde musterisinizdir. Ya en az iki icecek alan, ya mac izleyen ama blog okumayan/yazmayan, ya da duvari asip mac parasinin yaninda uc-bes cay icen bir musteri olmaniz beklenir. Peki suclu sadece kurum mu? Kesinlikle hayir. Bir kere bir yolu actiniz mi, o yol acik kalmaya mahkum olur. Dogdugum gunden beri bir kapatma davasidir gidiyor. Kapatma edimi bir kez cozumden sayildi mi, artik herkes gorece magduriyetinde bunu talep ediyor. Paradigma olarak nasil ortaya cikmis, nasil siradanlasmis ve kemiklesmis, zihnim ve fikrim almiyor. Ne de olsa kanal bir kez acilmis, tum hukuki mucadele bu ihtimal uzerine dayandiriliyor. Ozellikle internet tarafinda hukumetin en gozde uygulamasi bu oldugundan, yayinci kurulusun da ilk hedefi buydu. Kapatmadan musdarip oldugu icin yillarca mazlumu oynayan karar vericilerin bugun kapatma histerisine batmis olmasi da ayrica dusundurucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kalem kirildi, adres kapatildi. Oncelikle, elbette uretilen, yazilan ve cizilen hersey paylasilmalidir. Bunlara ayna olacak otekilere ihtiyacimiz var. Bizim icin de buranin varligi, devamliligi onemli. Hatta gurur kaynagimiz. Ancak bizim bu blogdan, genel olarak internetten herhangi, evet abartili tinlamakla birlikte, herhangi bir beklentimiz yok. Benim sanal alemle iliksim kazandibiyle olan iliskime benzer. Onume konursa severek yerim, ama yoksa herhangi bir krize girmem. Biraz da radyo-televizyondan ibaret teknoloji jenerasyonuyla, internete dogan nesil arasinda bir yerlede oldugumuzdandir. Bugune kiyasla mahrumiyeti de gorduk, bugunu de... Esasen, bu blogspot hikayesine her ne kadar klavyem burada tam tur calisiyorsa da, yuregim ve hislerim o kadar da duyarli olamiyor. Lakin bizden cok daha ihtiyac sahibi insanlar, buradan gecim saglayan, maddi degilse manevi doygunluk kazanan, yani bir sekilde kendini bu alanlar uzerinden tanimlayan ve ifade eden insanlar icin durum cok daha bozguna ugratici vahimlikte. Buradaki tepkim daha ziyade onlarin ugradigi haksizligi kapsiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-anYdLWWP4NE/TXnlH1lH_YI/AAAAAAAAAyU/rwFqanvYxSI/s1600/cyber_revolution.png"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5582745135907077506" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-anYdLWWP4NE/TXnlH1lH_YI/AAAAAAAAAyU/rwFqanvYxSI/s200/cyber_revolution.png" /&gt;&lt;/a&gt;Ote yandan, her turlu yolsuzluga, zulume, somuruye kulagini tikayip sanal alemine zeval gelince mangalda kul birakmayan siber devrimcilerinden biri gibi tinlamak, dogrusu en son isteyecegim sey olur. Masa basi magduriyeti, yine masa basindan yurutulen protesto dalgasiyla giderilemez, bunu da artik tum ruya alemcilerinin bilmesi gerekiyor. Sanal mecranin, burada yapilan uretimin herhangi bir kiymeti ya da hukmu olsaydi, zaten boylesine pervasizca, bir cirpida kapatilmazdik. Bu konuda da magduriyet sahiplerinin, eger kendilerini gercekten magdur hissediyorlarsa, haklarini baska sekillerde aramasi gerekiyor. Revolution will not be digitalized.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cok onemli fakat goz arda edilen bir onemli mesele daha var. Dusunun ki bir dukkaniniz var. Belediye, sozde kentsel donusum, ozde yeni peskes alanlari yaratim surecinde burayi istimlak ediyor. Bunun karsiliginda gecim kaynaginizi aktarabileceginiz yeni bir yer sunmak durumundalardir. Diyelim ki blogspot da istimlak edildi. Peki nerede bunun tazminati? Uc yildir bizim, daha uzun yillar ve daha yogun bicimde baska bloglar, yazip cizilen onca nesriyat ne olacak? Iste bunun kitaplarin yakilmasindan, filmlerin toplatilmasindan hicbir farki yok. Iste bunun adi emek hirsizligidir. Ortada bu nesriyatin yeni bir yere tasinmasi, tekrar topluma geri kazandirilmasi icin en ufak bir teklif, tesebbus, yardim dahi yok. Yapilamaz mi? En azindan bir basvuru mercii olusturulur, dileyenler buraya basvurur, blog alani incelenir ve onaylanarak tekrar yasal alana geri dondurulur. Ama imkansiz, cunku bu zihniyete gore her turlu kulturel kapital uretildigi andan itibaren coptur. Tipki heykeller, resimler, kitaplar gibi. Ve tek bir kararla sonsuzluga, ya da karanliga mahkum edilir. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8936715008430029828?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8936715008430029828/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8936715008430029828' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8936715008430029828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8936715008430029828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/03/peki-ya-istimlak-bedeli.html' title='peki ya istimlak bedeli?'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ZgShUXKoWZk/TXnjuVyubyI/AAAAAAAAAx8/rUXYMufamt0/s72-c/blogger_yasak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2696245263072250622</id><published>2011-02-26T18:11:00.009+02:00</published><updated>2011-02-26T18:16:07.125+02:00</updated><title type='text'>let's go vegetarian</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-48rqHKy1XQ0/TWknPOWr50I/AAAAAAAAA9Q/nnPD1zNQj2c/s1600/meat47hands.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 307px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-48rqHKy1XQ0/TWknPOWr50I/AAAAAAAAA9Q/nnPD1zNQj2c/s400/meat47hands.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032755979839298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-59Vsretw5aQ/TWknJzIow6I/AAAAAAAAA9I/hKH5BZJjiWI/s1600/your_meat_team.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 292px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-59Vsretw5aQ/TWknJzIow6I/AAAAAAAAA9I/hKH5BZJjiWI/s400/your_meat_team.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032662773810082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/--K7L7-vW44A/TWkm8QzFxgI/AAAAAAAAA9A/zZHEjVU0XS0/s1600/meat45can01b.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 283px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--K7L7-vW44A/TWkm8QzFxgI/AAAAAAAAA9A/zZHEjVU0XS0/s400/meat45can01b.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032430218331650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-lPNbmVSIH14/TWkm3RxPeII/AAAAAAAAA84/SHk2UJzjtZc/s1600/butcher-block-434x590.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 294px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-lPNbmVSIH14/TWkm3RxPeII/AAAAAAAAA84/SHk2UJzjtZc/s400/butcher-block-434x590.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032344579668098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-LIJHJ2GPrb8/TWkmyvy7D5I/AAAAAAAAA8w/Y40pJ0vEEzU/s1600/American%2BMeat%2BInstitute%2B-%2B1951_small.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-LIJHJ2GPrb8/TWkmyvy7D5I/AAAAAAAAA8w/Y40pJ0vEEzU/s400/American%2BMeat%2BInstitute%2B-%2B1951_small.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032266740436882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-7_d4_m1mUwE/TWkmtQKIQBI/AAAAAAAAA8o/pEyws6CR1sA/s1600/1107938580_e6ea2315fe.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 287px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-7_d4_m1mUwE/TWkmtQKIQBI/AAAAAAAAA8o/pEyws6CR1sA/s400/1107938580_e6ea2315fe.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032172348489746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-fGbQuE0C-3M/TWkmoK97sbI/AAAAAAAAA8g/PzdTX2GNd-I/s1600/300547668_5b8366a587_z.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 276px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fGbQuE0C-3M/TWkmoK97sbI/AAAAAAAAA8g/PzdTX2GNd-I/s400/300547668_5b8366a587_z.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032085055812018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-3wTzKHY2gL4/TWkmjSHMmxI/AAAAAAAAA8Y/sohqTN2uktw/s1600/53americanmeat.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-3wTzKHY2gL4/TWkmjSHMmxI/AAAAAAAAA8Y/sohqTN2uktw/s400/53americanmeat.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578032001074371346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-8vnWI0i7yvI/TWkmeTYFmoI/AAAAAAAAA8Q/0ncjIOBwb3M/s1600/6a00d83451ccbc69e2011278dd8e2f28a4-400wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 370px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8vnWI0i7yvI/TWkmeTYFmoI/AAAAAAAAA8Q/0ncjIOBwb3M/s400/6a00d83451ccbc69e2011278dd8e2f28a4-400wi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578031915514305154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-1phCj4h7xmk/TWkmaGfpGrI/AAAAAAAAA8I/hXbjYOW1xEs/s1600/6a00d83451ccbc69e201156f3539e7970c-400wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 291px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-1phCj4h7xmk/TWkmaGfpGrI/AAAAAAAAA8I/hXbjYOW1xEs/s400/6a00d83451ccbc69e201156f3539e7970c-400wi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578031843336854194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2696245263072250622?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2696245263072250622/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2696245263072250622' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2696245263072250622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2696245263072250622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/02/lets-go-vegetarian.html' title='let&apos;s go vegetarian'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-48rqHKy1XQ0/TWknPOWr50I/AAAAAAAAA9Q/nnPD1zNQj2c/s72-c/meat47hands.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2550563021040285109</id><published>2011-02-08T14:58:00.005+02:00</published><updated>2011-02-08T15:22:38.414+02:00</updated><title type='text'>ifrazat over müfredat</title><content type='html'>Benimle aynı yaşta, Fransa’da doğup büyümüş bir kuzenim var, adı Murat. Sivri zeka, muhtemelen bu yüzden de yarı-deli bir çocuktu. 2 yıl kadar önce görüştüm, bir de Amsterdam maceramız oldu. Halen öyle olduğunu söyleyebilirim. Hayatımız benim hiç de arzu etmediğim bir simetride paralel olarak ilerlemiştir. Arzu etmediğim simetri diyorum çünkü bana kalırsa o dönemlerde bu topraklarda yaşamak hiç ama hiç çekici değildi. Her şeyin gerisindeydik. Küçük yaşlarda, teknoloji ve refah seviyesindeki geri kalmışlık canımı sıkarken, delikanlılık dönemlerinde en çok zihniyet ve genlerdeki gerici kodların ıstırabını yaşıyordum. Onunla yıldan yıla görüşmek, benimle, bilmediğim ama bizimkinden çok daha ileri olduğuna emin olduğum medeniyetler arasına en kestirme hattı çekerdi. Bugün ise aynı Murat, İstanbul’da kıyak bir ekspat iş kapabilmek için can atar. Hatta onun büyüdüğü ve 18ine gelir gelmez kaçtığı kasabayı sonradan görecek, orada bir gençlik yaşamanın, bir gençlik harcamaya eşdeğer olduğuna kanaat getirecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TVFAucjwLCI/AAAAAAAAAxs/2IATtfk2p6M/s1600/l%2527integral.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 98px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571305380718324770" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TVFAucjwLCI/AAAAAAAAAxs/2IATtfk2p6M/s200/l%2527integral.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Öğrenim hayatımız da paralel gidiyordu. Liseyi bitirip üniversite aşamasına geldiğimizde dirsek teması halindeydik. Tercihlerimiz uyuşuyordu, aynı bölüm/meslek dalına dalış için uğraş veriyorduk. ÖYS sınavlarının açıklandığı dönem tesadüfen İstanbul’daydı. Aradaki en belirgin fark; o bizimki kadar travmatik ve hayatın dönüm noktası niteliğinde bir sınav sürecinden geçmemişti. Her zaman evrenselliği konusunda nedense bir türlü ikna olamadığım matematik, fen gibi pozitif bilimlerin gerçekten Fransa’da, burayla aynı olup olmadığını çok merak ediyordum. Yani tamam, paralel gidiyorduk ama aynı şeyleri mi biliyorduk? Evde birlikte otururken kağıt kalemi çıkarıp, bir güzel sınava çektim hergeleyi. İşe logaritma sorusuyla başladım. Gidiş yolu bizimkinden biraz farklı da olsa, bir şekilde çözdü. Sonra menzili uzun bir sıçramayla, integrale geçtim. Hani meşhur bir integral sorusu vardır, görünürde çok kolaydır, fakat çözümü saatler sürer: Integral 1/e. Soruya baktı ve mazeretini bildirdi: “biz daha S’yi görmedik” :S. Evet, integral onun için sembol itibariyle bir S harfinden ibaretti. Daha kötüsü, yanlış bir ibaret oluş şekliydi bu. Toplam sembolüne E harfini vermek gibi… Sonra türev dedim, “haaa apostrof? Almıştım bir ders ama anlamadım”. Matematik bölümünden sınava giren biz universite adayları uzay geometrisi kısmen hatmetmişken, Murat neredeyse Lise 1 seviyesindeydi. Evet, hep gelişmiş ülkelerdeki hayatın daha kolay olduğunu, burada çektiklerimizi asla anlayamadıklarını düşünürdüm. Her alanda yenik olduğumuza inancımın, bir alanda daha sağlaması yapılmıştı. Onların şikayetleri şımarık züppelerin sığ şikayetleri kadar gerçek dışıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bir matematik profesörü kadar yetkin, bir o kadar da yorgun hissediyordum. Bizim sırtımıza yüklenmiş olan ağır müfredatın ve onun ürettiği skolyoz dostu ağır çantaların geçmişini ve geleceğinin pasını bir güzel yüksek sesle aldım. Murat da büyük ihtimalle çözemediği soruların ardında kafası basmayan bir öğrenci konumuna düşmek, aramızdaki çekişmede ağır bir yenilgi almış gibi görünmektense, benim küfür-sinkaflarıma eşlik ve uğradığımız haksızlığa çok içten bir görünümle ortaklık etti. İçimden, “ulan Murat bilgisizi, sana aynı sınavı üniversite 3. sınıfta da çekicem, tek bir tanesini bilecek olursan kendimi keserim, o kadar da iddialı konuşuyorum” dedim. Sivri zeka olabilirdi ama tembel tenekenin tekiydi, buna emindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TVFBASYmjyI/AAAAAAAAAx0/rp7njwYyOuQ/s1600/fm.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 156px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571305687224848162" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TVFBASYmjyI/AAAAAAAAAx0/rp7njwYyOuQ/s200/fm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;O günden bugüne hiçbir şey değişmedi. Her yaşta ağır müfredat kurbanıyız, buna üniversite de dahil. Bazen çocukların ders kitaplarına denk geliyor ve tedrisatın ayni hantal haliyle son sürat devam ettiğini anlıyorum. Şuncağız çocuklar için gereksiz, kullanışsız ve zararlı [evet, zararlı] ne kadar bilgi varsa, o ders kitaplarının içine istiflenmiş halde. Zaten bugünkü şartlarda çocukların işi eğitim konusunda olabildiğince zorken, bir de içinden geçtikleri bilgi çöplüğü, yorgun ya da motivasyonsuz gelecek nesiller için tam isabet. İşleri zor, çünkü dünya bundan on beş yıl önce bu kadar dikkat dağıtıcı, konsantrasyon düşmanı bir mekan değildi. Derslerimize asılmamız karşısında en büyük engel, olsa olsa, televizyon ve sokaklardı. Her daim müptelası olmaktan çekinmediğim televizyon, duruma göre tehlike olabilirdi evet. Lakin hiçbir ailenin çocuğunu sokak bağımlısı diye doktora sürüklediğine şahit olmadım. Bugün cep telefonu, sms, oyun konsolu, bilgisayar bağımlısı olduğu için pedagoglara, ya da diğer psiko-bilim insanlarına başvurmak zorunda kalan yüzlerce anne-baba var. ÖYS’ye hazırlanırken dış dünyayla ilişkimi rahatlıkla kesip (tüm yapmam gereken televizyonu kapatmaktı) 40 dakikalık kesintisiz, biraz da üniversite sınavı simülasyonu blok testler çözebilirdim. Bugün evde 40 dakikalık bir çalışma için, hiç yoksa iki-üç saatlik efektif olmayan bir zaman dilimine ihtiyacı var. Yine bugün, ilk-orta seviye bir öğrenci adına, bu kadar aygıt arasında başarılı olma motivasyonunun ne olabileceğine, neyin onlar için itici güç oluşturabileceğine mantıklı karşılıklar bulamıyorum. Yeni dünyanın yazdığı başarısızlık senaryosu yetmiyormuş gibi, müfredat hala çok ağır. Bu ağırlığın altından normal tempoda kalkılamadığından, devreye ek kurslar giriyor. Tabii bunda çıkar odaklarının, standart işleyişinde medeni yaşam koşullarından uzakta bırakılan öğretim görevlileri için korsan hat arayışının da rolü büyük. Etrafımdaki örnekler de bu durumu doğruluyor. Kiminin dersler tepe taklak gidiyor, kimi bir çocuk için dayanılması güç aygıtlar arasında kafayı çiziyor, kimiyse bu gencecik çağında halen vecibelerini yerine getirmek için fazladan harcadığı mesainin etkisiyle yorgun ve bitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri bu müfredat mevzuna ilişkin bana bir şeyler söylemişti. O an için, Amerika’nın çıkarılmasına izin vermediği şu meşhur gizli bor maden yatakları konulu ötelenmiş elektronik postalara, hemen her ulusal meseleyi çok farklı ideoloji, doktrin ve saikleri aynı çatı altında toplayabilen anti-emperyalizme getiren komplo teorilerinden birine benzetmiştim. Teoriye göre müfredatımız, özellikle gençlerin entelekt düzeyini belirli bir seviyenin altında tutmaya, bombardıman yoluyla bilgi açlığına ve boşluğa yer bırakmayıp, genç bireyleri araştırmaktan, sorgulamaktan alı koymaya yönelik yıldırıcı özel bir programmış. Bu bilgi ve eğitim hevesini çökertme politikasında Amerika’nın, CIA’nin filan da parmağı varmış. Düşünüyorum da, CIA gelip Maraş’ı, Çorum’u karıştırmakla uğraşıyor da, bu kadar başarılı ve kitlesel bir programın oluşumuyla mı uğraşmayacak? Çok da mantıksız gelmiyor. Tamam, ille bu ülke ve kurumlar olmak zorunda değil. Önemli olan niyet; farklı güç odaklarınca, bizzat kendi içimizden de bilinçli yürütülen bir politika olabilir. Öyle “bu dünyaya çocuk getirmenin...” şeklinde başlayıp manasız açılımlara girecek değilim. Ama istisnasız, bütün çocuklara ömürlerinin önemli bir parçasını yiyecek okul yolunda çok ama çok acıyorum. Onlar adına içim bildiğiniz, cızzzz ediyor. Çocukluklarını yaşayamama pahasına, hepsine biran evvel büyümelerini diliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2550563021040285109?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2550563021040285109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2550563021040285109' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2550563021040285109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2550563021040285109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/02/ifrazat-over-mufredat.html' title='ifrazat over müfredat'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TVFAucjwLCI/AAAAAAAAAxs/2IATtfk2p6M/s72-c/l%2527integral.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3825158903820775732</id><published>2011-01-29T21:10:00.012+02:00</published><updated>2011-01-30T14:47:21.322+02:00</updated><title type='text'>küstüm, almıyorum</title><content type='html'>Yaşadığınız dünyada olan bitenden ne ölçüde haberdarsınız? Tunus ve son olarak Mısır'daki ayaklanmalar, uzak yerlerdeki doğal afetler, Turkiye'de alkol kullanımı düzenlemesi ve yaş sınırı tartışmaları, genel seçim öncesi etkisi katlanmış siyasal manevralar 2011 takviminin başlangıç taşlarını döşerken, aslında yakın geçmişte, yazın ve konuşma aleminde insanlık tarihinin en hayati hatalarından birinden dönüldü. Son on yıl içinde "girişimde bulunmak", "başlatmak", "teşebbüste bulunmak" gibi kalıplar kavramı tam anlamıyla, ya da sarsıcı bir etkiyle ifade edemediği için hayatımıza giren "insiyatif" kelimesi buyuk bir ıstıraptan kurtularak, aslına, yani "inisiyatif"e döndü. Kim bilir, bu kurtarma operasyonunun basarisi ve telafinin sagladigi rahatlama, bazılarımızın basini yastiga huzurla koymasina vesile olmustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu ilk kim fark etti, ya da zaten farkındaydı da nihayet sesini duyurup genel farkındalığı etkiledi, çok merak etmiyorum. Ancak fark edilmemesi imkansız olan, sözcüğün yeni formunu ne kadar çok ve abartılı kullanırsak, bu tarihi hatadan o ölçüde sıyrılmış, hatta belki geçmişi bile bütünüyle temize çıkarırmışız gibi, ortalıkta bir "inisiyatif" bombardımanı olduğu. Herhangi bir konuda bu doyumsuz telafi hissini beyhude biçimde doyurabilmek için kavramı yoktan var eden fırsat avcılarına bile rastlamak mümkün. Peki sözcüğün -öyle sanıyorum- Fransızca aslına mot’a mot dönmek çok mu gerekliydi? Düşünün, yazımdaki aslına bağlı kalacağız diye bir anda sondaki “t“ harfini damağın dibine kadar bastırırcasına “restorant” demeye başladığımızı... Ne kadar can sıkıcı. Yıllarca "cavs" dediğimiz köpekbalığına bir anda "coows" demek zorunda olmak kadar da sinire dokunucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567698460954757026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TURwQFWyh6I/AAAAAAAAAxY/ic88aZfvQR0/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;Ganimete veya çalıntıya saygıyı anlarım ama, devşirilmiş, özlük hissini daha baştan yitirmiş bir sözcüğün sonradan, kalıcı misafir olarak yerleştiği bu yeni dildeki yapıya, ortalama diksiyona uygun biçimde evrilmesi çok mu anormal? Tabii sözcükleri apartıp kendi keyfimize göre modifiye edelim, doğrusunu [bu durumda doğru kelimesi de biraz ironik kalıyor ya] söyleme zahmetine katlanmayalım demiyorum. Ama söylenişini kolaylaştırmanın nesi kötü? Örneğin zaman içinde kendini mecburen kabul ettirmiş, dilin doğruları arasına girmiş “septik” demenin pratikliğinin yanında, “skeptik”te ısrar etmenin ne gibi bir faydası olabilir, bilemiyorum. Özel bir şey yapmaya gerek yok, zaman içinde kamuya yayılan yanlış belki de dilin doğrusudur. Evet üzülerek söylüyorum, belki de “şarj” kelimesinin Türkçe dilindeki, damağındaki, armonisindeki yeri “şarz”dır. Sebebi tembellik değilse, bu kadar insan yanılıyor olamaz. Aman “sweetshirt” demeyelim, cunku hem daha kolay filan değil, hem de burada absurt bir anlam kayması da var. Bir turist şarz kelimesini duyunca en kötü ihtimal hiç anlamayabilir, ama “sweetshirt”ü duyunca krize girebilir. Neyse bu bambaşka bir konu. “In[i]siyatif” meselesine dönersek, oynamıyorum arkadaş! Eski halini kullansam, cahilliğe, ya da yeniliğe kapalılığa yorulacak. Yeni haline hallensem, özentimden çıldıracağım. Kısaca “inisiyatif”i kullanma insiyatifini almıyor ve sözcüğü haznemden defediyorum. Hatta kavramı da çıkarıyorum, her ne haltsa, onu almıyorum. Bundan böyle kimse benden herhangi bir konuda girişimcilik, elimi taşın altına koymacılık [ama bunların hiçbiri olmuyor ki ya :((], beklemesin :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3825158903820775732?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3825158903820775732/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3825158903820775732' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3825158903820775732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3825158903820775732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/01/kustum-almyorum.html' title='küstüm, almıyorum'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TURwQFWyh6I/AAAAAAAAAxY/ic88aZfvQR0/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5900087148595443033</id><published>2011-01-17T23:00:00.002+02:00</published><updated>2011-01-17T23:18:59.003+02:00</updated><title type='text'>plastic beach</title><content type='html'>petrokimyevi bir urun olan plastige karsiyiz, degil mi? yani oyle olmasi gerekiyor. ben de sadece oyle olmasi gerektigi icin karsiyim. kanserojen madde, gereksiz petrol tuketimi vs. ama, az once ufak bir seyahat icin hazirlanirken dusundum ve farkina vardim ki, bir plastik urune fena halde zaafim var. kullanim amacim hicbir zaman isminin hukmettigi sekilde olmasa da, buzdolabi poseti. bilmiyorum ama son 20 yilin en iyi buluslarindan biri gibi geliyor bana. ozellikle akiskan maddeleri muhafaza eden sise ya da tupleri korumaya almak icin kendi kucuk, faydasi buyuk bir bulus. birkac tane de yedek alirim hep. kirli corap, kullanilmis ic camasir, yani tecrite mahkum her turlu parca icin na-gecirgen ideallikte bir zar. hic karizmatik degil, degil mi? zip-lock filan cok daha havali tabii ama batidan aldigimiz ahlaksizliklar listesine henuz giremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gaia'ya ozurlerimle. azaltma sozu veriyorum ama katiyen birakmak... asla. gerekirse kafama gecirir giderim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5900087148595443033?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5900087148595443033/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5900087148595443033' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5900087148595443033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5900087148595443033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/01/plastic-beach.html' title='plastic beach'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4036163664311914702</id><published>2011-01-16T12:37:00.006+02:00</published><updated>2011-01-16T13:37:59.192+02:00</updated><title type='text'>the flaubert effect</title><content type='html'>aynı anda birkaç kitap okumak, nasıl geliştiğini bilmeden edindiğim hoş bir adettir. Kimi zaman beni zorlasa, ve okuma ağırlığımı bir kitaba yöneltmem sonucunda diğerleri ile bağımı zayıflatsa da, bu alışkanlığımı sürdürüyor olmaktan memnunum. "teen" yıllarımı okumasız, yalnızca izleyerek geçirmiş olmamın intikamı ve açlığı da olabilir nedeni, bilmiyorum...lakin bu davranışın beni şaşırtan, zihin açıcı müspet sonuçları ile karşılaşmak da doğru bir iş yaptığımı ispatlıyor aslında.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazma eylemiyle ilişkimin, kişisel tarihimde en kritik dönemece girmesi okuma süratim ve şevkimi de kamçıladı. bu sürpriz, önemli bir mutluluk benim adıma. şu aralar orhan pamuk - manzaradan parçalar, chesterton - apollon'un gözü, james wood - kurmaca nasıl işler ve art-sit'in situasyonist enternasyonel nüshalarını okuyorum. nick hornby how to be good, kolay ve eğlenceli diliyle aradan sıyrılıp finiş çizgisini ilk gören kitap oldu. kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. ondan boşalan yeri, reşad ekrem koçu'nun forsa halil romanı aldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;konuyu çok dağıtmayayım. yazının amacı, paralel okumalarımda yakaladığım hoş bir tesadüfü, anlatım biçimlerine dair kıyak bir tüyoyu alterednative'ın amansız müptelaları ile paylaşmak. olmadığını ve muhtemelen asla oluşmayacağını bildiğimiz değerli tiryakiler... blogumuzun okur ilgisinden yoksun kalması hüzün verici olsa da, yıllara yayılmış aksak devamlılığında bu ilgisizliğin ve dolayısıyla "bize özgülüğün" de bir katkısı bulunduğunu pekala biliyorum. her neyse... alterednative iptiladır, müptelalara selam!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Orhan Pamuk / Manzaradan parçalar&lt;/b&gt; (İletişim Yayınları, 2010)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bay Flaubert Benim! başlığı altında, sayfa 241&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Flaubert kahramanlarının düşüncelerine ve onların ruhsal dünyalarına, romandaki anlatıcı sesin çok yaklaşabilmesi için özel bir teknik geliştirmiştir. Önce Fransa'da, daha sonra bütün dünyada taklit edilen, yayılan ve okurlarından çok Flaubert uzmanlarının takdir ettiği bu sese, bu anlatım tekniğine "dolayımlı serbest üslup" denir. Flaubert'in keşfetmekten çok geliştirdiği bu anlatı üslubu, kahramanların düşünceleriyle, tanık oldukları çevre ve olaylar arasında bir fark gözetmez. Anlatanın dili, zaman zaman kahramanın ruhuna, dertlerine, o kişinin özel sözlerini, argosunu kullanarak yaklaşır, ama anlatıcı ses bizi "diye düşündü" , "diye aklından geçirdi" diye uyarmaz. Manzara ve çevre tasvirleri de, bir romanda olması gerektiği gibi, kahramanın ruh durumunu hem ayrıntılarıyla hem de seçilen kelimelerle temsil eder. Böylece biz okurlar, dünyayı, tasvir edilen olayları ve manzarayı kahramanların gözüyle ve onları duygu, dert ve kelimelerinin içinden yakın bir şekilde görürüz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;James Wood / Kurmaca Nasıl İşler&lt;/b&gt; (Ayrıntı Yayınları)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Anlatım" bölümü altında, sayfa 19&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer taraftan, her şeye hakim anlatım nadiren göründüğü kadar her şeye hakimdir. Öncelikle, yarazın üslubu, bir şekilde, üçüncü şahıs hakimiyetini taraflı ve etki altında gösterir. Yazarın üslubu, ilgimizi yazara, yazarın inşasının ustalığına ve dolayısıyla da yazarın kendi eserine çekme eğilimindedir. Bı nedenle, Flaubert'in, yazarın "kişisel olmaması", Tanrı gibi ve mesafeli olması yönündeki ünlü arzusuna karşılık, kendi üslubunun oldukça kişisel olması, her bir sayfadaki sanki Tanrı'nın kaleminden çıkmış şatafatlı bir imzaya benzeyen o mükemmel cümleleri ve detayları, onun neredeyse komik denilebilecek ikilemini ortaya koyar.Dolayısıyla, kişisel olmayan yazar buraya kadardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(wood yazısının devamında örnek bir cümlenin farklı biçimlerle aktarılması üzerinden, serbest dolaylı anlatımın üstünlüğünü ortaya koyuyor. bense alıntıları burada kesip, size her iki kitabı da edinmenizi tavsiye etmekle yetiniyorum. daha fazlasını paylaşıp okuma şevkinizi kırmak istemem.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4036163664311914702?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4036163664311914702/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4036163664311914702' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4036163664311914702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4036163664311914702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/01/flaubert-effect.html' title='the flaubert effect'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1007463064872695630</id><published>2011-01-13T12:35:00.005+02:00</published><updated>2011-01-13T13:02:11.436+02:00</updated><title type='text'>kır kalemi kes koçanı, otoparksız neyleyim?</title><content type='html'>belediyeye ait alanlarda çalışan üniformalı otopark görevlilerinin meziyeti karşısında hayrete düşüyorum. arabanın ancak sığacağı bir boşluğa, bazen tek bir manevrada park etmelerinde büyüleyici bir yan buluyorum. hayli düşük bir ücret karşılığında icra edilen, sıradan görünümlü mesleğin kazandırdığı yetenek ve tecrübeye özeniyorum. Genellikle kadın bir sürücünün ya da acelesi olan herhangi bir müşterinin bıraktığı çalışır vaziyetteki otomobili alıp, tereddüt dahi etmeden zınk diye boşluğa yerleştirmeleri, işlem bittikten sonra çekilen el freninin keskin ve kademeli sesi fena halde hoşuma gidiyor. Otomatik veya manuel şanzıman, kamyonet veya iki kişilik bir spor araba fark etmiyor. Usta eller ne yapması gerektiğini ezbere biliyor. Hayatta hepimizin sıkıntı çektiği, özellikle sahada çalışan insanlar için kimi zaman bir eziyete dönüşen park eyleminde ihtisas sahibi olmalarını saygıyla karşılıyorum. İşini gizli bir gururla, büyük şehirdeki park sorunun bilincinde olduklarından belki biraz da övünerek ve soğuk hava şartları ya da düşük ücret nedeniyle şikayet dahi etmeden yapan bu adamları takdir ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1007463064872695630?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1007463064872695630/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1007463064872695630' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1007463064872695630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1007463064872695630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2011/01/kr-kalemi-kes-kocan-otoparksz-neyleyim.html' title='kır kalemi kes koçanı, otoparksız neyleyim?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4950227232161486500</id><published>2010-12-15T19:52:00.002+02:00</published><updated>2010-12-15T19:57:51.198+02:00</updated><title type='text'>sanat bazen...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;(basliktan devamla) dehset verici olabiliyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 227px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TQkAunl-Z5I/AAAAAAAAA7k/FuybokTVTq8/s400/340px-Leonhard_Kern_Menschenfresserin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550968816613091218" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Leonhard Kern'in 1650 tarihli &lt;i&gt;yamyamlık&lt;/i&gt; isimli heykeli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tekrar bakın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anne ve çocuğun ifadelerindeki farklılığa dikkat buyurun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bedenlerinden süzülen kanı siz de fark edebiliyorsunuz değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi asıl soru geliyor,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o bacağın devamı nerde lan? :S&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4950227232161486500?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4950227232161486500/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4950227232161486500' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4950227232161486500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4950227232161486500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/12/sanat-bazen.html' title='sanat bazen...'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TQkAunl-Z5I/AAAAAAAAA7k/FuybokTVTq8/s72-c/340px-Leonhard_Kern_Menschenfresserin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-50990042493182986</id><published>2010-12-12T13:49:00.002+02:00</published><updated>2010-12-12T13:53:09.284+02:00</updated><title type='text'>hidden dragon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TQS3el1-D7I/AAAAAAAAA7c/jRP0iZ1gXK8/s1600/faln.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TQS3el1-D7I/AAAAAAAAA7c/jRP0iZ1gXK8/s320/faln.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549762377009729458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:georgia, 'times new roman', times, serif;font-size:14px;"&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;The FALN (Armed Forces of National Liberation) is a clandestine organization committed to the political independence of Puerto Rico from the United States. Between 1974 and 1983, the FALN claimed responsibility for more than 120 bombings of military and government buildings, financial institutions, and corporate headquarters in Chicago, New York, and Washington DC, which killed six people and injured dozens more. The purpose of these bombings was to protest U.S. military presence in Puerto Rico, draw attention to Puerto Rico's political relationship with the United States, and object to increased influence of U.S.-based corporate and financial institutions on the island.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;On April 4, 1980, police arrested 11 FALN members in &lt;a class="standard" href="http://www.encyclopedia.chicagohistory.org/pages/438.html" style="color: rgb(161, 88, 16); text-decoration: none; "&gt;Evanston&lt;/a&gt; near &lt;a class="standard" href="http://www.encyclopedia.chicagohistory.org/pages/910.html" style="color: rgb(161, 88, 16); text-decoration: none; "&gt;Northwestern University&lt;/a&gt;'s campus. These members, as well as others arrested in Chicago in the early 1980s, were charged and found guilty of seditious conspiracy and sentenced to extensive prison terms in federal prisons throughout the United States. On August 11, 1999, President Bill Clinton offered clemency to 16 convicted FALN members on condition that they renounce violence. In September 1999, 11 prisoners were released, 2 had their fines remitted, and 1 had his prison sentence reduced. Clinton responded to criticism of his decision by explaining that the prisoners had already served extraordinarily long prison sentences for the crimes committed, and that none of the FALN members granted clemency had been convicted of any of the bombings or injuries and deaths associated with them.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;9/11 ilk miydi? tekrar düşünün.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia, 'times new roman', times, serif; font-size: 14px; color: rgb(0, 0, 0); text-align: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-50990042493182986?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/50990042493182986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=50990042493182986' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/50990042493182986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/50990042493182986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/12/hidden-dragon.html' title='hidden dragon'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TQS3el1-D7I/AAAAAAAAA7c/jRP0iZ1gXK8/s72-c/faln.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6898584326299510893</id><published>2010-12-11T20:08:00.011+02:00</published><updated>2010-12-12T14:15:33.806+02:00</updated><title type='text'>noise is sexy</title><content type='html'>Yaklasik iki aydir dayanilmaz sirt ve boyun agrilarindan mustaribim. Kafamda skolyozdan boyun fitigina bircok ariza senaryosu var. Blogumuza devamsizligimda bir etken parametre de bu. Bilgisayar ve monitore o kadar dusmanlastim ki, is disinda hicbir sebeple muhatap olmaya tahammulum yok. Bugun bu tahammulu gostermemdeki bas sebep de, nihayet bugun bir doktora gorunerek iyilesme ya da kabullenme yolunda bir adim atmis olmam. Ve yasadigim essiz tecrubeyi sizlerle paylasma istegim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TQO_prgORxI/AAAAAAAAAxE/qKUtmRG8xAI/s1600/mr.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549489888624002834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 153px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TQO_prgORxI/AAAAAAAAAxE/qKUtmRG8xAI/s200/mr.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugun MR’a girdim. Cift MR oldugu icin sure uzadi, 45 dakika bir kapsulun icinde hapis kaldim. Bundan on yil kadar once dizim icin girmistim, ancak bu her acidan cok farkliydi. Oncelikle cihazlar ve aksesuvarlar cok futuristikti. Ama 70lerin futuristigi. Yani o zamanin gelecegi gelmisti. Ama gelen, bugune ait de degil. Anlamadim. “Gelecek de bir gun gelecek” mottosuna tutunmusken belki de dun, bugun ve gelecek zaten hep iciceydi ve Manics’ni dedigi gibi “The future has been here forever”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takilan kulaklik, gozluk ve icine girdigim kapsulle kendimi “The Man Who Fell To Earth”deki David Bowie gibi hissettim. Ne yalan soyleyeyim, karizmatik bir histi. Tabii onun kadar acimasiz testlerden gecmedigimden, herhangi bir korku duymadim. Kapsulun sade ic tasarimi da (bembeyaz bir fon, dikine ince gri bir serit) bir harikaydi. Sonra o korkunc sesler basladi. Neyse ki muzigi ve zor da olsa dikkatle dinlendiginde belli bir ritm yakalamanin mumkun oldugu ses gruplarini -gurultulu dahi olsa- seviyorum. Is bilincli olarak muzik dinlemeye geldiginde ise, aksi bicimde kaliplara dusman, belli bir duzen tutturmayan ve sasirtan ses gruplarinin pesine dusuyorum, o ayri. Burada belli bir ritm ve tekrar yakalanana kadar tekinsiz bir hisse kapildigimi soylemeliyim. Duzeni tanimlayabildigim ve devamini tahmin edebilir hale geldigim anda rahatliyordum, ancak hemen bir pozisyon degisikligiyle yeni bir gurultu parcasina/ses grubuna gecis yapiyorduk. Giderek de kakafonik bir hal aliyordu. Baslangicta hardcore “trance” calan, DJ’in zirveye ulastigi, setinin en kafa utuledigi statik kesitine denk geldigim bir kulupte gibiydim. Sonrasinda ise adeta Einstürzende Neubauten konserine arka kapidan girdim. Bosuna “silence is sexy” demediklerini anlar gibi oldum. Sesler birbirine girdi ve takip giderek zorlasti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TQO_4OwS9gI/AAAAAAAAAxM/SItetz4Ly0g/s1600/tmwfte.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549490138604828162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TQO_4OwS9gI/AAAAAAAAAxM/SItetz4Ly0g/s320/tmwfte.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra aklima, yaratilan kaos ortamiyla insana gerceklik duygusunu kaybettirmenin ne kadar da mumkun oldugu geldi. Insalik ve politika tarihi boyunca uygulanan şok darbe metodlari, kisilerin gerceklikle iliskisini yerle bir eden iskenceler… Cihaz ara sira ileri geri pozisyon degistiriyordu. Belli bir yere kadar bunu takip edebildim. Fakat sonrasinda bu da zorlasti. Gozlerime yaklasik yirmi santim uzakliktaki kapsulun yere paralel yatay ic yuzeyi, herhangi bir noktayi referans alamayacak kadar mukemmel ve puruzsuzdu. Gozlerimde buyuk olasiklikla beynin komuta merkezinden gelen, kendimi bildim bileli beni takip eden, ya da gozlerimin onlari takip ettigi kucuk iki-uc nokta var. Ilk kesfettigim yaslarda peslerine dusup onlari yaniltmaya cok ugrasirdim. Gozlerimde ani yon degisikligi yaptigimda biraz geri kalir gibi dursalar da, hep bir golge kadar kusursuza yakin hareket ediyorlardi. Hala da oyleler, ancak ben onlara cok alistigim icin takip etmiyorum. O mukemmel yuzeyde hepsi kendini bana birer birer hatirlatti. Iste yuzeyde aradigim kusur da her seferinde o haylazlarin sabotaj girisimine ugradi. Lakin yilmadim ve sonunda belki yarim milim capinda ufacik siyah sabit bir nokta bulmayi basardim. Evet, yuzeyin facasini bozan, benim de yer tayinime yardimci olacak o mikroskobik kusuru bulmustum. Bircok filmde karsilastigimiz, farkli aynalara yansiyan ayni insanin gercegini (tabii ki terleyeni!) bulmak gibi bir seydi. Aralarda sanki ben degil de, nokta oynuyormus ve aslinda hareket etmiyormusum hissine kapilsam da, nokta belli araliklarla kadrajimdan cikip geri geldiginde rahatladim. Iyi ama bu da pekala bir goz, hatta algi yanilsamasi olamaz miydi? Kafayi yedigimi ya da control manyagi oldugumu dusunmeyin lutfen. Sadece o anin tadini cikarmaya calisiyordum :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;this is minor serdıl to ground control&lt;br /&gt;i really made the grade&lt;br /&gt;..&lt;br /&gt;now it’s time to leave the capsule if i dare&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapsulden cikmayi basardim ama girerken hareket etmem durumunda surecin uzayacagini soyledikleri icin tas kesildigimden; her tarafim uyusmus, dahasi tertemiz bir sopa yemis gibiydim. Hastanedeki bekleme surecinde okudugum haftasonu eklerinde onlarca tavsiyeden anladigim kadariyla, insanlar haftasonlarini nasil gecirecekleri konusunda kayisi koparmis durumdalar. “N'oluyoruz lan?!” deyip tam da kendimi bitkisel hayatta bir hayvan, ya da kendi dunyasinda bir ot gibi hissetmeye basladigim anda bu essiz tecrube imdatima hizir gibi yetisti. Eger onumuzdeki haftasonu ne yapacagi konusunda kafasi karisik, ozel saglik sigortali bir sehir bocegi varsa, kendisine soguk kis mevsiminin en verimli aktivitesini, 150 TL’lik makul bir katilim payi karsiliginda sinirsiz MR keyfini tavsiye ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6898584326299510893?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6898584326299510893/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6898584326299510893' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6898584326299510893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6898584326299510893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/12/noise-is-sexy.html' title='noise is sexy'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TQO_prgORxI/AAAAAAAAAxE/qKUtmRG8xAI/s72-c/mr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-900952374585825160</id><published>2010-11-27T12:29:00.010+02:00</published><updated>2010-11-27T14:06:03.866+02:00</updated><title type='text'>aymforriyl</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TPDfhzc5QwI/AAAAAAAAA7A/JFqXMYXARI0/s1600/292001_4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544176913133159170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 207px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TPDfhzc5QwI/AAAAAAAAA7A/JFqXMYXARI0/s320/292001_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Olay şu; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Norwich Sanat Merkezi'ndeki Manic Street Preachers konserinden sonra NME muhabiri Richey James'in yanına gelerek ona, değerlerini ve müziklerinin ne kadar sahici olduğunu filan sorar. Amacı -eğer öyle birşey gerçekten varsa- punk felsefesinin istismar edilmediğinden emin olmaktır. James bu soru karşısında yanında taşıdığı jileti çıkartıp koluna jilet yardımıyla "4 real" yazar. Sonrasında hastane koşuşturmacası, 17 dikiş filan... Sene '91.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10 puanlık uzman sorusu;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;James'in giydiği tshirt'ün üzerinde tam olarak ne yazıyor? Dahası, dostumuz bu yazıyla bizlere ne anlatmaya çalışıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(tamam, iki soru oldu farkındayım. ilki kısa cevap, ikincisi essay. Süreniz başladı)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-900952374585825160?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/900952374585825160/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=900952374585825160' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/900952374585825160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/900952374585825160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/11/aymforriyl.html' title='aymforriyl'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TPDfhzc5QwI/AAAAAAAAA7A/JFqXMYXARI0/s72-c/292001_4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3841712492251476504</id><published>2010-11-10T11:15:00.015+02:00</published><updated>2010-11-10T17:48:32.148+02:00</updated><title type='text'>Radical Chic</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNq4JUKU2YI/AAAAAAAAA6o/zu5tOkXeKzw/s1600/Andreas%252BBaader%252B%25252528media_303367%25252529.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 146px; DISPLAY: block; HEIGHT: 173px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537941161975798146" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNq4JUKU2YI/AAAAAAAAA6o/zu5tOkXeKzw/s400/Andreas%252BBaader%252B%25252528media_303367%25252529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They were true embodiment of the term "radical chic". They had style, they had trends. They were popular, they had panache. When Andreas Baader eventually captured in a nationally televised siege in a Frankfurt neighborhood, he had the presence of mind to keep &lt;strong&gt;his Ray Bans&lt;/strong&gt; on as he was being dragged into a police van, a bullet in his thigh. As word spread that the Baader-Meinhof Gang apparently preffered to steal the speedy little &lt;strong&gt;BMW 2002 sports car&lt;/strong&gt;, people began to joke that BMW was actually an acronym for Baader-Meinhof Wagen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 172px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537939326249313378" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNq2edjBpGI/AAAAAAAAA6g/OMDExsMp9h4/s400/imagesCA8JVMAO.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar "Radikal şık" deyiminin tam da vücut bulmuş haliydi. Tarzları, akımları vardı. Popüler ve gösterişliydiler. Andreas Baader ülke çapında yayınlanan bir kuşatma ile Frankfurt'ta nihayet yakalandığında, polis aracına taşınırken kalçasında kurşun gözlerinde &lt;strong&gt;Ray Ban'leri&lt;/strong&gt; ile akıllarda yer etti. Söylentilere göre Baader - Meinhof tayfası küçük ve süratli bir spor araba olan &lt;strong&gt;BMW 2002&lt;/strong&gt;'leri çalmayı tercih ediyordu. Öyle ki, insanlar artık "BMW aslında Baader Meinhof Wagen'in kısaltmasıdır" diye şakalaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;The Gun Speaks" isimli kitabın giriş bölümünden&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3841712492251476504?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3841712492251476504/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3841712492251476504' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3841712492251476504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3841712492251476504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/11/baader-meinhof-wagen.html' title='Radical Chic'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNq4JUKU2YI/AAAAAAAAA6o/zu5tOkXeKzw/s72-c/Andreas%252BBaader%252B%25252528media_303367%25252529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4067631480730334823</id><published>2010-11-06T16:34:00.004+02:00</published><updated>2011-09-19T14:06:18.165+03:00</updated><title type='text'>kill your id01s - even if it is d10s</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNVnwGo0gtI/AAAAAAAAA6Y/84GtsmbStok/s1600/diego-maradona-g-string.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNVnwGo0gtI/AAAAAAAAA6Y/84GtsmbStok/s320/diego-maradona-g-string.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536445393035100882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;kızacak bi'şey yok aslında. o zamanlar herkes slip giyiyordu. Maradona da her daim olduğu gibi biraz ileri gidip sporcu baldırlarını gösterecekti elbet :S&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4067631480730334823?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4067631480730334823/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4067631480730334823' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4067631480730334823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4067631480730334823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/11/kill-your-idols-even-if-it-is-d10s.html' title='kill your id01s - even if it is d10s'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNVnwGo0gtI/AAAAAAAAA6Y/84GtsmbStok/s72-c/diego-maradona-g-string.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4062411070524769151</id><published>2010-11-06T16:29:00.008+02:00</published><updated>2010-11-07T00:35:36.660+02:00</updated><title type='text'>truth... covered in security</title><content type='html'>&lt;em&gt;Otobiyografik sarkilardaki gercegin, bir sekilde bugunu gecmis zamana evriltmek; bir duyguyu, arkadasi ya da kadini, her neyse onu alip bitmis ve hakkinda kat’i olabildiginiz bir sey haline getirmek oldugunu farketti. Bunu bir cam kaseye koymaniz, bakmaniz ve anlamini yitirene kadar dusunmeniz gerekir, ve O da tanidigi, evlendigi ya da babalik yaptigi herkese bunu uygulamayi basarmisti. Hayat hakkindaki gercek ise hicbir seyin siz olene kadar bitmedigidir, ki o zaman bile arkanizda bir suru sallantida hikaye birakmissinizdir… Sarki yazmayi biraktiktan sonra uzun bir sure sarki-yazarligina ait zihin aliskanliklarini korumayi basarmisti, ancak belki simdi bunu da birakma zamaniydi.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duzgun ve yaklasik etkiyle ceviremedigim endisesiyle, Ingilizcesi olanlar icin asli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;The truth about autobiographical songs, he realized, was that you had to make the present become the past, somehow: you had to take a feeling or a friend or a woman and turn whatever it was into something that was over, so that you could be definitive about it. You had to put it in a glass case and look at it and think about it until it gave up its meaning, and he’d managed to do that with just about everybody he’d ever met or married or fathered. The truth about life was nothing ever ended until you died, even then you just left a whole bunch of unresolved narratives behind you. He’d somehow managed to retain the mental habits of a songwriter long after he’d stopped writing songs, and perhaps it was time to give them up. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nick Hornby - Juliet, Naked&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TNVotOP7hCI/AAAAAAAAAw8/_oCSGoiiItQ/s1600/rs_skeleton.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536446443050206242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TNVotOP7hCI/AAAAAAAAAw8/_oCSGoiiItQ/s320/rs_skeleton.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;PS: Ortak, henuz okumadiysan dert etme, "spoil" olan hicbir sey yok. Ölen karakterin kim oldugunu soylemedim :S &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4062411070524769151?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4062411070524769151/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4062411070524769151' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4062411070524769151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4062411070524769151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/11/truth-covered-in-security.html' title='truth... covered in security'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TNVotOP7hCI/AAAAAAAAAw8/_oCSGoiiItQ/s72-c/rs_skeleton.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8900496940470838898</id><published>2010-11-05T10:41:00.002+02:00</published><updated>2010-11-05T10:45:32.484+02:00</updated><title type='text'>hell yeah</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNPDdUkJ8rI/AAAAAAAAA6Q/c-6r9u8OB-Q/s1600/suckcess.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535983275472450226" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNPDdUkJ8rI/AAAAAAAAA6Q/c-6r9u8OB-Q/s320/suckcess.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;a man is a success if he gets up in the morning and goes bed at night and in between does what he wants to do.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Dylan&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8900496940470838898?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8900496940470838898/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8900496940470838898' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8900496940470838898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8900496940470838898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/11/hell-yeah.html' title='hell yeah'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TNPDdUkJ8rI/AAAAAAAAA6Q/c-6r9u8OB-Q/s72-c/suckcess.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3220660307969905514</id><published>2010-10-25T08:47:00.006+03:00</published><updated>2010-10-25T09:00:47.906+03:00</updated><title type='text'>karsiliksiz sevginin psikopatolojisi: Rambo</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUbNQ0kx3I/AAAAAAAAAws/eqwR9fae-Ew/s1600/rm3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531857631962253170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 134px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUbNQ0kx3I/AAAAAAAAAws/eqwR9fae-Ew/s200/rm3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yalnizca uc kelime: Rambo deli adamdir. Futbol magazininin onde gelen simalarindan Rambo kod adli Okan Guler 15 yili askin sohretini periyodik bir sekilde gundeme gelerek bize hatirlatmaya devam ediyor. Ancak ne olursa olsun onun gercek Fenerbahceli’liginden hicbir zaman suphem olmadi. Kendisine derdinin ne oldugunu soran hakime “benim hayatimda bazi onemli seyler vardir hakimim” diye baslayip “1 Allah, 2 Uche, 3 Cengiz Kurtoglu 4 Fener” diye siralarken bile :S… Sanirsam ona gore Fenerbahce’ye gelene kadar saydiklari da Fenerbahceli’ydi (Cengiz Kurtoglu ve Uche dahil :S). Ramazan’da oruc yerine Fenerbahce’yi tuttugunu soyleyecek kadar dini butun, ote yandan ana ve baba adi hanelerine Uche’yi koyacak kadar da Uche’lidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaramazliklari da artik saymakla bitmiyor. Bir gece onceden reklam panolarinin altinda sabahlayarak mac saatinde elinde bir suc silahi bicakla sahanin ortasina gelisi herhalde kamuoyunu rahatsiz edici ilk goruntusuydu. O zamana kadar sadece deliydi, o gun psikopat oldu. Sonrasinda yara almis imajini duzeltmeyi basardi. Bir gece kulubu cikisinda lafa tuttugu unluyu (Seren Serengil miydi, Demet Sener miydi?) kendisinden beklenmeyecek kivraklikta bir hareketle optukten sonra, tiksintiyle kendini iten kadina “seni var ya… Yerimmm!” diyerek elindeki posterini kucuk parcalara ayirip agzina atmasi ve yutmasi hafizalara ilginc bir televizyon anisi olarak yerlesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUaywCFgJI/AAAAAAAAAwk/xSSy4j1QUT0/s1600/rm2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531857176483954834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 171px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUaywCFgJI/AAAAAAAAAwk/xSSy4j1QUT0/s200/rm2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rambo celimsiz vucuduna bahsedilmis bu lakabi hak edecek bir sey de yapmaktan geri durmadi. Avrasya maratonuna katildi, ve kazandi. Bu iste bir bit yenigi oldugu en basindan belliydi ama ne yapti etti, organizatorleri ugrastirdi, bu dahi yeter. Hatta basta ellerinde kanit olmadigindan kupayi kendisine takdim bile etmislerdi. Her delinin bir dehasi oldugu dusunulerek, Rambo’nun son numarasinin bu oldugu sanrisina kapilmis olmalilar. Bir deli gucu olabilir, ve maratonu kazanabilirdi. Daha sonra Belgrad Ormani’ndan kestirme bir yol kullanarak birinci oldugu anlasildi. Ancak kupa geri alinamadi, sirra kadem basti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicbir zaman formasini uzerinden cikarmadi. Yakin zamanda yine formasiyla Adana’da bir binanin catisindan atlama tesebbusuyle intihar girisiminde bulunmus, cevredekilerin ve emniyetin iknasiyla vazgecirilmisti. Elbette intihar edecegi filan yoktu, biraz kendini hatirlatmasi biraz da meramini anlatmasi gerekmisti. Aslinda daha da onemlisi, yeni askini ilan etmek istiyordu.. Evet, Rambo karsiliksiz sevdigi icin her an bu sevgiyi geri alma hakkina da sahiptir. Taviz vermeyi de sevmez. Bir ara futbolcu Emre’ye hallense ve yeni Uche’sini buldugu iddia edilse de, onun bu defaki takintisi baskaydi. Bazen bahsis yoluyla karsilik aldigi soylenedursun, bu defaki sevgi objesi, yeni takintisi Ali Koc’tu. Onun baskan olmasini istiyordu. Kafasinda senaryoyu yapmisti bile. O taptigi adam baskan olmali, mevcut baskan konumunda bulunarak onun baskanligina otomatik olarak tas koymus olan Aziz Yildirim da derhal gitmeliydi. Ataturk’u cok sevdigi dusunulurse, su anki Cumhurbaskani’ni da onun yoklugundan sorumlu tutmasi an meselesi :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUcEN-KpfI/AAAAAAAAAw0/vrgTI9JUqwo/s1600/rm4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531858576089982450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 149px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUcEN-KpfI/AAAAAAAAAw0/vrgTI9JUqwo/s200/rm4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Rambo birkac gun once isi buyuttu. Az buz degil, La Haine filminde gerceklesen ve felakete kadar giden eylemi gerceklestirdi; bir polis tabancasini caldi. Tabii Kiziltoprak-Fenerbahce muhiti de alarma gecti. Hem de derbi oncesi! Ama derdi Galatasaraylilar degil, gectigimiz yil gururunu incitmis olan Aziz Yildirim’di. Ifadesine gore eger yakalanmasaymis, Aziz Yildirim’i vuracakmis. Yeni baskan onerisi de eksik olmamis. Anti Yildirimlilikla, forza Koc’culuk birbiriyle ic ice gecmis bu eylemle birlikte Rambo kredileri tuketir mi, yoksa bu krizden buyuyerek mi cikar bunu zaman gosterecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3220660307969905514?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3220660307969905514/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3220660307969905514' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3220660307969905514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3220660307969905514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/karsiliksiz-sevginin-psikopatolojisi.html' title='karsiliksiz sevginin psikopatolojisi: Rambo'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TMUbNQ0kx3I/AAAAAAAAAws/eqwR9fae-Ew/s72-c/rm3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7584779271234748391</id><published>2010-10-22T16:55:00.004+03:00</published><updated>2010-10-22T17:13:01.709+03:00</updated><title type='text'>ne güzel dergimizdin sen..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMGY8y2ScyI/AAAAAAAAA6I/3eDeG2aLATM/s1600/93829_2.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 304px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530869987596727074" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMGY8y2ScyI/AAAAAAAAA6I/3eDeG2aLATM/s320/93829_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Türkiye'de aralıksız şöyle bir otuz senedir çıkan periyodik yayın var mıdır mesela? Sanmıyorum. Siyasi türbülanslar, ekonomik dar boğazlar filan derken... belki de harika bir fikir olarak ortaya atılmış pek çok dergi projesi, kısa sürede kitabevi raflarından silindi gitti. Adam Öykü bunlardan biri değil elbet.  iki ayda bir ve 50  sayının üzerinde çıktı. Beni Somerset Maugham'la tanıştırdığı için bile minnettarım ona.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7584779271234748391?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7584779271234748391/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7584779271234748391' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7584779271234748391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7584779271234748391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/ne-guzel-dergimizdin-sen.html' title='ne güzel dergimizdin sen..'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMGY8y2ScyI/AAAAAAAAA6I/3eDeG2aLATM/s72-c/93829_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-952814847682975458</id><published>2010-10-21T13:42:00.011+03:00</published><updated>2010-11-05T10:49:40.199+02:00</updated><title type='text'>dead mEn walking</title><content type='html'>Uzun sayılmayacak, ama öyle çok da kısa olmayan, yani nereden baksan; "bir süre" önce, sevdiğim ve yaşamaktan dolayı mutlu olduğum semti, Alsancak'ı terk ettim. Yalnız benimki bir nevi &lt;em&gt;gone for good&lt;/em&gt; durumu. Ortalamasına bakıldığında daha mutena bir mahallede, mustesna bir manzaraya sahip daha konforlu bir evde barınıyorum. Yine de, eski evimi çevreleyen pis, bakımsız sokakları ve ürkütücü insan kalabalığını da özlüyordum, ne yalan söyleyeyim. Eski işim ve eski evim arası yürüyerek yalnızca on dakika kadar bir mesafeydi. Bu durum bana özel bir konum sağlıyor, mesai arkadaşlarımdan belki de bir saat kadar geç uyanma şansı tanıyordu. Üstelik, işten çıkıp çabucak evde olabildiğim için, hemen üzerimi değiştirip kendimi, henüz insanların daha yeni yeni mesailerini bitirdiği akşam üstü saatlerinde yeniden sokaklara atma lüksüm de vardı. Eski güzel günler filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, tanıdığım ya da daha önce hiç bulunmadığım, güvenli ya da tekinsiz, geniş ya da dar, temiz ya da pis sokaklarda... kimi zaman öylesine, kimi zamansa planlanmış, belli bir amaç uğruna gezinmekten hoşlandığımı biliyorsunuz ("hıı hııı" anlamında başınızı sallayın yeter. bak böyle...hah, tamam). İşte Alsancak, bana bu tek kişilik avare gezileri düzenleme, tekrar ve tekrar etme şansını sundu. Bu turları o kadar sık yaptım ki, sonunda dükkanlar ve mekanların dışında, insan yüzleri de tanıdık gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasapta gördüğüm teyzeyi bir hafta sonra markette temizlik ürünleri reyonunda, yayalığın en sıkıcı eylemini gerçekleştirip karşıdan karşıya geçerken dikkat kesildiğim büyük köpekli travestiyi ilk karşılaşmamızdan yaklaşık iki ay sonra evimin hemen arka sokağında, isimsiz şarapçıları ise neredeyse her allahın günü ve hep aynı yerde, banka şubesi ile kitapevi arasında kalan anlamsız dar yeşillik alanda gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMAmat2TvVI/AAAAAAAAA54/cjAZqoZGOkQ/s1600/yuru.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530462582836804946" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMAmat2TvVI/AAAAAAAAA54/cjAZqoZGOkQ/s320/yuru.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat gördüğüm, hafızama kaydettiğim belki de binlerce çehre arasında en çok ilgimi çeken iki orta yaşlı -ve muhtemelen birbirini tanımayan- adama ait olanlardı. Daha uzun olan, yaz -kış balıkçı şapkası takar, yaklaşık sekiz ay boyunca giydiği hafif parlak bir havacı montunun altına muhtemelen hep aynı lacivert kot pantalonu çekerdi. Diğeri ise, tepeden kelleşmiş yanlardan medusa gibi kabarık beyaz saçlarını asla taramaz, kirli beyaz fanilası ile beli kendisine iki beden büyük geldiği kemerinin attığı turlardan belli olan kotundan kati suretle vazgeçmezdi. Mavi gözleri, ona dikkatli bir hava katsa da o çoktan gündelik hayat matrix'inin dışına atmıştı kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki adamın ortak özelliği ise, yürümeleriydi. Durmadan, usanmadan, asla tereddüt etmeden yürümeleri... Onlara neredeyse her gün, hatta kimi zaman günde birkaç defa tesadüf ederdim. Gazete aldığım büfede, incelediğim gazeteden kafamı kaldırdığım an, arkadaşımın dükkanına uğramak için sokağın köşesini döner dönmez... veya mesela, işten eve dönerken bir vitrine baktığımda, yürüyen adamlardan birinin camdaki, yanımdan sessizce geçip giden yansımasını görebilirdim. Konuştuklarına, güldüklerine ya da başkaca herhangi sosyal davranışlarına ya da iletişimlerine şahitlik etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır inmemiştim Alsancak'a. Geçen gün, hazır vaktim de varken, şöyle bir turladım. Alışkanlığım olan sokaklarda yürüyüp, tanıdık dükkanlara girip çıktım. Eskiden gazete aldığım büfede durup gazeteleri kurcaladım, malum yeni Radikal nasıl olmuş filan... Elimdeki gazeteden kafamı kaldırdığımda karşımda onu gördüm. Yürüyen adamlardan mavi gözlü olanı da eline bir gazete almış, dikkatle bir haber okuyordu.  Onu dikizlediğimi hissetmiş olacak ki, bana baktı. İri mavi gözleri tanıdık bir yüz görmüştü sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam o anda, bu tanımadığım, "sıyırmış" adamların bana neden husursuzluk verdiğini anladım. Ben onları bu kadar sık görüyorsam, onlar da beni o kadar çok görüyorlardı! Bu iki yürüyen adamdan bahsettiğim kimi tanıdıklarımın onları tanımamasının hatta beni şaşırak dinlemelerinin nedenini o an anladım. Alsancak'taki ikametim boyunca ben de bir &lt;em&gt;yürüyen adam&lt;/em&gt;' dım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki artık Alsancak'ta yaşamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ama bazen özlüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-952814847682975458?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/952814847682975458/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=952814847682975458' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/952814847682975458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/952814847682975458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/dead-man-walking.html' title='dead mEn walking'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TMAmat2TvVI/AAAAAAAAA54/cjAZqoZGOkQ/s72-c/yuru.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5067892582463596199</id><published>2010-10-20T11:43:00.007+03:00</published><updated>2010-10-20T16:10:58.741+03:00</updated><title type='text'>oh lord, please dont let me be misunderstood</title><content type='html'>Tophane olayına son noktayı koyduktan sonra, hazır sular durulmuşken, ardından "iki çift lazıfımızın olduğu" başka konular da varken yani, devam etmemek olmazdı. Medyada anafor etkisi yaratan pek çok gündem maddesine bütün rahatlığımız ile sırtımızı dönsek de (mesela Ergenekon olayını hala anlayabilmiş değilim. Siyasi erki paylaşmaya ilişkin mücadeleler hiç ilgimi çekmiyor) bazı olaylar hayatımıza, sosyal varlığımıza doğrudan tehdit olma tehlikesini, hatta olası bir linç fikrini de beraberinde getirme cüretini taşıyor. Bunlardan birisi, kısa bir süre önce Emir Kusturica üzerinden yaşandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL6tbKfxA3I/AAAAAAAAA5w/l0BeiJ5lU4w/s1600/emir_kusturica_01.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530048074643211122" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL6tbKfxA3I/AAAAAAAAA5w/l0BeiJ5lU4w/s320/emir_kusturica_01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Üç kelime; Kusturica iyi heriftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegemonya mücadelesini, evvelden boyunun ve ufkunun yetişemeyeceği alanlara kadar genişleten muhafazakarların, kendilerini ve başkalarını inandırmak istedikleri söylemlerinin aksine, barışçıldır. Kusturica'ya çatanların derdi, bir zamanların birleşik ve mutlu Yugoslavya'sı ile. Onlar, farklı etnik ve dini referansları olan, fakat bunlara rağmen / aldırış etmeden, birbirleri üzerinde tahakküm kurmadan hayatını sürdürebilen insanlardan oluşan büyük bir toplumdan korkuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusturica, savaş dönemi'nde underground'un Milosevic hükümetince desteklenmesi, iktidarla kurduğu diğer kimi ilişkiler ve savaş sonrasında ise Boşnak kimliğini reddedişi ile yoğun eleştiri aldı. Popüler feylozofumuz Zizek, yönetmeni yerden yere vurup, Milosevic yanlısı bir sırp milliyetçisi olmakla itham etti. Kusturica'nın Zizek'e yanıtı yeterince açıktır; "to this guy who was calling me a nationalist when the war was started...this guy who was saying that I was for Milosevic...No! I am not for Milosevic but I am against you!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine yönetilen kamyon dolusu eleştirinin kimi yerinde, çoğu ise abartılmış yergilerdi. Bosnalı yurttaşlarının "Yugoslav" kelimesini Sırp dominasyonu için kullanmaya başladığı dönemde, o Yugoslav olmakla gurur duymaya devam etti. Bu net, açık, politik bir tavırdır. Çatışmaların ve Sırp askeri katliamlarının en yoğun biçimi ile devam ettiği günlerde kendisini Boşnak ya da Sırp olarak isimlendirmeyi reddetmiş, inatla Yugoslav kimliğini savunmayı sürdürmüş olması da politik tavrını ve ülkesi adına arzularını da ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bir tavır almak her zaman doğru adımları atmak anlamına gelmez. Kusturica'nın bütün söylem ve işlerini olumlamak da mümkün değil. Yine de, Yugoslavya iç savaşını Batı'nın istediği biçimi ile sunan bir sinemacı olduğunu iddia etmek, tamamen zırvalık. Niyet ve hareket arasında kimi zaman fazlaca genişleyen açı, bu iki doğrunun birbirinden bütünüyle koptuğu anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışma konusunu doğru belirlemek gerekiyor; eğer eleştirilen Kusturica'nın iç savaş yıllarındaki tutumu ise (ki bütün beyanatlar bu yönde idi) bugünden bakıldığında kimi hatalar olduğu göze çarpıyor. Fakat siyasi birşeyler söyleyecekseniz bunu göze almalısınız. Ne yazık ki siyaset, herşey olup bittikten 20 yıl sonra değil, &lt;em&gt;an'&lt;/em&gt;da yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, Kusturica'nın birleşik Yugoslavya fikrinin ve ısrarının, bugün onu eleştiren muhafazakarların menfaatçi tutumlarından çok daha samimi ve insancıl bulduğumu söylemeliyim. Sırf politik doğruculuk olsun diye başkalarının kuyruğuna takılıp Kusturica'yi eleştirenlere ise diyecek sözüm yok. Çalışıp gelsinler :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5067892582463596199?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5067892582463596199/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5067892582463596199' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5067892582463596199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5067892582463596199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/oh-lord-please-dont-let-me-be.html' title='oh lord, please dont let me be misunderstood'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL6tbKfxA3I/AAAAAAAAA5w/l0BeiJ5lU4w/s72-c/emir_kusturica_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3949666858929603444</id><published>2010-10-19T14:47:00.009+03:00</published><updated>2010-10-20T17:43:07.623+03:00</updated><title type='text'>adam haklı beyler: Charles Fourier</title><content type='html'>Charles Fourier, Marx ve Marxism öncesinin adı Owen ve Saint Simon ile beraber anılan 3 önemli (ütopyacı) sosyalistinden biri. Bugün -Marxismin haklı şöhreti nedeniyle- isimleri pek anılmasa da, yaşadıkları dönemin önemli politik kanaat önderlerinden biri Fourier. Ütopyacılar, 19. yüzyıl'ın ilk yarısında , özellikle de Amerika kıtasında, ciddi sayıda takipçi buldular. Öyle ki Kuzey Amerika'nın Ohio, Indiana ve Texas gibi karasal / taşra bölgelerinde &lt;em&gt;Owencı&lt;/em&gt; ya da &lt;em&gt;Fourierci&lt;/em&gt; topluluklarda yaşayan insan sayısı yüz binleri bulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; DISPLAY: block; HEIGHT: 175px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529730491643715154" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL2MlZoR3lI/AAAAAAAAA5g/h96CjLrp5fw/s320/new+jersey+phalanx.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;New Jersey Phalanx'ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan doğasının tanrısal bir iyilik taşıdığına inanan Fourier'in hesapladığı kadarı ile 810 farklı karakter tipi vardı. İdeal topluluklar (Fourier el birliği ile çalışan bu topluluklara phalanx demişti), bütün bu karakter tiplerini ihtiva edecek biçimde 1620 kadın ve erkekten oluşmalıydı. Filozof gelecekte yaklaşık 6 milyon phalanx'ın dünya üzerinde gevşek bir Kongre yapısına bağlı biçimde yaşamını sürdürüceğini öngörüyordu ( yani ideal insan nüfusu tahmini 9.720.000.000 ). Saçma mı geldi? O zaman şunu dinleyin ; 1843-1858 yılları arasındaki 15 senelik süre zarfı içerisinde yalnızca Kuzey Amerika'da, gönüllüler tarafından 40 phalanx kuruldu. İdeal phalanx'lar düşünürün Phalanstere dediği organik, büyük yapılar / köyler içerisinde yaşayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 349px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529731745905738466" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL2NuaHpguI/AAAAAAAAA5o/iQSwg_GK-Vg/s400/seguEspa2_HoFal1Fam1Fam2.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;işte bir Phalanstre planı. Fourier'in bu köy-yapı'ları dört katlı binalardan oluşacatı. Herkesin yeteneği kadar çalışıp ödüllendireceği bu toplumlarda, varsıllar 4. katta yaşayacak, düşük gelirliler ise aynı yapıda ancak bahçe katında ikamet edeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fourier'e göre insan dünya üzerinde 80.000 sene varlığını sürdürecek, bunun yaklaşık 8.000yıllık kısmı varlık ve mutluluk içerisinde geçecekti. Bu dönemi "Perfect Harmony" diye isimlendirdi. Perfect Harmony döneminde, dünyanın yörüngesinde 6 farklı ay bulunacak, Kuzey Kutbu Akdeniz'den daha sıcak olacak, okyanuslar tuzunu yitirip limonataya (evet limonata!) dönüşecek, kadınlar aynı anda 4 koca/sevgili sahibi olabilecek, dünya üzerinde 37 milyon Homeros ayarında şair, 37 milyon Newton kıvamında matematikçi, 37 milyon Moliere düzeyinde oyun yazarı yaşayacaktı... Ne malum, belki de gerçekten öyle olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can sıkıcı derecede didaktik bir dille yazdım, farkındayım. Fakat, elimden başka birşey gelmez. Fourier'i bir köşeye not etmekti amacım; en olmadık ütopyaların dahi binlerce savunucusun olabileceğini, insanlığı güzel bir geleceğin beklediği umudunun hep yaşadığını, taraftar bulduğunu unutmamak için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3949666858929603444?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3949666858929603444/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3949666858929603444' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3949666858929603444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3949666858929603444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/adam-hakl-beyler-charles-fourier.html' title='adam haklı beyler: Charles Fourier'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/TL2MlZoR3lI/AAAAAAAAA5g/h96CjLrp5fw/s72-c/new+jersey+phalanx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5563679514864923594</id><published>2010-10-16T23:42:00.006+03:00</published><updated>2010-10-20T22:01:29.186+03:00</updated><title type='text'>kiyi seridi “evet”cileri, unite and take over</title><content type='html'>Tophane’deki sanat galerisiyle semt halki arasindaki catismaya dair cok sey yazildi, cizildi, soylendi. Ben ise sularin duruldugu bugunu beklemeyi tercih ettim. Simdi rahatlikla yazacaklarimi yazabilir, hatta bu siber alem muhtesem bir sey, soyleyeceklerimi de yazabilirim. Diye baslayip kendimi iyice ust bir yere, alemlerin piri mertebesine konumlandirmayi hep cok istemisimdir. Bir Sinan Kologlu var mesela. Uzaktan kumandali duayen. Milliyet’in 90larda cikardigi A5 boyutunda bir dergi vardi, Milliyet TV adinda. Orada cetvel genisliginde bir sutunda, dilbilgisi ogretilerine uygun, tum ogeleri en basitiyle barindiran cumleler kurmaya calisirdi. Televizyon elestirmeni mi olur hadi canim sen de diye diye 15 yili yedi zati sahane. Simdi artik gedikli ve sutunu sayilir bir kisilik oldu sanirsam. Peki ya Ali Eyuboglu? Magazinin Ahmet Vardar’ı gibi. Hep ders veren, parmak sallayan, kendi kendine ic guveysi olup uzaktan unluleri azarlayan, genelde de ayiplayan o tavri yok mu… Bunlarin hicbiri tipi kadar itici olamaz. Peki ya spor camiasina ne demeli, tam bir panayir. Aslinda herkes bir sekilde kendine yakisan/yapisan/uyan rolu oynuyor. Yani en fiyaskosu bile fiyaskoyu kendine yakistiriyor, o haliyle batmayabiliyor. Ama Asena Ozkan adinda nerede diktirdigi belirsiz XXXL beden kaftaniyla ve altyapi kaynagini bir turlu kestiremedigim kustahligiyla kendine duayen bir spor yazarindan ben irite olmaktan biktim, Radikal bu iritasyonu iskalamaktan bikmadi. Besiktasli olmayip Besiktas’a lutfetmis oldugu azicik sempatisini/ilisigini kuskun dag faresi misali kamuoyu onunde kurdela keser gibi kesen bu arkadasdan ne beklediklerinin cevabi ancak Ugur Vardan'dadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alter[ed]native bu tip istifralara pek alisik degildir, hala takip edeni varsa bir ozru yuksunmem. Tophane ile ilgili soyleyecek cok seyim yok, ancak yasadigim benzer bir olay var. Belki noktalari birlestirip tavus kusunu bulabiliriz. Mayis ayinda Antrepo No:5 otoparkinda onemli bir spor giyim markasinin sokak partisi olmustu. Is icabi oradaydim. Tum gun suren aktivitede hadise ici olumsuz bir hadise yasanmamisti. Ta ki cikisa kadar. Cikista biz yururken marjinleri zorlayan o hip/alternatif kalabaliga oranla biraz daha averaj toplum profiline yakin bir genc yanimiza yaklasip arkadasin elindeki bira dolu plastik bardaga davrandi. Arkadas da red mekanizmasina ve sozlu savunmasina davrandi. Nasil oldu anlamadan gunluk konusma duzeyindeki ses siddeti Veliefendi Hipodromu’nda son duzluk cigrismalarina dondu. Bir anda 3-4 kisi oldular. Arkadas da geri vites yapmamakta israr edince hafif bir tartak seansi basladi. Ben o yorgunlukta daha fazla sorun istemedigimden, once ayirici pozisyonumu aldim. Hani akil bir adamin araya girmesi genelde bu tip seyleri cozer diye. Arizayi cikaranin ayirici kisiye itibar etmesi ile onu da dusmandan sayip elini indirmesi arasinda cok ince bir cizgi vardir. Hersey sansa, karsinizdakinin siddete egilimine, o anki agresyonuna, size duyacagi sempati/antipatiye baglidir. Akil olabilirim ama cok da akil bir tipim yok. Birkac saniyelik birbirimizi tanima seansindan sonra kimyamiz tutmadi, beni de dusman safina yazdi: "Indir ulan o eli!".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TLoR85UBQJI/AAAAAAAAAwM/lXgxKCdk-BM/s1600/ma.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528751230425317522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TLoR85UBQJI/AAAAAAAAAwM/lXgxKCdk-BM/s320/ma.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Grubun kavga teknigi oldukca iyi gozukuyordu, bunu belirtmeliyim. Herseyden once sportiftiler. Olaylar 0’dan 100 km’ye 4 saniyede filan tirmanmisti. Sonra bir arbede, karsilikli itismeler derken haberlerde cok duydugum, ama teknik olarak pek imkan tanimadigim (mesela ben daha bir disko topunu tavana asamazken, insanlarin kendilerini asacak duzenegi kurabilmesi de teknik olarak pek mumkun gelmemistir bana), semt kavgalarinin incelikli ve usta tekniklerinden biri gerceklesti. Saldirgan sanki eliyle koymuscasina bir kaldirim tasi soktu. Evet gozumle gordum. Yani sansa gevsek bir tasa denk gelmis oldugunu sanmiyorum, o arkadas ne yaptigini iyi bilen bir profesyoneldi. Ama bir sekilde isabet etmedi. Ya da ozne insaf etti de iskaladi, tam hatirlamiyorum. Iste bahis mevzusuyla tam bu noktada kesisiyoruz. Rakip ekip iyice kalabaliklasti ve olay memleket meselesine dondu. “Burasi Tophane, akilli olun, basin gidin lan!!!” turunde sloganlar duyduk. Isgalci konumundaydik. Belki kendilerinden farkli kucuk gruplara, ya da sessiz-sedasiz (Bienal, Istanbul Modern) kalabaliklara alisiklardi, ama yuksek desibelde eglenen binlerce insan fazla gelmisti. Sonradan bize anlatilana gore yukarida bahsi gecen grup partiye de bir sekilde girmis, ama tam olarak aradigi seyi bulamamis olmali ki iceride de ufak capli bir patirti cikarmis. Olaylar tirmandigi hizda dustu ve evlerimize dagildik. Onlara cok ozendim cunku bizim yolumuz uzun, onlarin evleri ise yurume mesafesindeydi :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TLoSFR-OoyI/AAAAAAAAAwU/cmOTJfCmXac/s1600/tophane.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5528751374483759906" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TLoSFR-OoyI/AAAAAAAAAwU/cmOTJfCmXac/s200/tophane.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Harbiye’den baslayan, Taksimden devam edip Galata’ya kadar uzanan hatta Tophane sanat dunyasina eklenen yeni durak. Ancak galiba ortada ciddi bir entegrasyon sorunu var. Eh, kim ne derse desin yasam tarzi farkliligi da onemli bir parametre olmali. Normalde insan tanimadigi bir canliyla karsilastiginda ondan zarar gorme korkusunu yenebilmek icin bir an once onu tanima ve tanimlama ihtiyaci duyar, reflekslerini ve neye nasil tepki verecegini cozmeye ugrasir. Bu asamalar tamamlaninca herhalde artik istilaya ugramis, daha otesi dislanmis hisseden bir ev sahibi refleksi devreye giriyor. Cunku semtin emlak degerinin gun be gun artmasi gelir duzeysiz insanlari korkutuyor. Bu beraberlik nasil olacak, iki grup da ayri telden caliyor. Bununla ilgili guzel yazilar yazildi iste. Sonradan gelenlerin semt sakinlerini biraz daha kapsayici, onlari mudahil edici yaklasimi aradaki mesafeyi ve sureyi kisaltabilir. Referandumda iki grubun tepkisinin asagi yukari ortak oldugunu tahmin ediyorum. Bu da iyi bir baslangic olabilir :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi, eger o tas bir yerime isabet etmis olsa, yahut ciddi bir zarar gormus olsam bu kadar insafli cumleler yaziyor olur muydum, bu da benim etik muhasebe odevim olsun. Ama insafli oldugumu dusunuyorsam zaten insafsiz duygular besliyorumdur ki, bu da etik donem odevim olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5563679514864923594?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5563679514864923594/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5563679514864923594' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5563679514864923594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5563679514864923594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/10/kiyi-seridi-evetcileri-unite-and-take.html' title='kiyi seridi “evet”cileri, unite and take over'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TLoR85UBQJI/AAAAAAAAAwM/lXgxKCdk-BM/s72-c/ma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5653633059690805868</id><published>2010-09-26T21:16:00.011+03:00</published><updated>2010-09-26T22:21:27.505+03:00</updated><title type='text'>jonathan saunders</title><content type='html'>Buyuk "Sartorialist" Scott Schuman'in Londra Moda Haftasi'nda gordugu en iyi sovlardan biriymis, Glasgow'lu Jonathan Saunders'inki. Farkli yillarda kimi organizasyonda yilin "Iskoc", kimisinde yilin "Britanyali" modacisi secilmis, daha once Kylie Minoque, Madonna ve Obama'yi giydirmis -veya bu isimlerce tercih edilmis- bir tasarimci. Moda haftasiyla ilgili hakkinda bununla ilgili bir notun da dusulmus oldugu kadariyla sekillere cok merakli. Ama sekilleri dogru parcalarda, rahatsiz edicilikten uzak kontrastlarin yarattigi sasirtici sadelikte, soluk-canli renkler kombinasyonuyla birlestirmesi hem hayranlik uyandirici, hem de parlayan yildizini daha da cilaliyor olmali. Sanki gecmise yolculugun varis (belki aslinda cikis) noktasi olan 70ler kadar iyi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Schuman'in objektifinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-U7g8HkpI/AAAAAAAAAwE/GO0xErakM6E/s1600/js4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521295418354799250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-U7g8HkpI/AAAAAAAAAwE/GO0xErakM6E/s320/js4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UvCV3xwI/AAAAAAAAAv8/Z3hhr_WjFCQ/s1600/js1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521295203982886658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UvCV3xwI/AAAAAAAAAv8/Z3hhr_WjFCQ/s320/js1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UX1nN9PI/AAAAAAAAAvs/MaqvAJcqKvU/s1600/js3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521294805428991218" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UX1nN9PI/AAAAAAAAAvs/MaqvAJcqKvU/s320/js3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UQF7f69I/AAAAAAAAAvk/y3Lux2ypwWo/s1600/js2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521294672370068434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-UQF7f69I/AAAAAAAAAvk/y3Lux2ypwWo/s320/js2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5653633059690805868?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5653633059690805868/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5653633059690805868' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5653633059690805868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5653633059690805868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/09/jonathan-saunders.html' title='jonathan saunders'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TJ-U7g8HkpI/AAAAAAAAAwE/GO0xErakM6E/s72-c/js4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3523693609481195149</id><published>2010-07-31T18:37:00.012+03:00</published><updated>2010-09-26T22:13:53.884+03:00</updated><title type='text'>parayla cocukluk ne kadar kolay...</title><content type='html'>&lt;em&gt;Affan dedeye para saydım,&lt;br /&gt;Sattı bana çocukluğumu.&lt;br /&gt;Artık ne yaşım var ne de adım;&lt;br /&gt;Bilmiyorum kim olduğumu.&lt;br /&gt;Hiç bir şey sorulmasın benden;&lt;br /&gt;Haberim yok olan bitenden.&lt;br /&gt;Bu bahar havası, bu bahçe;&lt;br /&gt;Havuzda su şırıl şırıldır.&lt;br /&gt;Uçurtmam bulutlardan yüce,&lt;br /&gt;Zıpzıplarım pırıl pırıldır.&lt;br /&gt;Ne güzel dönüyor çemberim;&lt;br /&gt;Hiç bitmese horoz şekerim!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAHİT SITKI TARANCI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim ezberledigim ilk siir degildir. Ancak beni “satir arasi”, “mecaz”, “alt metin” gibi kavram veya kavram karmasalariyla tanistiran, tahlille bulusturan ilk siirdir. Oncekiler muhtemelen icimize vatan, millet ve ata sevgisini islemeye yonelik “literal” siirlerden oteye gitmemisti ki, “ogretmen”imiz bize sairin bu siirde ne anlatmak istedigini sorunca aynada kendimi gordugum zamankine (hatirlamiyorum ama psikologlar boyle soyluyor) benzer oldugunu sandigim korku ve irkilmeyi yasamistim. Sahi, bir sair yazmis oldugudan baska ne anlatmak isteyebilirdi ki? O zaman derdi neyse direkt, dolastirmadan yazsaydi. Okurduk yani, niye zorlamis kendini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TFREW4FQq_I/AAAAAAAAAvM/9jYJHlFWa40/s1600/thinking.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500096204728478706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TFREW4FQq_I/AAAAAAAAAvM/9jYJHlFWa40/s200/thinking.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eh. Seyy. Kem-kum… Yaaani…Sair yasliliktan ve gozleri iyi gormediginden Affan Dede’nin parasini saymis. O da bir cesit buyu mu yapmis? Cocukluk cetvel, silgi gibi satilacak bir sey degil cunku… Sairin basi donmus galiba. Ruyalar gormus. Olmadi mi ogretmenim? Olmadi evladim. Allah belani versin :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi etki altina almak istemem ancak dusunuyorum da, bugun daha once bu siiri hic duymamis olsam ve okutsalar, sonra da sairin “tam olarak” neyi ifade ettigini sorsalar, kac yaklasik sonuc verebilecegimi kestiremiyorum. Mesel suymus: Sair, cocuklugunun oyuncakcisi, ya da kirtasiyecisi Affan Dede'ye ugramis ve birkac oyuncak satin almak suretiyle icinde yasadigi ani , yetiskin dunyasini unutup cocukluguna cok hizli bicimde yollanmis. Simdi de oradan hic donmek istemiyormus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnipasa Ilkokulu’ndaki ilkokul ogretmenim hayatimda cok onemli bir figurdur. Icinde bulundugumuz post filan olmayan, bizzatihi during-Özal donemde koyu bir iktidar karsiti, bu zamandan bakildiginda cok modern ve tarz sahibi bir kadindi. Eminim bir cogumuz ona bir cesit ask duyuyorduk. Okul siralarinda ihtiyac duydugumuz anne sefkatini de elinden geldigince vermeye ugrasirdi. Her neyse, bilirsiniz, ogretmenlerin mufredatta islenen kitaplarin bir de adi cevap anahtari midir, alistirma kitabi midir, ondan olurdu. Kanimca meselin ic yuzu oradan aktarilmisti. Artik sairin yasaminda ondan icazet alinmis miydi, tespit tam olarak teyit edilmis miydi, gunahi M.E.B’in boynuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TFRFXqg8b7I/AAAAAAAAAvU/GwKI_uSat5Y/s1600/dream_kite.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500097317777993650" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 146px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TFRFXqg8b7I/AAAAAAAAAvU/GwKI_uSat5Y/s200/dream_kite.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Isin asli su ki, bize fazla torigi calistirma, senaryolar uretme, hayal gucumuze dizginlerinden bosanma sansi taninmamisti. Ki dusunun, bir cocugun hayal dunyasi ne kadar genistir. Henuz gerceklerle ve mutlak dogrularla fazla hasir-nesir olmamistir. Belki cok naif ama cok farkli, yaratici yorumlar gelistirebilir, ilginc hikayeler cikarabilir, kendi dunyasini baskalariyla tanistirabilir, kendini ifade ettikce de guclenip guven kazanabilirdi. Var mi cevap veren? I-ih, olmadi. Hayir. Yok. Baska? Dogru cevap su olacakti: Sair, cocuklugunun oyuncakcisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyorum o gunden sonra uzun bir sure yoruma dayali problem, konu veya durumlarin, yani yapilan tahlillerin hep mutlak “bir ve yalniz bir” dogrusunun oldugu fikrine kapildim. Bu da cevap uretiminde uzunca bir sure guvensizlige yol acti. Dusunun karsinizdakinin- bu bir ogretmen, bir kisi ya da bir kurum olur- kafasinda bir cevap oldugunu bilmeniz fakat bunun neresinde oldugunuzu kestirememeniz fikri ne stresli ve yipraticidir. Ortada bir on yargi, ya da coktan kabul gormus ve sarsilmaz bir dogru var. Bu durumu o kadar da kucumsemeyin, sirf bundan nefret ettigim icin yillar once bir is gorusmemi derdest etmistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye’nin onde gelen devlerinden birinin insan kaynaklari muduruyle gorusmedeyiz. Zaten askerden yeni donmusum, henuz hic calismaya niyetim yok, sirf bir arkadasim araya girmis diye gorusmeyi geri cevirememis ve gitmisim... Giristeki bolumde beklerken kuyruga dizilmis, bir-ornek “case-logic” marka sirt cantalariyle birer birer x-ray’den gecirilen sirketin bizzat kendi calisanlarinin olusturdugu goruntu mideme kramp sokmus… Gorusmedeki o kasinti, yaptigi isin gerekliliginden henuz kendi dahi tatmin olmamis, bu konudaki damari kalin (ima edecek en ufak bir davranista bulunacak olsaniz bir anda saldirip agzinizi yirtacak kadar tetikte gozuken), insanliga caktirmadan kaynak yapmis sahsiyet bana bir “vak’a” verdi ve bu durumda izleyecegim metodu sordu. Oncelikle bu kadar dolaysiz bicimde sinaniyor olmaktan tiksindim. Gercekten, hicbir kisi/kurumun bana bunu yapmasina kolay kolay izin veremem. Eger calismaniz boylesi gercegi yansitmaktan uzak bir zaman kesitine hapsolmussa, birakin gitsin. Cevabi biliyor olsam bile, ariza cikaririm. Yine de sonra sinirime yenik dustum demeyeyim diye, ukala bicimde bir-iki denemede bulundum. Baktim ki zat ne soylesem “hayir, oyle bir imkanimiz yok”, “maalesef, ona basvuramiyoruz” seklinde olumsuz cevaplar vermeye meyilli. Belki de su stres/sabir testi denen sacmalikti, umrumda bile degildi. Sonunda “sizin kafanizda belli ki pesin bir cevap var. Ve ben her seferinde onu yoklamaktan, her cevabimda onun acaba neresinde oldugumu anlamaya calismaktan usanacagim, lutfen birbirimizi yormayalim” dedim. Her ne kadar gorusme devam ettiyse ve sonra el sikisilsa da, biliyorum ki orada ya batmis ya da cikmistim. Bu tamamen nereden baktiginiza bagli. Bence cikmistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gorusmeden donerken, ilkokulun karsisindaki Furkan Dede duruyor mudur, acaba hayatta midir diye dusundum. Kararliydim, sairin yapmadigini yapip, gidip kendisine cocuklugumu satacaktim :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3523693609481195149?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3523693609481195149/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3523693609481195149' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3523693609481195149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3523693609481195149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/07/parayla-cocukluk-ne-kadar-kolay.html' title='parayla cocukluk ne kadar kolay...'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TFREW4FQq_I/AAAAAAAAAvM/9jYJHlFWa40/s72-c/thinking.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-803509267476279658</id><published>2010-07-26T21:22:00.009+03:00</published><updated>2010-10-17T00:51:29.005+03:00</updated><title type='text'>watch more tv/jools holland</title><content type='html'>Daha once “watch more tv” basligi altinda Cronenberg’in Videodrome’undan ozlu sozleri &lt;a href="http://www.trashsurplus.com/issues/issue2_2.html#cronenberg"&gt;surada&lt;/a&gt; araklamistik. Benim bu basligi kullanisim ise boylesine bir derinlik tasimayip, cok daha pragmatik bir onermeye dayaniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3S4_RlpTI/AAAAAAAAAus/IlL7geBnZ6c/s1600/jools-holland.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498282596588954930" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 172px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3S4_RlpTI/AAAAAAAAAus/IlL7geBnZ6c/s200/jools-holland.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Muzisyen olmasi bir yana, benim icin muzik medyasinin duayeni Jools Holland’dir ve sahsen ona cok sey borcluyum. En etkileyici performanslari onun sovunda izledim, en onemli kesiflerimi de onun programlari sayesinde yaptim. Konuklara gosterdigi ve onlardan gordugu saygi, gruplar arasi gecis, bir grubun performansi esnasinda diger bir sahnedeki sanatcilarin olduklari yerde tempo tutmasi, etkilenmis yuz ifadeleri, performans sonrasi grubuna gore farkli kopan alkis, sarki aralarindaki sohbetler, tum gruplarin enstrumanlariyla birlikte yaptiklari “intro” veya “outro”, eger Holland’in cok sevdigi bir isimse anonsun basina mutlaka “marvelous”, “wonderful”, “fantastic” sifatlarindan birini yerlestirmesi, eger yeni cikmis bir albume muteakipse album kapagi veya temali sahne dekorlari, etnik vurgulu “world music”e mutlaka yer veren 1-2 sahne, Holland’in piyanoyla eslik ettigi sarkilar ve daha nice detay bir araya gelip guclenerek beni her turlu ruh halimden cekip almayi basarir. Programin sanki bir buyusu vardir ve tum katilimcilar kariyerlerinin zirvelerini yaparak o sarkiya ait en iyi performansi orada sergiler. Yeniler icin de tam tesekkullu bir vitrindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gozlerimi kapattigim kisacik bir anda hepsini televizyondan izledigim, Jools Holland’da benim icin en iyi performanslar gozumun onunden bir film seridi gibi gecer. Radiohead- The Bends ve Paranoid Android (ikisi arasinda secim yapmak zor), Tricky – Black Steel, The Auteurs- Lenny Valentino, Manics- A Design For Life, Smashing Pumpkins- Ava Adore, Foo Fighters- Everlong, Sonic Youth- Sugar Kane, rahmetli Kirsty MacColl- England 2 Colombia 0, At The Drive-in- One Armed Scissor, Air-Sexy Boy, Jamiraquai- Alright, Blur- Universal, Paul Weller- Wild Wood, Paul Weller-Sunflower, Ocean Colour Scene-The Day We Caught The Train, Pulp- I Spy, Pj Harvey- Down By The Water, Nick Cave and The Bad Seeds – Do You Love Me, David Bowie- Something in the Air, Idlewild- Little Discourage, Ash- Teenage Kicks, Elastica- Connection, Stereophonics- Local Boy In The Photograph, Catatonia- Dead From The Waist Down ve simdi bilincim duzeyime su anda ulasmayan bir suru performans… e2 programin muzikal dehasini kesfedip ithal etmeye basladigindan beri bile unutulmazlarim arasina girenler oldu: Sonic Youth- Teenage Riot (2009) gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3TgH-O8kI/AAAAAAAAAu0/d_8PL_wlEHk/s1600/lwjh.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498283268938592834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 180px; CURSOR: hand; HEIGHT: 127px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3TgH-O8kI/AAAAAAAAAu0/d_8PL_wlEHk/s200/lwjh.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Birkac ay once, Londra’da bir otel odasinda Later with Jools Holland’i izledim. Esasen burada bir gariplik yok, tam hatirlamasam da saniyorum 95’lerden beri yapmadigim bir sey degil. Izledigim en guncel Holland programi olmasi ihtimali disinda farkli bir sey yoktu, yine televizyon basindaydim. Ancak bambaska bir his vardi. Sanki aramizdaki sinir kapisi yok olmustu ve belki birkac blok-sokak otede bir yerde studyodaydi. Hatta studyoda gibiydim. “Acaba program, toplama kampi BBC Prime yayinindan kalkar mi”, “ya Kablo TV, BBC Prime’in Turkiye’deki yayin hayatina son verirse” turunden, bizim icin sahip oldugu deger her an farkedilecek da programa erisimimize bir son verilecek endisesi, nazar korkusu olmadan, cok daha ulasilabilirdi. Uzaktan bir yerden tesadufen dikizleme sansina sahip, ama ertesi haftadan endiseli bir cocuk gibi Holland’in ceketinin ucundan cekistirmiyodum. Adeta hak sahibi ayricalikli bir izleyiciydim. Belki gulunc gelecek ama bu medyatik alisveris, tatilimin en onemli ve zevk aldigim saatlerinden biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;listen more White Rabbits&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basliga donersek, ayagina kadar gittigim Jools ustad yine bos durmadi, son birkac haftadir dinlemekten bikmadigim bir grubu musiki algima buyur etti. Kendileri, Brooklyn'den White Rabbits. Sanki adlarini daha once duymustum, ancak isimleri cok “generic” oldugundan midir pek paye vermemistim. Ne yazik ki muzik kirliligine kimi dogru kimi yanlis, kimi hakli kimi haksiz bazi filtrelerle karsi durmak durumunda kalabiliyoruz. Artik ismine bakip yargilayacak hale geldik, durum o kadar vahim. Ama iste yeri gelir White Rabbits kulagimizi deler, zorla kupe olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3T8AWo8xI/AAAAAAAAAu8/xxOReoswdbs/s1600/whiterabbits.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498283747929813778" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3T8AWo8xI/AAAAAAAAAu8/xxOReoswdbs/s320/whiterabbits.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iyi muzigin, o turun siki takipcisine mutlaka bir sekilde ulasacagina inanirim. Ama yukaridaki benzeri kazalar sebebiyle aradan iyi seylerin de kactigi oluyor. Eger televizyon izlemeseydim Jools Holland da izlemiyor olurdum. O zaman da belki White Rabbits onlarca yeni grup-album-single haberi arasinda kaynayip giderdi. Ne mi kaybederdim? Mutlaka yerine bir seyler koyardim, ama ne kaybederdime degil, ne kazandigima bakarim. Biraz pop biraz indie, biraz ingiliz biraz amerikan, biraz melodic biraz deneysel, ama mutlaka bol davul-perkusyon. Ikinci albumlerinden yakalamis oldum, debut albumleri 2007’de yayinlanmis, haliyle onu bilemiyorum ama taze It’s Frightening’daki acilis sarkisi “Percussion Gun”, perkusyon konusundaki iddiayi dogruluyor. Tipki Kasabian’in “Processed Beats” sarkisinda veya cift/dual-bass bir grup olan Girls Against Boys’un “Bassstation” albumunde kullandiklari isimlerle kendi muziklerini hatirlattiklari gibi. Holland'in programinda da once bu sarkiyla kiskivrak yakalamis, sonra "They Done Wrong/We Done Wrong"la zehirlemislerdi. Zaten tanidiktan sonra algida ihtiyatli secicilik de basladi. Londra’ya kadar gitmisim, oranin en geyik ama buraya gore halen yeralti sayilabilecek dergisini almaz miyim? NME, bir sayfanin sol kosesindeki kucuk bir kareye "It's Frightening" albumunun 24 Mayis tarihli cikisini ilan ediyordu. Oyle ya, ben 21 Mayis gecesi izlemistim. Bu da Jools Holland’in fiyakasi olsa gerek. Ya da halen bazi topraklarda muzikal medya planlamasi diye bir sey var. Holland'in programindaki etkileyici icradan sonra Pazartesi gunu satisa cikacak albume hatri sayilir bir hucum olmustur diye dusunuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-803509267476279658?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/803509267476279658/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=803509267476279658' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/803509267476279658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/803509267476279658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/07/watch-more-tvjools-holland.html' title='watch more tv/jools holland'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TE3S4_RlpTI/AAAAAAAAAus/IlL7geBnZ6c/s72-c/jools-holland.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8415395392786721393</id><published>2010-07-25T18:46:00.009+03:00</published><updated>2010-07-25T19:01:53.672+03:00</updated><title type='text'>money walks</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TExcde3jv7I/AAAAAAAAAuc/kaHhZjhmWPQ/s1600/machine+in+my+head.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497870906684587954" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 119px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TExcde3jv7I/AAAAAAAAAuc/kaHhZjhmWPQ/s200/machine+in+my+head.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gecen gun mekani Amerika’dan vatani Turkiye’ye tatil icin gelmis bir arkadasimla metroya bindik. Uzun zamandir binmemisim, merdivenlerden indigimizde bizi karsilayan o floresan renkler cumbusu, zevk ve estetik dusmani, cok sayida gereksiz imge ve renkle doldurulmus, dogu-bloku ulkelerindeki kumar makinelerinden hallice otomasyon cihazlari gozlerimi aldi. Arkadasim belli ki onu dahi ozlemis oldugu ve elinde simsiki tuttugu akbilini doldurmak uzere cebindeki 10 lirayi makinaya yem olarak verdiginde, makinadan “Yeni Turk Lirasi kabul edilmemektedir” mealinde bir hata mesaji cikti. O anda aklima az sonra anlatacagim anim geldi. Icimden “hahah, aynisi bana olmustu” derken bir dusundum de, daha hepi topu daha bir yildir yurt disindaydi. Sonra ters cevirip yerlestirdiginde, islem basariya ulasti. Akilli gozuken fakat tum hatalari tek bir hata mesaji basliginda topladigi belli aptal bir makina iste. Madem insan gucune goz dikiyorsun, gercekten akilli ve evrensel mesajlar verebilen:S makinalar yerlestir ama, degil mi? Bir turistin orada ters giden seyi anlamasi harcayacagi efor ve zamani filan gecirdim aklimdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TExct9ltX3I/AAAAAAAAAuk/5sBE41i_0GE/s1600/growmoney.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TExct9ltX3I/AAAAAAAAAuk/5sBE41i_0GE/s200/growmoney.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497871189809127282" /&gt;&lt;/a&gt;Gecenlerde kuzenimin evlendiginden beri bir turlu gidemedigim (sonrasinda cocugu oldugu ve ele gelecek kivama eristigi detayini da eklersek hic kisa bir sure sayilmaz), sehrin disindaki yari-vahsi yasam alanlari uzerine, belki de bir ormanin tam ortasina dikilmis villa sitelerinden birindeki evine gittim. Eh madem havuzu var, yanima artik adi yuzme sortu mudur, sort-mayo mudur, deniz sortu mudur, birbirinden kotu kaliplarla isimlendirilen tekstil urununden alayim dedim. Elime saniyorum uc-dort yildir giymedigim bir tanesi geldi. Ufacik cebinde bir seyler dondugunu hissetmis olmaliyim ki, iki parmagimi bir kanca gibi daldirdim ve bingo… 70 lira! Hic fena degil, degil mi? Bu "degil mi" lafi da kafami cok karistirir. Ingilizcedeki "isn't it?" ile bir bagi olmali. Hangisi degil mi? Olumsuz bir kalip, olumlamak icin kullaniliyor. "Cok kotu, degil mi?". Evet cok kotu. Bu da olumlanmis bir olumsuz. Neyse, 70 liraya donelim. Cok severim boyle gizli yatirimlari. Daha once birkac kez unutup denizde para kaybettigimi dusunursek gercekten kismetliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o da ne? Paranin uzerinde 70 Yeni Turk Lirasi yaziyordu. Yani artik hicbir degeri kalmayan birer kagit parcasiydi. Dogruluk payi var mi hala bilmiyorum ama kucuklugumuzden beri tedavuldeki parayi yirtmaniz durumunda Ataturk’e ihanetten sizi suclu bulacagi soylenen ayni kanunlar, belli ki tedavul disina cikildiginda "parayla saygi olmaz evladim" dercesine parayi yok etmeyi emrediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra vakadan kazandigi momentle hayal gucum bambaska yerlere gitti. Dusunun ki adamin biri yasa disi yollardan, belki bir soygundan binlerce, eski haliyle milyarlarca lira nakit para kaldirdi. Bildigim kadariyla suc dunyasinda halen en yaygin metod nakitte kalmaktir. Bu durumda gomme aliskanligi da bakidir. Adam parayi bir araziye gomdu, 3-4 yil yatti ve cikti. Dusunun arada sifirlar ucurumus, yetmemis, YTL-TL gecisi yasanmis. Artik o dev balyayi yakacak mi yapar, yoksa –eh sonucta karanlik adamlardan bahsediyoruz- o paralarla keyif verici bir takim maddeleri durum mu yapar bilmem. Ola ki cok gec kalmadan bu gecis donemlerinden birinde disari cikti, herhalde ilgiyi uzerine cekmemek icin (karisina aldigi bizon kurku es gecersek) ulkenin dort bir yanindaki bankalarda bolumler halinde paralari cevirtmesi gerekirdi. Hadi yasa disi is yapana mustehaktir deyin, yine babadan kalma yontemlerle parasini saklamis, yerini ondan baska kimsenin bilmedigi ve hayat bu ya, komaya girip birkac yil sonra uyanan adamin vaziyetine ne demeli? Belki soyguncu ganstere gore yasal yollardan hakkini arama sansi vardir, bilemiyorum. Paranin cismindeki degisiklikleri bir kenara birakalim, bu tip durumlarin bas dusmani, su siralar uyudugu soylenen enflasyon canavari bile tek basina boylesi geri-donusleri kabusa cevirmeye yeterdi. Gercekten Turkiye gundemin, zevklerin ve politikalarin yani sira paranin da cok hizli degistigi bir ulke...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sinirle artik icimden ne kufurler saydiysam ve bilincimi nasil yitirdiysem, sortu da unutmusum. Kuzenimden bir tane indiragandi yaptim. Cebini kontrol etmeyi ihmal etmedim, belki yasadigim zarardan kar uzerinden olusan zarari bir sekilde tazmin edebilirdim. Ama tabii ki bosa oltaydi, o benden hep daha dikkatli ve duzenli olmustur. Bu uzzundan verecegim hisse, aman tatil beldesinde paranizi sortunuzun cebine koymadan once mutlaka Dolar ya da Euro’ya cevirin :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PS: Mark’a cevirmis olanlara da gecmis olsun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8415395392786721393?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8415395392786721393/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8415395392786721393' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8415395392786721393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8415395392786721393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/07/money-walks.html' title='money walks'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TExcde3jv7I/AAAAAAAAAuc/kaHhZjhmWPQ/s72-c/machine+in+my+head.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-314495391998330600</id><published>2010-06-30T23:25:00.006+03:00</published><updated>2010-06-30T23:34:57.355+03:00</updated><title type='text'>little sweet sixteen surfin' usa</title><content type='html'>su siralar digiturk'te "cadillac records" donuyor. 50ler amerika'sinda toplumsal alandan yuksek bir momentle itilmis olan siyahlarin "rock and roll" piyasasinda palazlanma ve efsanevi "chess records" araciligiyla var olabilme hikayesini anlatiyor. siyah cenahta cevher cok ancak ticari girisim ve isletme ozgurlukleri olmadigindan, amator muzigi yasal yoldan ticarilestirecek, yani bu cevherleri isleyecek beyaz bir adama ihtiyaclari var. leonard chess (adrian brody) bu dogrultuda onlarin aradiklari, ya da onlari arayan adamdir. gayriresmi bir duzlemde king of new york'daki christopher walken'in konumunu andiriyor sanki? acaba gercekten onlara yakinlik hissettigi icin mi, yoksa yonlendirilmeye acik ezilen sinif uzerinden rant mi sorusunu ortaya atis serbest. yine de insafli olmak gerek, bence en onemli ortak ozellikleri ikisinin de cesur birer adam olmalari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cadillac records adina daha onemlisi, muzik tarihine onemli bir lokasyon chicago'dan dusulen notlari film seridinden okuyabilme imkani. kadro hem dunun, hem de bugunun devi. chuck berry (mos def), muddy waters (jeffrey wright), etta james (beyonce) ve daha fazlasi. Bu didaktik yapim ornegin bu yasima kadar hep dikkatimi cekmis olup hic de uzerine gitme ihtiyaci duymadigim, belki bir copanogluna ihtimal dahi vermedigim chuck berry'nin "sweet little sixteen"i ile beach boys'un "surfin' usa"i arasindaki benzerligi de acikliga kavusturuyor. film bize yalan soyleyecek degil ya, beach boys alenen sarkinin ezgisini calmis ve uzerine kendi sozlerini okumus. nitekim berry'nin yillar sonra hak ve ozgurluklerin de kazanimiyla actigi dava nihayet 2000 li yillarda bir milyon dolarlik tazminatla sonuclanmis. oh olsun soluk benizliye, ne diyeyim. ayrica amerika'daki "british invasion" denen dalganin (korpecik rolling stones ve beatles gibi) muthis etkilendikleri bu sahislarin (misal sifiri tuketmeye bir kalmis muddy waters) muzik dunyasina, hatta dunyaya kazandirilmasi ve buyuyerek olumsuzlesmesindeki rolunu de ogreniyoruz. izlememis olanlara hararetsiz tavsiye ederim. hararet icin de su an tuketmekte oldugum, bizim icin gec ama gedigine direkt bir kesif olan ice-tea'yi hararetle tavsiye ediyorum. bir dakika yahu, galiba ise yaramiyor bu meret? :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TCuongnJxxI/AAAAAAAAAuU/DAic8JWjnBo/s1600/cadillac_records.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488665967603599122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TCuongnJxxI/AAAAAAAAAuU/DAic8JWjnBo/s320/cadillac_records.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-314495391998330600?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/314495391998330600/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=314495391998330600' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/314495391998330600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/314495391998330600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/06/little-sweet-sixteen-surfin-usa.html' title='little sweet sixteen surfin&apos; usa'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TCuongnJxxI/AAAAAAAAAuU/DAic8JWjnBo/s72-c/cadillac_records.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5068459199214065480</id><published>2010-06-13T02:03:00.003+03:00</published><updated>2010-06-13T12:47:30.769+03:00</updated><title type='text'>lé havle...</title><content type='html'>saat 02.00'de e-mail bakmaz olaydim; saka mi gercek mi ayirdina varamiyorum. komposizyondan da hicbir sey anlamadim. bir ev vaadediyor olamazlar. test amaciyla gonderilmis, beni mi test ediyorlar? test amacli oldugu icin dikkate almayacakmisim. asil bu amaci dikkate alirim. isiniz gucunuz yok mu beyler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dayanamiyorum, galiba Binali Yildirim'i sohbet etmeye davet edecegim :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TBQTgieJK7I/AAAAAAAAAuM/QU_TBTuGvuc/s1600/lahavle.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482028096146713522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 306px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TBQTgieJK7I/AAAAAAAAAuM/QU_TBTuGvuc/s400/lahavle.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5068459199214065480?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5068459199214065480/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5068459199214065480' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5068459199214065480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5068459199214065480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/06/le-havle.html' title='lé havle...'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TBQTgieJK7I/AAAAAAAAAuM/QU_TBTuGvuc/s72-c/lahavle.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6074679119739078441</id><published>2010-05-31T00:24:00.002+03:00</published><updated>2010-05-31T00:26:10.111+03:00</updated><title type='text'>kotu haber sevenler icin iyi haber</title><content type='html'>Dennis Hopper hep ait oldugundan suphe duydugum dunyaya elveda dedi. Bana hep siniri olmayan, gizemli ve tekinsiz bir adam gibi gelmistir. Muhtemelen oyledir de. En son kendisini -erdobaz sagolsun- muzip ve serseri bir cete uyesi rolunde, Hell Ride'da izledim. Orada sanki tam da ait oldugu habitatta, kendisi gibi tekinsiz insan grubuyla (Larry Bishop, Michael Madsen, obur tarafta fazla bekletmedigi kadim dostu David Carradine) takiliyordu. Neyse, karsi kultur ikonu olusu ve en buyuk basarilari zaten bugun ajanslardan gecen haberlerde bolca gecti. Ancak benim bildigim sey; buyuk hollywood produksiyonlarini disarida tutarsak, mutevazi skalada onun yer aldigi tek bir kotu film bilmedigim. Ya da ben denk gelmedim. Fazla sure almadigi yan rollerde dahi projeler konusunda secici oldugunu dusunuyorum. En ucube ya da umitsiz gozuken bir bagimsiz filmde bile eger Hopper'i gorursem soyle bir durur bakarim, devaminda da karli cikarim. Zaten dolu adamin bos projede isi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de cenaze merasimlerimize Dennis Hopper'i da eklemis olalim. Tutuklulugu bitmistir ve artik serbesttir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TALXrzQ5kuI/AAAAAAAAAuE/jHrQkImS6iw/s1600/dennis_hopper_mugshot.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477177244331381474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 236px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TALXrzQ5kuI/AAAAAAAAAuE/jHrQkImS6iw/s320/dennis_hopper_mugshot.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6074679119739078441?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6074679119739078441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6074679119739078441' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6074679119739078441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6074679119739078441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/kotu-haber-sevenler-icin-iyi-haber.html' title='kotu haber sevenler icin iyi haber'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/TALXrzQ5kuI/AAAAAAAAAuE/jHrQkImS6iw/s72-c/dennis_hopper_mugshot.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8175205306779290580</id><published>2010-05-27T00:42:00.012+03:00</published><updated>2010-12-12T14:27:08.361+02:00</updated><title type='text'>rabbena hep bono!</title><content type='html'>Koseli ifadelerle kibirli yazmaktan israrla kacinmamiza ragmen, asabiyetimle klavyem arasinda itinayla kurdugum mesafeyi ortadan kaldirmayi ve kelimelerimi sivriltmeyi basarabilen sayili insanlardan biridir, Bono. Oldum olasi hazzetmedim o tiynetsizden. Daha once benzer elestirileri getirmis oldugumuz fakat bir cevapla olsun, dolayli bir gondermeyle olsun bizi muhatap alma tenezzulunu dahi gostermeyen Sean Penn bile yaninda masum kalir :S. Sanat tarihi, sig ve samimiyetten uzak politik tavir ve hareketlerle, populizm muessesesini en kuresel bicimde bu kadar hunharca somuren bir figur daha yazdi mi, supheliyim. U2 denen sozde kolektiften en cok, ilk piyasaya suruldugunde carsaf carsaf iPod reklamlarinda boy gosterince tiksinmistim. Cunku Live 8'i organize etmis, Afrika'daki sefalet, aclik ve yoksulluk kavramlarinin icini o pop imajiyla vakumlamisken, belki yuz milyonluk serveti icinde kaybolup gidecek, Apple'dan gelecek bir milyon dolarin cazibe girdabina kapildiklari gun icimde kabaran nefret girdabima da kapilacaklardi :S Hele o yancisi, o Richie Sambora'dan, hatta Ayna grubunun gitar caliyor ve sarki soyluyormus gibi yapan gunes gozluklu keltos yancisindan bile daha "loser" yancisi yok mu... Oyle ki, Bono'nun ezici golgesinde kalarak benimki gibi populer kultur coplugu bir dimaga dahi ismini sokamamis yancisindan bahsediyorum. Ah o sapkasini da zihnime sokamamis olsaydi ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_2WMZF1AMI/AAAAAAAAAt8/UXSwjPn1twQ/s1600/bono_bak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475697861590319298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_2WMZF1AMI/AAAAAAAAAt8/UXSwjPn1twQ/s320/bono_bak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stone Roses cemaatinden Seyh Ian Brown'a sormuslar, "wanna be adored'u neden esinlenerek yazdin" diye. O da "nerem dogru ki" demis. Sonra da Bono gibi kendine tapilma bagimlisi karakterlerden esin alarak yazdigini belirtmis. Bu sahsin dunyayi saran son oyunu da, isi abartip en ince ayrintisina kadar dikizlenme ve konserlerde panoromik ilgi odagi/fetis objesi olma arzusuyla gelistirmis oldugu "360 derece bilmemne" sacmaligi. Simdi bu cesur ve kusursuz kahraman bir rahatsizlik gecirmis ve Agustos ayina kadar tum konserleri iptal olmus. Turnenin neredeyse yil oncesinden iletisimi yapilan Istanbul ayagi da tehlikede. "Bacagim da kopsa cikar soylerim" diye demec vermis midir bilmem, ama herhalde biz antipatizanlarinin 360 derecelik nazari sayisiz vektorden birer ok gibi kendisine saplandi. Bir miktar keriz olduklarini dusunmekle beraber, sevenlerinden az onceki hakaret ve nazar icin ozur dileriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8175205306779290580?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8175205306779290580/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8175205306779290580' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8175205306779290580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8175205306779290580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/koseli-ifadelerle-kibirli-yazmaktan.html' title='rabbena hep bono!'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_2WMZF1AMI/AAAAAAAAAt8/UXSwjPn1twQ/s72-c/bono_bak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4531977915149917354</id><published>2010-05-26T15:26:00.005+03:00</published><updated>2010-05-26T15:38:14.315+03:00</updated><title type='text'>here comes the güneşin çocuğu :S</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_0WKQKOXiI/AAAAAAAAA5M/atNg-wWOatA/s1600/hooooooooop.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475557087344746018" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_0WKQKOXiI/AAAAAAAAA5M/atNg-wWOatA/s320/hooooooooop.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_0TrTs55wI/AAAAAAAAA5E/LHKLGvZ6HNU/s1600/falanfilaaan.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaz aylarını hep çok sevmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mayıs-eylül aralığında yaşıyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izmir'e taşındığımdan beri ekim'i de ekledim favorilerime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerisi mayıs güneşini bekleyerek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arafta tüketilen,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sebepsiz zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yaşasın yaz!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4531977915149917354?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4531977915149917354/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4531977915149917354' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4531977915149917354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4531977915149917354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/here-comes-gunesin-cocugu-s.html' title='here comes the güneşin çocuğu :S'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_0WKQKOXiI/AAAAAAAAA5M/atNg-wWOatA/s72-c/hooooooooop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1103904141690398425</id><published>2010-05-24T13:14:00.012+03:00</published><updated>2010-05-25T11:00:56.964+03:00</updated><title type='text'>the bobby syndrome</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_pWK0mae0I/AAAAAAAAA48/JLkkFdkaRkY/s1600/ok-cougartown.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 205px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474783040940702530" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_pWK0mae0I/AAAAAAAAA48/JLkkFdkaRkY/s320/ok-cougartown.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Son zamanlardaki favori 3 dizimden liste başı olan (diğer ikisi duruma göre doldurulur) Cougar Town'da Courtney Cox'un eski kocası Bobby Cobb isminde bir karakter. Cox'un oğlu genç Travis'in lise mezuniyet konuşmasının büyük kısmını yalnızca babasına ayırmasının nedeni işsiz, avare ve biraz da alkolik baba Bobby'nin hayatının en mutlu günlerini lisede geçirmiş olması... Daha otuz yaşında olmama rağmen, ben de sanırım o "en mutlu günler" depomu henüz lise yıllarında boşalttım (lanet olsun, o kadar çok eğlenmemem gerektiğini nereden bilebilirdim?). şu an mutlu görünen insanlara bakışım, elindeki çikolatayıa oburlukla saldırıp erkenden bitiren, sonrasında da yanındakinin henüz yarısı yenmiş çikolatasına imrenerek ve iştahla bakan bir çocuğunki gibi..&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani 30dan emekliliğe kadar geçecek aralıktan zaten büyük beklentilerim yok ama, liseden şimdiye uzanan 12 yıllık hiç de azımsanmayacak zaman dilimini daha neşeli geçirsem fena olmayacaktı sanki. her neyse, bireysel emeklilik planımın tamamlanmasına şunun şurasında 26 sene kaldı :S&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O vakte kadar sanırım ben de kırmızı balonun peşinde olacağım. İrtibatı koparmayalım Bobby..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1103904141690398425?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1103904141690398425/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1103904141690398425' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1103904141690398425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1103904141690398425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/bobby-syndrome.html' title='the bobby syndrome'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S_pWK0mae0I/AAAAAAAAA48/JLkkFdkaRkY/s72-c/ok-cougartown.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-501889964363397487</id><published>2010-05-18T16:26:00.010+03:00</published><updated>2010-07-26T21:55:20.931+03:00</updated><title type='text'>yedi, sekiz, dokuz, bom!</title><content type='html'>Ortagimin gedigine belden oturtmali analiziyle ince bir yaprak kestigi “decade” kavramindan yola cikarsak; tarihi bu tip paketlere bolmekten kendimizi alamasak da, en azindan populer kavramlarla kolilemekten siyrilabildigimiz surece fazla bir sorun yok diye dusunuyorum. Hep 2000’ler sonrasini ayri ele alirdim, muhtemelen bu birkac yil daha devam edecek ama hazir “bom”lamisken (bes ve onun katlarinda bu sekilde efektlendirilen o aptal oyunu hatirlarsiniz) ben de bir “en” yapistirayim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_KZpTUaPeI/AAAAAAAAAt0/sGrCFz_QeoE/s1600/dc.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472605432048139746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 198px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_KZpTUaPeI/AAAAAAAAAt0/sGrCFz_QeoE/s200/dc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Doves’un 2009’da cikarmis oldugu Kingdom of Rust albumunun sekizinci sirayla bir nevi sonlarina saklanmis Compulsion’i dinledigimde zihnimden “son bes yil icinde cikmis en iyi sarki” dokuldu. Sarkinin bu dunyali olmayan muzikal temeline, duyu terbiyecisi “bass” ve “beat”lerine diyecek yok da, bes yil nereden cikti bilmiyorum. Bir kere de yillar yillar oncesinde, benden mi cikti tam hatirlamiyorum, Beta Band icin profesyonel muzik dinleyiciligi kariyerimde “muzikte gelebildigimiz en iyi nokta” kalibi dokuluvermisti. Ama dinlemek var dinlemek var, Beta Band'in en tenhalarina gidip, dinlerken "bir de gozlerinizi kapatin"ca musiki isitme olimpiyatlarinda finallere kalifiye olmus hissetmeniz bugun bile normal. Bu tip anlik cikislarin dogruluguna inandigimdan, bes yilin da bir anlami olmalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama konumuz 2000 sonrasi, onyil ve Doves’sa, benden su onerme rahatlikla cikar: Bu “decade”den cikmis en iyi grup, Doves'dur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyo Eksen’den sevgili Gulsah’in dedigi gibi; su Doves gibi on tane [bom!] grup olsa hayatimiz kurtulur. Bu arada kek durumuna dusmeyelim, Doves’un cok daha eskisinin oldugunu, bir zamanlar baska bir grup adi altinda, biraz daha farkli bir muzik tarziyla Madchester muzik piyasasini yokladiklarini biliyorum. “Ayiptir soylemesi” bir o kadar ayiptir, daha yeni yeni palazlandiklarinda uzerine yazip cizmisligim de vardir. Doves bu “decade”indir. Bu gidisle bu asira dair olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizden esirgemeyin: Doves-Compulsion.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-501889964363397487?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/501889964363397487/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=501889964363397487' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/501889964363397487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/501889964363397487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/alti-yedi-sekiz-dokuz-bom.html' title='yedi, sekiz, dokuz, bom!'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S_KZpTUaPeI/AAAAAAAAAt0/sGrCFz_QeoE/s72-c/dc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8548836181772411833</id><published>2010-05-18T14:23:00.003+03:00</published><updated>2010-05-18T14:30:10.747+03:00</updated><title type='text'>hush</title><content type='html'>bi' düşündüm de, deniz kıyısında yaşamak lazım; her sabah uyanır uyanmaz önce denize girmek, gözünü suyun içerisinde açmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8548836181772411833?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8548836181772411833/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8548836181772411833' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8548836181772411833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8548836181772411833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/hush.html' title='hush'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8395165206272675469</id><published>2010-05-07T09:14:00.010+03:00</published><updated>2010-05-07T11:37:02.344+03:00</updated><title type='text'>lütfen...lütfen dedim ama!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S-O6k57KMqI/AAAAAAAAA3s/ob1WzJrMiYo/s1600/33.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S-O6k57KMqI/AAAAAAAAA3s/ob1WzJrMiYo/s200/33.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468419515744924322" /&gt;&lt;/a&gt;giyim kuşam -ya da tarz- dediğiniz şey, kendinizi kamusal kalabalık içerisindeki diğer bütün elemanlardan ayırmanın başlıca yolu. aslında "kendine yakışanı giymek" kalıbı dahi farklı birşey anlatmıyor. öyle olmasa, en azından sıcak yaz günlerinde, hepimiz -tıpkı evimizde yaptığımız gibi- çırılçıplak gezerdik sokaklarda :S oysa bir tshirt dahi, bu ayrıştırıcılık görevini başarıyla yerine getirip, birey olma arzumuzu tatmin etmeye yetebiliyor. benim için bu işin ustası, baş aktörü, ayakkabıdır. kabuslarımda dahi, ayakkabısız sokağa çıktığımı görür ve bundan büyük utanç duyarım. aynı büyük utancı bir de iç çamaşırı (bildiğin don) giymeksizin gezersem hissedebilirim ancak bu durum kabuslarımın konusu olmadı.&lt;p&gt;ortağımın isabet buyurduğu üzere "herşeyin bir şeyi var".. misafirliğe giderken, insan üstüne başına normalden daha fazla özen gösterir, değil mi? hele misafir ağırlayacakken... büyüdüğüm evde, annem ve babam bu işe hep çok dikkat ettiler. annem gerçekten de hayli başarıdır - o ki ustasıdır misafir ağırlamanın...  mutfakta, gardrop ve ayna karşısında sürdürülen hazırlıklar neticesinde, beklenen kişilerin kapıya dayanması ile 2. perde başlar. gelenler "efendim hoş geldiniz. hahaha!" biçiminde aynı anda hem mesafeli hem de sıcak bir intro ile karşılanıyorsa, belli ki bunlar ya iş çevresinden ya da bir şekilde sosyal münasebetlerin yeni yeni tesis edileceği, çiftler arasındaki elektiriğin henüz kritik seviyelerde seyrettiği konuklardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bizim evde, bu kategorideki misafirlere, henüz ilk karşılama anında "lütfen çıkarmayın" denir. her nedense, annem ve babam, kapıya dayanmış misafirlerden ayakkabıları ile içeri girmeleri konusunda ısrarcı olurlar. hatta geçen gün, bu nedenle bir kavga çıkacak sandım. bizimkiler "lütfen çıkarmayın...hayır hayır çıkarmayın" diye yinelerken misafir karı koca da sürekli eğilip ayakkabılarına doğru hamle yaptılar. oysa bütün terlik tesisatı da hazırlanmıştı. uzayan diyalogun sonunda misafir teyzenin ayakkabısını eline alıp bizimkilere fırlatmasından korkmadım değil. bu kadar da ısrarcı olunmazki! korkmanıza lüzum yok, tartışma "ayakkabı çıkarma kavgası kanlı bitti" gibisinden 3. sayfa haberlerine konu olacak bir seviyeye gelmeden tatlıya bağlandı. konuklarımız, sağ ayaklarında terlik sol ayaklarında ise ayakkabıları ile geceyi tamamladılar. böylece herkesin istediği oldu :S&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S-O5bSDJwTI/AAAAAAAAA3c/3wW6-sbG2VI/s200/11.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468418250910581042" /&gt;misafirin salona ayakkabıları ile buyur edilmesinin bence birkaç sebebi var. akla ilk gelen, bir tür batılılaşma isteği, ya da batılıymış gibi davranma arzusu olabilir. bu yorumun haklılık payı da var doğrusu. neticede televizyon -hatta belki de cumhuriyet- hayatımıza girdiğinden beri so-called "muasır medeniyetler"in taklitçisi olduk. hele ki bizim gibi orta/orta-üst sınıf aileleri bu değişimi ya da değişim arzusunu kıncal damarlarına kadar hissedip ona sahip çıktılar. gerçekten de, bütün özeni ile şık şıkıdım donanmış bir misafirin parlak ayakkabılarını çıkarıp bir anda naylon çorapları ile kaldığı anki görüntüsü, savaş alanında zırhını yitirmiş bir şovalyeninkinden farksızdır. örneğin, jilet gibi giyinip elinde çiçeği ile müstakbel kayınpeder ve validesinin kapısına dayanan bir damat adayı, ayakkabılarını çıkartıp takım elbise + çorap kombinasyonu ile başbaşa kaldığı anda bütün özgüvenini yitirir. üstelik amerikan filmlerinde filan, evde çorabıyla dolanan bir insan evladı dahi göremezsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tamam bu işin batılı -ya da tekrarla- batılı olmaya çalışan yüzü. ancak "ayakkabınızı çıkarmayın" talebinin arkasında, müthiş bir doğulu tevazusu da var. tertemiz, pırıl pırıl evimize ayakkabınızla girin ve dilediğiniz gibi kirletin. siz bizim misafirimizsiniz ve misafir, ev sahibinden dahi daha yüksek bir konumdadır. bu anlam, salonların yalnızca misafir için kullanıldığı 20. yüzyıl türkiyesi'nde şimdikinden çok daha yoğundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 125px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S-O5ruNqOPI/AAAAAAAAA3k/NrrGyneyAHc/s200/22.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468418533348751602" /&gt;neyse işte, siz siz olun ve deplasmana giderken çoraplarınızı mutlaka kontrol edin. başınıza gelebilecek en kötü şey, eprimiş çorabın arasından kendisini hevesle dışarı atmış bir patatestir :S böyle bir vakayı yaşayan kimse hayatına kaldığı yerden devam edemez. efsaneye göre, metruk fabrika yıkıntıları ve şehrin bütün kanalizasyonları, gittiği misafir evinde yırtılmış/kaçmış çorabı arasından parmağı göründüğü için hayatı kararan, yalnızlığa terk edilen profesörler, mucitler, fizikçiler, işadamları, eski türkiye ve kainat güzelleri ile doludur..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ps. kabul fotoğrafların konuyla uzaktan yakından ilgisi yok ama sizce de böylesi daha sağlıklı değil mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8395165206272675469?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8395165206272675469/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8395165206272675469' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8395165206272675469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8395165206272675469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/lutfenlutfen-dedim-ama.html' title='lütfen...lütfen dedim ama!'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S-O6k57KMqI/AAAAAAAAA3s/ob1WzJrMiYo/s72-c/33.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-9057040956838180467</id><published>2010-05-04T22:36:00.027+03:00</published><updated>2010-11-07T00:31:10.587+02:00</updated><title type='text'>karma/karisik pizza</title><content type='html'>Gectigimiz ay yeni isim geregi, isin neredeyse ana arteri sayilacak, sezonun iskeletini olusturan ve geri kalanini sekillendiren bir operasyon icin yurtdisina, markanin merkezine gittik. En kaba hatlariyla gaye, birkac gunluk izleme ve gozlemleme surecinden sonra Cuma gunu saat 17 ye kadar yuklu miktarda siparisi dijital bir ortama girmek. Lakin on gun verseler gozlemleme sureci tam olarak bitmeyeceginden, isin bu dijital kismi ancak son bir-iki saatlik dilime sigdirilmak zorunda kaliyor. Tuhaf ve cikmaz bir denge kurma soz konusu... Isi garantiye alip daha erken yapmak, daha fazla fikir ve gozlemin gume gitmesi anlamina geliyor ki, bu durumda da dijital islemi besleyecek altyapiyla birlikte bu islemin degeri de azaliyor. Isin daha ilginci, ya da garibi, bahsettigim kurulu yapi ile ayni cati altinda olmamiz. Hani alt sistemin ana sistemi sarsmasi durumunda olusabilecek bir zahiyden nasibini alacak olan salt bizler degiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B4kpQhHjI/AAAAAAAAAtc/8RlXOgk_RGw/s1600/panic-button.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467502518573538866" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 169px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B4kpQhHjI/AAAAAAAAAtc/8RlXOgk_RGw/s200/panic-button.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse, her an herseyin olabilecegini, birkac saniyede dunyanin degisebilecegini cok iyi bildigimi sanirken, bir saat icinde degisen ruhsal iklim beni hayretlerden kurtaramadi. Ne olduysa oldu, son noktayi koymadan once kontrol amacli aldigimiz raporlar birbirini tutmadi. Bu kez bir sey mi atladik paranoyasiyla isler iyice sarpasardi. Yere cakilmadan once mutlaka uyaniriz dusuncesiyle kabusun kendiliginden bitiverecegini sanirken, saat 17’yi gecti. Kendimi bir an Elizabethtown’da yanlis bir hamleyle calistigi spor markasina milyon dolarlar kaybettiren ve isten cikarilan esas oglan gibi hissettim. Hos, yeni oldugum icin buyuk ihtimalle olan is arkadaslarim Kaner ve Zelenka’ya olurdu (sanki gercek isimlerini versem tanimadiklar taniyacak, boyle sifreleyince de tanidik uc bes okuyucu onlari tanimayacak). Ben de belki onlara ayip olmasin diye istifa edebilirdim :S Panik tanrisi, butona coktan basmisti. Benden bina icindeki IT’ye gidip durumu izah etmemi, onlar bir yandan ugrasirken ek sure alip alamayacagimizi sormami istediler. Bu kez de kendimi Vanilla Sky’da, secmis oldugu “lucid dream” bilinc altinin sabotajiyla icinden cikilmaz bir hal alinca, kendisine salik verildigi uzere “tech support!” diye bagiran Tom Cruise gibi hissettim. Odaya girip girizgahi yapmamla, tarihte daha once vaki olmamis bir sey oldugunu ogrendim: Son siparis saati Turkiye’nin de icinde bulundugu ulkeler grubu icin 18’e ertelenmis. Bu kurtarici haberi yetki sahibi kisileri ikna etmis gibi sunarak kendime yontmayi dusundum, ama kimi kandiracaktim. Tamamen tesaduf. Diger pek cok ulkenin siparisi kapatilmisti bile. Evet, ne oldugunu anlamadan mudahil oldugumuz trajedyadaki “deux ex machina”miz IT oldu. Gerci en basta bizi bu belaya bulastiran da bizzat onlarin kurmus oldugu sistemin ta kendisiydi ya, neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O endise ve panik dolu saatlerden sonra kardes sehir Erlanger’de&lt;strong&gt; (*)&lt;/strong&gt; biraz soku uzerimizden atma, biraz kutlama, biraz biraz rehavetin tadini cikarma, biraz da operasyona ve Almanya’ya veda mahiyetinde Bruno adli bir Italyan restoranina gittik. Nedense onceki aksamlarda sahsim adina Pano ya da Victo Levi’de palazlanmis olan, kafamda hayal ettigim peynir tabagi – kirmizi sarap ortamini bir turlu yakalayamadim. Ya elma ve cevizle donatilmis, odak olmaktan uzak detaydaki yaprak inceliginde, ya da tat vermeyen tek cesit peynirin bulundugu tabaklar gelmisti. Ancak ozellikle Kaner'in bu konudaki anlamsiz israrimi takdir ettigini soylemesinden aldigim ruzgarla pes etmedim. Bruno, komsu blogcu dino gibi halka istedigini geri veren bir sahsiyetti :S. Ve sonuc olarak imdadima yetisti. Sahil kasabasindan donus gunu denizin dumduz bir carsaf misali kiskirtigilici gibi, son aksam Bruno gunlerdir uzerinde calistigim peynir – sarap lezzet isbirligini damagimiza sunmustu. Ha Bruno Italyanligi abartti ve pizzalar saat 11'e dogru geldi, ama olsun. Aradaki surecte aklima bir sey takildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;/* Kafasina gore takilan, herseyi basite indirgeyen insanlara hep ozenmisimdir. Gecen gun bir taksiye bindim. Huyum kurusun taksiciyle geyige girmemeyi bir turlu beceremem. Hicbir zaman arka koltuk musterisi de olamadim. Yasimla orantili olarak buyumus olsaydim belki olabilirdim. Neyse, kendini hasta hissediyormus, sabah 1000 lik Augmentin'i cakmis, birazdan gecermis. Her kendini hasta hissettiginde bir tane 1000 lik Augmentin aliyormus, o da hastaliga engel oluyormus. Ona "kaptan, yaptigin yanlis. Antibiyotik oyle alinmaz, alinirsa da yarari olmaz, en az bir kutu bitirmen gerek, kendine daha fazla zarar veriyorsun" demeyi dusunurken agzimdan "sen isi cozmussun abi" cikti. Etkisi altinda kaldigim ve tibbi gercekleginden hicbir sekilde emin olmadigim, belki de bir palavra icin neden adamin rahatini bozayim ki? Aklindan su an "plasebo efekti" kalibini geciren varsa kocaman ayipliyorum. Yillardir aranan kalip bu muydu? Bunu bir kere duymadigim bir hafta gecirsem sinirlerimde plasebo efekti yaratir ve yatistirir mi acaba? Neyse, bu bahsettigim yukarida mevz-u bahis aklima takilan sey degil, yazarken aklima takilandi. */&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman once okudugum, su an ismini animsamadigim gurbetci bir rap’cinin roportajini hatirladim. Almanya’da dogup buyudukten sonra yaban ellerde almis oldugu muzik egitimini ve islemis oldugu rap yetenegini oz memleketine ihrac etmek icin, bir plak sirketinin de araciligiyla, Istanbul’a yerlesmis genc bir rap’ciydi. Roportajin bir bolumunde, en cok da artik taklitlerinden sakinma luksune sahip olacagi donerin ana vatanina geldigi icin sevindiginden bahsediyordu. Lakin bu hayal sert bir kayaya carparak kirilmis. Tekrar tekrar kullanilan yagin ve kalitesi dusuk etin kokusundan midesi bulaniyormus, hicbir donerciye girmek istemiyormus. Sonuna kadar katiliyorum. Artik aslini yasatma askindan midir, batiya kendini kabul ettirme ve begendirme gudumlu milli duygularla yogrulmus etten midir, yoksa etin muhasir standartlardaki kalitesinden midir gurbette donerin daha iyi yapildigina inaniyorum. En basiti, benzinde oldugu gibi et fiyatinda da dunyada basi cektigimizden, disarida durumden veya pideden dusen et parcasinin pesinden -obur ya da ac gozlu degilseniz- kosmazsiniz. Bu doyuruculuk bile yurtdisi subelerimizi one cikaran bir detay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B43P0mphI/AAAAAAAAAtk/PBIetioLGkI/s1600/pizzaworld.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467502838163088914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 122px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B43P0mphI/AAAAAAAAAtk/PBIetioLGkI/s200/pizzaworld.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bruno’da yedigim pizza cok lezzetliydi. Aslinda cok bogazina duskun biri ve lezzet farklarini keskin bicimde duyumsayacak geliskin bir damak tadina sahip degilim. Cihangir’deki Miss Pizza’da da yemis olsam cok farketmeyebilirdi. Dusundum de, Italya’da pizza ya da makarna, Almanya’daki Bruno ya da Turkiye’deki harbi bir Italyan restoranindan cok daha iyi mi yapiliyordu? Bu lezzetlerin ana vatani, disarida tecrube ettiklerimizden ne kadar oteye gecerdi? Doner icin gecerli parametreler, lejyoner Italyanlar icin de gecerli olabilir miydi? Dusuncem muspetti. Boyle bir lezzet kulturunun orijini olduklari icin ana vatanlara selam olsun, ancak bence bu en iyisinin orada oldugu anlamina gelmiyor. Tum bunlari dusunurken zaman geciyor, ve volkanik hareketlerden peyda olmus kul bulutlari –eger koca bir yalan degilse- ertesi gun havalanacagimiz havalimanina dogru hizla ilerliyordu. Iki saat kadar sonra ucusun iptal oldugu bilgisi gelecekti. Ertesi gece de tum zamanlarin en kotu (lezzet fakiri damak tadimin dahi ayirdina varmayi iskalamadigi) Italyan yemegini bizzat, yolumun dusecegi aklimin kosesinden gecmeyecek Italya’da yiyecektim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Erlanger'in gobeginde, gorunce felegimin sastigi ve objektife davrandigim meydana Beşiktaş - Platz adi verilmis. Hikayesi de &lt;a href="http://www.erlangen.de/desktopdefault.aspx/tabid-698/2248_read-18814/"&gt;surada&lt;/a&gt;. Almancam yetmedigi, hatta hic olmadigi icin bilgi veremiyorum. Zaten gizemi kaybolsun da istemiyorum. Yine de ilginc birseyse, Almancasi olan biri hikayeyi yorum olarak girebilir. Hatta bence hikaye her turlu yaratici yoruma acik, Almanca bilmeyenler de wilkommen :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B5P51rCKI/AAAAAAAAAts/yGN8Y4t2S5w/s1600/erlanger_here_we_come.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467503261758720162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B5P51rCKI/AAAAAAAAAts/yGN8Y4t2S5w/s400/erlanger_here_we_come.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-9057040956838180467?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/9057040956838180467/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=9057040956838180467' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/9057040956838180467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/9057040956838180467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/05/karmakarisik-pizza.html' title='karma/karisik pizza'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S-B4kpQhHjI/AAAAAAAAAtc/8RlXOgk_RGw/s72-c/panic-button.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-240176297595904901</id><published>2010-04-30T00:09:00.008+03:00</published><updated>2010-05-18T23:00:48.370+03:00</updated><title type='text'>let’s lynch the landlord</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9n1yqntOdI/AAAAAAAAAtM/hXjs9-_H1fg/s1600/lt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465669873573902802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9n1yqntOdI/AAAAAAAAAtM/hXjs9-_H1fg/s200/lt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ev sahibi – kiraci iliskisi herhalde dunyevi hayatin en tuhaf dinamiklerine sahip iliskilerinden biri. Fazla sertlige gelmeyen ama fazla samimiyeti de kaldirmayan, isler yolundayken saygi yuklu, sarpa sardiginda ise insaniyetin firar edebilecegi kirmizi ince cizgi, ya da cambaz ipi. Ben de bir ev sahibiyim. Rahmetli annemden bana bir ev kaldi. Fakat ev benim degil :S Dahasi, kirasi da cebime girmiyor. Biraz tuhaf bir hikaye oldugunun farkindayim. Soyle ki, yillarca oturdugumuz evin sahibi annemin cok sevdigi eski bir tanidigiydi. Kadin Fransa’da yasayan, kocasini yillar once kaybetmis, klasik bir gurbetci aliskanligi olarak tum kazandigini Istanbul’da gayrimenkule yatiran ve muhtemelen oranin sosyal kosullarini birakip asla buraya donmeyecek, eger amac yatirimsa da bunun donusunu cok fazla hissetmeyecek biri. Kokleriyle arasindaki bagi bu sekilde kuvvetlendirdigine inaniyor kanimca. Daha sonra biz o evden cikip kendi evimize tasindigimizda, onun ricasiyla kira ve kiraciyla ugrasma isi anneme devroldu. Annem vefat edince de bana... Miras kalan evin kendisi degil, sorumlulugu oldu. Is sadece para toplamak olsa neyse, emlak vergisi var, kiradan dusulecek mecburi harcamalar var, apartman giderleri var, demirbasi var, var oglu var. Aklinizdan “acaba bu isten hic mi cikari yok, indiragandi yapiyor mudur” gibi dusunceleri gecirdiginizi duyar gibiyim ve sizi cok ayipliyorum. Aklimdan gecmedi degil :S Ama annemin oturtmus oldugu seffaf mali yonetim modelinin (bankadan ay ay hesap hareketleri bilgisi, masraf dekontlari, faturalar vs) buna izin vermesine olanak yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiraci, kocasindan bosanmis, kiziyla yasayan bekar bir kadindi ve ev sahibini biziz saniyordu. Cunku inanisa gore gercegi bilmesi durumunda isi savsaklayabilir, kirayi aksatabilirdi. Gercekten alti ay kira vermese ne yapabilirdim ki? Ev sahibi kadinin gelip ugrasacak durumu da yoktu. Sadece yilda bir tatile geliyordu, onda da yil icinde birikmis parasini veriyordum. Esasinda annem abartiyor, her ay basinda aldigi parayi bankadan cekiyor, goturup bir de avroya ceviriyordu. Ben o kadariyla ugrasamazdim, en bastan soyledim. Hesap hareketlerini de bankadan degil, yilda bir internet bankaciligindan cikti olarak alip verdim. Her ne kadar yakin bir tanidik olsa ve cikarlarini gozetse de, ev sahibi gayri menkul zengini oldugu icin annem bu konuda –biraz da kiraci ve kadin dayanismasindan yollu- Robin Hood’luktan da geri durmamis ve ederinden dusuk bir rakama kiraya verme konusunda insiyatif kullanmis, gercek ev sahibinin rizasini da almisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii yonetim degisince tum kurumsal yapida da gedikler olustu. Ilk alti ay cok savsakladim. Benim hamurumda insanla ugrasmak hic yok. Sirf ilan vermeye ve insanlara gostermeye usendigim icin muhtemelen arabamin son sahibi olacak ben, kalkip hem de bir baskasinin evi icin ucuncu sahislarla ne kadar yuz-goz olabilirdim. Ancak altinci ayin sonunda artik o donemki bosluktan midir bilinmez, farkli bir kafaya girip, ehil bir iktisatci triplerinde hesap hareketlerini titizce incelemeye giristim ve sallanmakta olan bir mali tabloyla karsilastim. Belli ki ilk icraatim radikal olacakti; iki aylik kira eksikti. Klasik otomatik talimat hikayesi. O an hesapta para gormemis, yatmamis filan. Bankadan beni arayip, gunahlari boynuna, kiracinin adina ozurler dilediler. Is zamma filan geldiginde, ya da her firsatta kazandiginin anca ayi kurtarmaya yettigini soyleyen kiracinin hesabindaki boyle bir oynamayi, ya da durgunlugu hissetmemis olmasi pek inandirici degildi. Yersen iste. Yememistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9n15kmUPNI/AAAAAAAAAtU/q5VPjHt5wTU/s1600/lpt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465669992216542418" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 186px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9n15kmUPNI/AAAAAAAAAtU/q5VPjHt5wTU/s200/lpt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonrasinda benzer sacma sapan hikayeler oldu. Yok kapiciya vermis, kapici bir kismini yemis ve ortadan kaybolmus. Yok efendim banka havalede otuz liralik bir komisyon almis, o nedenle eksik yatirmis ama mantik olarak zaten bunun kiradan kesilmesi gerekiyormus. Buna benzer sayisiz iddia ve bahanelerle muhatap olmak durumunda kaldim. Hani &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;veryone’s &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;G&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;ot &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;O&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;ne, eyvallah, ama bir evsahibi egosu gelistirecegim aklimin ucundan bile gecmezdi. Yalan yok, aptal yerine konmusluk hissinden birkac kez arayip tirad bile gectim. Emekli olmasina ragmen calisan, genc sayilabilecek, hergun isine arabasiyla gidip gelen modern bir kadinin dunyadan ve teknolojiden bu kadar bihabermis gibi davranmasi sinirime dokunuyordu. Dahasi, eger arayip canini sikacak bir sey soylerseniz muthis bir gurur refleksi gosteriyor, sizi bu incinmisligine inandiriyor ve kendinizi asagilik, allahin belasi pinti bir ev sahibi gibi hissediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bir sekilde gecinip gidiyorduk, ta ki arayip evden cikacagini soyledigi gune kadar. Emanet ev basima yikilmisti. Dedim ya, boyle bir iliskide yer almaktan yeterince hosnutsuz oldugum yetmiyormus gibi, simdi de kiraci sececektim. Belki bir adaletsizlige imza atacak, belki ihtiyaci olan birini geri cevirecek, belki hic ihtiyaci olmayan birini ihya edecektim. Hicbir cikarim yokken vicdanimin esiri olacaktim. Uc dort kisiden sonra tirlattim. Kimi kirada anlasiyor, turlu turlu masraflari kabul ettirip kiradan dusmeye calisiyor, kimi tum masraflari ustlenecegini ama bir yil boyu kira vermeyecegini soyluyor, kimi evi oldugu gibi bir onceki kiracidan bile daha dusuk miktara tutmaya calisiyor. Aslinda hep kiraya verilecek evleri imceleyen bir kurulun olmasi gerektigi ve belirledigi masraf/tadilatlarin ev sahibi tarafindan yapilmasini zorunlu kilmasi gerektigine inanmisimdir. Bu konuda utanilacak ve sefil durumdaki evleri gayet olagan bicimde kiralamaya calisan yuzsuz ev sahipleri biraz talim olurdu belki. Neyse, baktim bu pazarliklar da midemi bulandiriyor, ev sahibini arayip bende birikmis olan parasini tadilata yatirmam gerektigini soyledim. Amacim tertemiz evi anlastigim rakama kiraya vermek, aylar sonra hesaba baktigimda ay sayisinin kirayla carpimi kadar parayi gormekti. Sagolsun hic itiraz etmedi. Sagolucak tabi, sanki babamin evi. Evin tum tadilat isini de tanidik bir aile ustasina peskes cektim :S Evin sahibinin biz olmadigini biliyordu, bu nedenle pazarlik gucum cok yoktu. Ama bir yandan sorumluluk mirasi da vardi. Bu nedenle ustaya “hak gecmesin”, “bak yetim annesidir”, “coluk cocugunun [en genci 35 yasinda] nafakasi…”, ev sahibine de “usta cok degerli bir insan”, “asla haram yemez” gibi ucuz ve ajite halk edebiyatiyla aman vermedim. Artik hem ev sahibi, hem araci, hem de ustaydim. Hatta ustune evin kiracisi olmayi bile dusundum. Hakikaten guzel olmustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hersey bittiginde buna gercekten degdi. Usta da, ev sahibi de, araci da, kiraci da kazandi. Can sikici detaylardan yalitilmis, sadece kira rakami uzerine konusabilecegimiz bir konuma geldik. Eger bir kiracidan hic haber almiyorsaniz, o kiraci iyidir derler. Su an, eger halen hayattaysa :S, oyle bir kiraci oturuyor. Seytan kulagina kursun, bir degisiklik daha olursa kadindan zorla vekalet alip evi satip parasini da swift yapmayi dusunuyorum. Elbette komisyon masrafini keserim, dogrusu bu :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-240176297595904901?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/240176297595904901/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=240176297595904901' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/240176297595904901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/240176297595904901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/lets-lynch-landlord.html' title='let’s lynch the landlord'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9n1yqntOdI/AAAAAAAAAtM/hXjs9-_H1fg/s72-c/lt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4410035220318106922</id><published>2010-04-27T22:00:00.005+03:00</published><updated>2010-04-27T22:08:30.390+03:00</updated><title type='text'>horn intro</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9c0jhqZtjI/AAAAAAAAAs8/MS5TB45Ovag/s1600/josetomasalmostkicksthebucket.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464894457773667890" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 165px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9c0jhqZtjI/AAAAAAAAAs8/MS5TB45Ovag/s200/josetomasalmostkicksthebucket.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Haberi okurken kafamdaki arka plan muzigi Modest Mouse’un “Good News…” albumlerine giris parcasi Horn Intro’ydu. Boynuz Jose Tomas’a girerken, onlar da zihnime o kulak tirmalayici kornayla giriverdi. Elim ise okuma esnasinda ve uzunca bir muddet sonrasinda, kasigimda kaldi. Karizmatik matador Jose Tomas, Meksika’daki arenada belasini azgin bogadan bulmus, boynuzu on santimetre kadar kasigindan iceri buyurmus. Baya baya olumden donmus. Yogun kan kaybi yasamis, kani neredeyse komple degismis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman bu konuyla ilgili bir seyler yazacak olsam aklima “bize medeniyet dersi verenler…” , “kurban kesmeyi vahset gorenler…” tandansli, isin ahlaki ozunden soyut, rekabetci kontratak yorumlar gelir, vazgecerim. Bu kez haberin de vesilesiyle parmaklarim momentum kazandi. Bu dupeduz vahsetin, bir ayini andiran bu adaletsiz rituelin boylesine olagan bir eglence anlayisi olarak sunulmasini, dogmatik bir kulturel kod olarak kabul gormesini aklim hicbir zaman almaz. Hele giyim-kusamdan romantizme, kitlesel ilgiden gucun sembolune etrafinda sekillenen zengin kulturun varligi vahsetin ta kendisiyle yurek kaldirmaz bir tezat olusturuyor. Bu hayvanlar intikam bilir mi, toplumsal bir bellekleri var midir bilmiyorum ama arada unlu olup arenayi kan golune cevirmeyi bir sekilde beceriyorlar. Buna son vermek ne otoritelerin, ne de katliam istahli binlerce vahset taniginin sagduyusuyla gerceklesecege benzemiyor. Hicbir insan evladinin yasami yitsin istemem; zaten Tomas’a komaz, yirtmis kefeni, ama olumcul olmayacak sekilde bu hadiselerin sayisi artsin da genc matadorlar rahatsiz olsun, sapkalarini onune koyup “bu is tehlikeli mi olmaya basladi?” deyip kendini baska meslek kollarina yoneltsin diye “wishful” dusunmuyor degilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cehalete ve otekiye/ucubeye karsi zafer eylemini doyumun merkezine alan sozde sporu en iyi, 1960li yillarda cekilmis Kanada yapimi bir belgesel olan “Le Sport et les Hommes”a yazmis oldugu tekstle, Roland Barthes acikliyor sanirim. Internette var mi acaba diye aratmaya tenezzul etmeden ve usenmeden, elimdeki kitapciktan buraya buyuk bir zevkle geciyorum. Bir nevi yazarak calisiyorum ki kafama daha iyi girsin.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9c1i_bmRtI/AAAAAAAAAtE/KZHKUsPQyaA/s1600/Picasso-Bullfight.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464895548096399058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9c1i_bmRtI/AAAAAAAAAtE/KZHKUsPQyaA/s400/Picasso-Bullfight.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;What needs have these men to attack?&lt;/strong&gt; Why are men disturbed by this spectacle? Why are they totally committed to it? Why this useless combat? What is sport?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bullfighting is hardly a sport, yet it is perhaps the model and the limit of all sports: strict rules of combat, strength of the adversary, man’s knowledge and courage; all our modern sports are in this spectacle from another age, heir of ancient religious sacrifices. But this theater is a false theater: real death occurs in it. The bull entering will die; and it is because this death is inevitable that the bullfight is a tragedy. This tragedy will be performed in four acts, of which the epilogue is death.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;First, passes of the cape; the torero must learn to know the bull –that is to play with him; to provoke him, to avoid him, to entangle him deftly, in short to ensure his docility fighting according to the rules.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Then the picadors; here they come, on horseback at the far end of the ring, riding along the barrier. Their function is to exhaust the bull, to block his charges in order to diminish his excess of violence over the torero.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Act Three. The banderillas.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A man alone, with no other weapon than a slender beribboned hook, will tease the bull: cal out to him… stab him lightly… insouciantly slip away.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Here comes the final act. The bull is still the strongeri yet certainly die… The bullfight will tell men why man is best. First of all, because the man’s courage is conscious: his courage is the consciousness of fear, freely accepted, freely overcome.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Man’s second superiority is his knowledge. The bull does not know man; man knows the bull, anticipates his movements, their limits, and can lead his adversary to the site he has chosen, and if this site is dangerous, he knows it and has chosen it for this reason.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There is something else in this torero’s style. What is style? Style makes difficult action into a graceful gesture, introduces a rhythm into fatality. Style is to be courageous without disorder, to give necessity the appearance of freedom. Courage, knowledge, beauty, these are what man opposes to the strength of the animal, this is the human ordeal, of which the bull’s death will be the prize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furthermore what the crowd honors in the victor, tossing him flowers and gifts, which he graciously returns, is not man’s victory over the animal, for the bull is always defeated; it is man’s victory over ignorance, fear, necessity. Man has made his victory a spectacle, so that it might become the victory of all those watching him and recognizing themselves in him. &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4410035220318106922?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4410035220318106922/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4410035220318106922' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4410035220318106922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4410035220318106922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/horn-intro.html' title='horn intro'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9c0jhqZtjI/AAAAAAAAAs8/MS5TB45Ovag/s72-c/josetomasalmostkicksthebucket.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7094023351356517197</id><published>2010-04-27T00:27:00.007+03:00</published><updated>2010-04-27T00:38:05.849+03:00</updated><title type='text'>i'm a lucky man</title><content type='html'>Son birkac haftanin, belki de ayin aman vermez yogunluk ve yoruculugunun ardindan, kendimi nadasa birakmaktan benzer aralari pek firsata cevirmeye beceremedigim coluk-cocuk bayramini bu kez karga tulumba yakaladim ve ufak bir kacamagi onun yarattigi atil zaman araligina itiverdim. Zaten bir suredir yerimde durdugum yok ya, bu kez komputersiz, faresiz, adaptorsuz, abartmisken guvenlik noktalarinda isimi daha da kolaylastirsin diye kemersiz ve saatsiz, yalniz sirt cantasiyla hayatin disindan merkezine kucuk bir seyahat... Aslinda seyahatin aga babasini gecen hafta yasamistim. Bir of cektim, karsiki volkan patladi. Bir bakima iyi oldu, dunyanin tekrar ayagini yere basmasi gerekiyordu. Kaldi ki karayolunu hep sevmisimdir. Ama dakikalarla, hatta kita Avrupasi’nin halen teyyarelerin inip kalkabildigi neredeyse tek ucus noktasina bizden once varmasin diye kul bulutuyla amansiz bir yarisa girmenin cok da geregi yoktu sanki. Neyse, onu da sonra anlatirim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basimda bir bela var. Cok uzun zaman once islemis oldugum ve pismanlik duydugum sayili hatalardan birinin bedelini, “trouble every day” degil fakat sadece onun istedigi ve hortladigi araliklarla, farkli formlarda oduyorum. Bolum atladikca canavarin kollari artiyor, ama en olmadi gozunden vururum, olur biter diyorum. Aslinda kendimi cok da uzemiyorum. Sartre’in dedigi gibi, insan asla kendine duydugu ofkeden deliye donemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9YGF1oXNcI/AAAAAAAAAs0/TMqoholtR_A/s1600/tbl.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464561895226160578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9YGF1oXNcI/AAAAAAAAAs0/TMqoholtR_A/s400/tbl.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tum agirliklarimdan siyrilip hayatla bulustugumda (ifade kabizligindan hayati gizemli ve belirsiz bir ozneye donusturmekten tiksinirim, ama kendimi alikoyamayacak kadar paslanmisim) tam bir zombiye dondum. Sanki gectigim tum sokaklar birer birer gerceklesirken kendi gercekligim geride kaliyor ve kayboluyordu. Gunes isitmiyor, istirap veriyordu. Bu kez doymak icin degil, yemek icin yiyordum lakin nasil tat alacagimi, ya da lezzetlere nasil tepki verecegimi bilmedigimden sanki butun tatlar birlik edip icimi kavurdu. Gerci bir sey hep eksik olacak ve asla “tat”min olmayacagiz; gercekten olsaydik bir daha tatmazdik, degil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demezken, Pazar sabahi bende hikayesi oldukca eski o malum sarki calmaya basladi... Kahretsin, hala sansliyim! (U-Turn finalinde son nefesini vermekte olan Sean Penn gibi oldu, tahtaya vurayim)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;I’m a lucky man&lt;br /&gt;With fire in my hands&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I hope you understand&lt;br /&gt;I hope you understand&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7094023351356517197?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7094023351356517197/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7094023351356517197' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7094023351356517197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7094023351356517197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/im-lucky-man.html' title='i&apos;m a lucky man'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S9YGF1oXNcI/AAAAAAAAAs0/TMqoholtR_A/s72-c/tbl.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7285989801549920058</id><published>2010-04-22T10:25:00.008+03:00</published><updated>2010-04-22T11:15:21.949+03:00</updated><title type='text'>heil to mother earth</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Takvimlere göre bugün earth day,&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Dünyaya saygı duruşu günü.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;Mutlulukla soluduğumuz bahar havası ve ağzımızı şapırdatarak yediğimiz yemyeşil elmalar için doğa anaya teşekkür etme zamanı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 198px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8_6HpNwZLI/AAAAAAAAA3U/lzdHMnmQcSY/s320/River-in-Lowland-Rainfore-013.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462859882253280434" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Cameron'un Avatar'ı değil, Dünya'nın Borneo'su..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmzalanan anlaşmalar ile koruma altına alınan Borneo yağmur ormanlarında 2007 yılından beri yürütülen araştırmalar neticesinde &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/environment/gallery/2010/apr/22/new-species-heart-of-borneo?picture=361723265"&gt;123 yeni tür&lt;/a&gt; keşfedilmiş. Doğrusu, bu son zamanlarda okuduğum ve beni en çok heyecanlandıran haber oldu. Canımı sıkan yegane şey, keşfedilen türlerin içerisinde 10cm'lik bir hamamböceğinin de olması :S  &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7285989801549920058?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7285989801549920058/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7285989801549920058' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7285989801549920058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7285989801549920058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/heil-to-mother-earth.html' title='heil to mother earth'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8_6HpNwZLI/AAAAAAAAA3U/lzdHMnmQcSY/s72-c/River-in-Lowland-Rainfore-013.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8774393108347867603</id><published>2010-04-20T17:17:00.007+03:00</published><updated>2010-04-20T18:03:38.012+03:00</updated><title type='text'>wilde gone wild</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S826GSFxPjI/AAAAAAAAA3M/o9Zfe7R0mAw/s1600/oscar+man.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 228px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S826GSFxPjI/AAAAAAAAA3M/o9Zfe7R0mAw/s320/oscar+man.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462226540168298034" /&gt;&lt;/a&gt;şimdi şöyle bir düşündüm de, gerçekten çok zeki insanlar var. tamam bu pek devlet sırrı sayılmaz ancak bazen, yani gerçekten dikkat ettiğiniz zaman, bu insanların zekası karşısında hayrete düşmeniz hiç de şaşılacak bir durum değil. anne ve babaları, bu akıllı evlatlarla gurur duymalı.. üreten, söyleyen, düşünen, yazan vs.. kimi zaman huzursuz bir hayretle, kimi zaman apaçık imrenmeyle takip ettiğim bu adam ve kadınlar, esaslı birer provokatör. onların sayesinde, onların ateşlediği tutku fitiliyle ve aslen belki de onlara karşı koyabilmek adına, bazen gerçekten de yazmaya çalışıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8774393108347867603?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8774393108347867603/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8774393108347867603' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8774393108347867603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8774393108347867603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/wilde-gone-wild.html' title='wilde gone wild'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S826GSFxPjI/AAAAAAAAA3M/o9Zfe7R0mAw/s72-c/oscar+man.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5545609493152012611</id><published>2010-04-16T13:22:00.008+03:00</published><updated>2010-04-16T14:07:50.408+03:00</updated><title type='text'>mercy'nize sığınarak...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8g9Tl1eIOI/AAAAAAAAA3E/-_afz3fVsuE/s1600/Duffy-Rockferry-52666.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8g9Tl1eIOI/AAAAAAAAA3E/-_afz3fVsuE/s200/Duffy-Rockferry-52666.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460681954969919714" /&gt;&lt;/a&gt;soul'u -bir parça da guilty pleasure seviyesinde- seviyorum.&lt;p&gt;bana kalırsa -biraz fazla ingiliz de olsa- duffy gerçekten iyi. örneğin syrup &amp;amp; honey'i üst üste epey bi' dinlemişliğim var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yandaki LP'i aldığım için ayrıca mutluyum. bernard butler iyi iş çıkarmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5545609493152012611?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5545609493152012611/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5545609493152012611' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5545609493152012611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5545609493152012611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/mercynize-sgnarak.html' title='mercy&apos;nize sığınarak...'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8g9Tl1eIOI/AAAAAAAAA3E/-_afz3fVsuE/s72-c/Duffy-Rockferry-52666.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1598232919553816636</id><published>2010-04-15T11:59:00.016+03:00</published><updated>2010-05-12T12:05:43.957+03:00</updated><title type='text'>nostalji, kolektif hafıza ve gelecek üzerine 10+1 tez</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;1)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; başından geçip giden vakaları belli zaman ve mekan özelliklerine göre tasnifleyip -ihtiyaç hissedildiğinde su yüzüne çıkartamak üzere- hatıratına kaydetmek insanın doğal bir yeteneği. tuhaf olan, bu hatıralar ansiklopedisi, genel olarak hep iyi / olumlu olaylara dolu.. &lt;p&gt;"oğlum olursa askere göndereni..." diyen adam, tezkeresini aldıktan kısa bir süre sonra, yeşil üniforma ile geçen günlerini rakı masasında kahkahalar atarak anlatıyor. hatta masadaki erkekler, en komik anıyı anlatmak için birbirlerinden sıra kapmaya çalışıyor. lise ve üniversite yıllarına ilişkin de hep mutlu hatırılar var. "bize okulda hababam sınıfı derlerdi" cümlesini kaç kişiden duyduğumu bilmiyorum, ama galiba çok :S&lt;/p&gt;&lt;p&gt; komutan, öğretmen, müdür gibi hiyerarşik dizin içerisinde yukarıda yer alan ve otoriteyi temsil eden kavramlar, bela savıldıktan (askerlik bittikten, okuldan mezun olduktan, işten ayrıldıktan ya da terfi aldıktan) sonra tahakküm niteliğini yitiriyor ve o üstünlük/iktidar sıfatını taşıyan kişi ile yaşanan komik olaylar manzumesi ile hatırlanıyor; "içtimada komutan dedi ki...", "öğretmen sınıfa girdi...", "müdür odasına çağırdı..."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;2)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;daha geniş ve belli bir mekan ya da tek bir iş ile ilgili olmayan, ancak sosyal değişimleri, döneme özgün tarzı da içine alan, dolayısıyla kolektif anlamlar taşıyan hatıralar klasörüne on yıllar (decade) diyoruz. lise, askerlik, uzun soluklu ilk sevgili, ilk iş, evlilik, çocuk vs. birer fasikülken; o dönem beraber gidilen filmler, fonda çalan müzik, sokak dili, geçerliliği o dönem ile sınırlı kalmış kelimeler, giyim tarzı vs. bütünü koca bir cilt'tir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;3)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; decade'ler (...70s, 80s, 90s...) karikatürize edilmiş zaman dilimleridir, popüler olaylar ile anılır. &lt;em&gt;şey&lt;/em&gt;lerin duygusal anlamlar ile doldurulup paketlenmesi yoluyla oluşurlar. dolayısıyla decade'ler, aslında hiçbir zaman yaşanmaz (burada kast edilen elbette takvim on yılları değil). kolektif hafıza, ayrıntılardan ve dikenlerden kurtarılmış köşeli ve mutlak tanımlar ile vücut bulur. decade'ler tam da bu bahsedilen soyut kolektif vücut içerisinde zuhur ederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 176px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460293003117161858" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8bbjnRZbYI/AAAAAAAAA20/1lgoz8OQRcE/s200/oldiesbutgoldies.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;işte bu nedenle 80ler new order değil modern talking'dir; 90lar stone roses değil boy band'ler dir... ne yazık ki &lt;em&gt;benim 80lerim&lt;/em&gt; ya da &lt;em&gt;benim 90larım&lt;/em&gt; gibi bir sınıflandırma yapma şansına sahip değiliz. decade'ler ancak çoğulun yaşadığı, -hiç değilse- varlığını kabul ettiği öğeler bütünüdür. 80ler, 80ler alt kültürünü ancak bir ayrıntı olarak içerir. Tıpkı sokakta yanınızdan geçerken dikkatinizi çeken ancak hayatınızla teması bu kadar ile sınırlı kalmış tehditkar görünümlü bir punk'un anılarınızda kaplayacağı kısıtlı alan gibi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;4) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;yine de bireysel ve kolektif bellekler arasında önemli bağlar, benzerlik var. bunlardan biri ve belki de başlıcası, &lt;em&gt;iyimserlik&lt;/em&gt;. askerliğin gerçeklikten anı'ya geçişi duygusal düzlemde korkudan komiğe doğru iken, popüler kimi olayların gündem'den nostalji'ye hareketi de şaşkınlıktan kolektif eğlenceye (anı) doğru yaşanıyor. genel geçer kanunlar ile nostalji kutusuna sığdıramadığımız kimi olaylar (90larda gazi katliamı, uğur mumcu ve onlarca faili meçhul cinayet) unutulmaya yüz tutarken yaşandığı dönemde sıkıntı ile karşılanan pek çok vak'a bugün yalnızca "aaa evet" denilip geçilecek kadar silikleşmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;90ların en çok ilgi çeken karakterlerinden bazılarını bir çırpıda sayalım;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;engin civan (civangate) / ergun göksel , nurdan erbuğ ve feray göknel (iski skandalı) / müslüm gündüz / fadime şahin / ali kalkancı / zeynep uludağ ve gülten kızılkaya (kumkapı cinayeti) / sarah ve musa / şevki yılmaz / uğur ve dündar kılıç / tansu çiller / merve kavakçı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;5) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;nostalji, sisteminin manevi devamlılığını sağlayan sacayaklarından biri. ortak bir geçmişimiz olduğunu hatırlatan, kapitalist toplumun olduğu biçimi ile ve bireysel ölçekte "yeterli mesafede" varlığını sürdürmesini olanaklı kılan mühim bir vasat.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;geçmişi; bugüne ve geleceğe dair taşıdığı tehditkar niteliklerinden arındırıp rafine eden, onu evcil anılara dönüştüren bir mekanizma.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oldies but goldies partilerinin de uzun süredir rağbet görüyor olmasının ardında, kolektif belleğin sunduğu rahatlığı yeniden ve yeniden tesis etme, geçmişle zayıflayan bağı sağlamlaştırma ihtiyacı nedenleri yatıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;6)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; kapitalizm, kendi mezar kazıcılarını yaratmanın yanında kendi kendisini de aşıyor. 20. yüzyıl özellikle son çeyreğinde üretim ve tüketimde gerçekleşen ivme, bireysel yaşamımızı da dönüştüren teknik ilerleme karşısında kafa karışıklığımız sürüyor. değişim ve hareket, her daim olduğu gibi kaçınılmaz. ancak bunları yorumlamak eskisine göre daha girift bir çaba haline geldi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 274px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460290445180439858" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8bZOuNwjTI/AAAAAAAAA2s/7w5yZz9azuk/s320/guzel.png" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;yine de şurası kesin, iyimserlik çağının sonuna geliyoruz. &lt;/p&gt;henüz 2010 yılı dahi bitmeden 90lar nostaljisini tüketmiş olmamızın başka bir izahı yok. bugün ve nostaljik tarih arasındaki fark, neredeyse 5 seneye kadar indi. bu açı, bugünün farkına varılmasını engellemek için epey dar.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;7)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; decade'ler varsayımsal, duygusal zaman dilimleridir. dolayısıyla takvim yılları ile birebir örtüşmezler. iç içe geçebilecekleri gibi, aralarında sahiplenilmeyen, kimliksiz boşluklar da bulunabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;80ler müzikal anlamda 70lerin sonunda başlayıp kazağını pantolonunun içine sokan son insan 95 senesinde bilinmeyen bir nedenle ortadan kaybolana kadar devam etti. aynı biçimde, 90lar körfez savaşı ile başlayıp kaset satışları cd satışlarının gerisine düşünceye kadar devam etti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;8)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 90lar the bodyguard ve whitney houston ile başladı, titanic ve celine dion ile zirve yaptı. kapanışı beklenmedik biçimde american beauty, matrix ve fight club ile gerçekleşti. zizek'in tabiri ile "hollywood marksizmi" hız kesmeden yükseliyor. kapitalizmin krizi derinleşerek sürüyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;9)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;bu kriz ve kapitalizmin bizzat kendini aşma eğilimi farklı olanakların ve daha önce bilim kurgu edebiyatı dışında pek de ciddiye alınmamış bir çağ dönümünün eşiğinde olduğumuzu müjdeliyor. simülasyon nihayet, üzerine modellendiği gerçek ile bire bir örtüşecek seviyeye geldi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;10)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; karbon nanotube, humanoid ve robot teknolojisindeki süratli gelişim nedeniyle, çok uzak olmayan bir gelecekte, bildiğimiz üretim ilişkilerinin ve üretim araçları üzerindeki mülkiyet temelli toplumsal sınıflaşmanın sona ereceğini, gündelik hayatımıza egemen kavram ve çelişkilerin buhar olacağını, bu anlamda yaşadığımız dünyaya ait politik ve sosyal paradigmaların -belki de yerlerini başkalarına bırakmak üzere- ortadan kalkacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;11)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bu tezi hepimiz ezbere biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peki 12 numarayı kitaba bakmadan söyleyebilecek olan var mı? :S&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1598232919553816636?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1598232919553816636/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1598232919553816636' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1598232919553816636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1598232919553816636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/nostalji-90lar-ve-kolektif-hafza.html' title='nostalji, kolektif hafıza ve gelecek üzerine 10+1 tez'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8bbjnRZbYI/AAAAAAAAA20/1lgoz8OQRcE/s72-c/oldiesbutgoldies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7077255223291993744</id><published>2010-04-13T15:21:00.008+03:00</published><updated>2010-04-13T15:56:41.514+03:00</updated><title type='text'>do I know you?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8RiWSqPAJI/AAAAAAAAA2k/tCE7nPhBrdY/s1600/3264095902cbe35b4bf8.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 119px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8RiWSqPAJI/AAAAAAAAA2k/tCE7nPhBrdY/s400/3264095902cbe35b4bf8.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459596783385510034" /&gt;&lt;/a&gt;geçen gün, bir arkadaşımın masa üzerinde hareketsiz duran kırmızı ojeli elini görünce aklıma geldi.. kitsch benim için tam da bu sabunluktur. hafif bir mide bulantısına sebep olan, tuhaf anılar canlandıran, çirkin görünümlü fakat zamanında çok popüler olduğu için varlığına ve yaygınlığına şahitlik etmiş -ancak akıl erdirememiş- kuşağın kolektif hafızasının parçası olmayı başarmış bir nesne (ne yazık ki bulabildiğim en düzgün fotoğrafı bu). arzu nesnesi... kitsch'e çoğu zaman tutkuyla ve nefretle  bağlıyızdır. şimdi bir tezgahta görsem onu, mutlaka alırım. bir banyo duvarda görsem, söker cebime atarım. sonra, dolabımın kimse tarafından kurcalanmayacak bir köşesinde saklar, ara sıra çıkartıp bakarım. orası da kimseyi "enterese etmez" :S&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7077255223291993744?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7077255223291993744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7077255223291993744' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7077255223291993744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7077255223291993744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/do-i-know-you.html' title='do I know you?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8RiWSqPAJI/AAAAAAAAA2k/tCE7nPhBrdY/s72-c/3264095902cbe35b4bf8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7177184640162892545</id><published>2010-04-12T10:03:00.009+03:00</published><updated>2010-04-12T17:45:54.080+03:00</updated><title type='text'>shower gel, body cream and lotion</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8LF40a-_4I/AAAAAAAAA2U/ZNeV2mE3Z00/s1600/8-15-shower.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 184px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459143278261632898" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8LF40a-_4I/AAAAAAAAA2U/ZNeV2mE3Z00/s200/8-15-shower.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; çocukluğumuzdan beri bize tutumlu olmak öğretilir. trt'de yayınlanan uyarı programı hem elektrikten, hem de sudan nasıl tasarruf sağlanacağını hayli didaktik biçimde de olsa, bilinç altımıza işledi. annemden en çok duyduğum 10 default cümleden biri de "ışığı söndür" olabilir mesela.. tüketim dünyasında yaşıyor olsak da, bizimki daha çok biriktirme/tasarruf toplumu(ydu, aslında bazı yönleri ile hala öyle)..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz hep biriktirmeye çalışırız da, el oğlu hiç oralı olmuyor. bir new yorklu'nun günlük ortalama su tüketimi 690litreye kadar yükselmiş (buna tabii şehir/belediye ve sanayi tüketimi de dahil). bizim aklımızın bir köşesinde hala tutumlu olmak varken, new yorklu çoktan koyvermiş. ne sonraki kuşaklar, ne de dünyanın başka tarafları umrunda. yeter ki egsoz dumanı ile kirlenen saçları yeniden ahenkle dans etsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftada 1 -taş çatlasın 2- gün banyo yapılan huzurlu günlerden, her gün duş alınan koşturmacalı zamanlara geldik. banyo yapmak hacı şakir sabunlu, daha etraflı bir temizliği işaret ederken duş almak pratik ve sabundan ziyade kremli bir temizlik biçimini getiriyor akla (fiiller de ilginç bu arada; yapmak vs almak). kurala uysam da, neden her gün duşa girdiğimi tam olarak anlayabilmiş değilim. üstelik, seneler geçip ben duş/banyo aralığımı daralttıkça saçım daha çabuk yağlanmaya ve kendimi daha çabuk kirli hissetmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beden derslerinden sonra, yüzü koşmaktan kızarmış ve terli okul çocukları ile dolu o dar soyunma odalarının leş kokusunu hatırlayın. sizi bilmiyorum ancak, biz üstümüzü değiştirip aynen matematik sınıfına koştururduk. elden ele dolaşan bir iki deodorant hepimizin işini görürdü. pistik ama mutluyduk :S şimdi size en doğrusunun bu olduğunu söylemiyorum fakat, sabah yataktan kalkınca, iş çıkışı spordan sonra ve nihayetinde gece, yatak odası faaliyetlerini takiben (lionel richieee), yani günde toplam 3 defa duşa girmenin de makul bir durum olduğunu iddia edemeyiz, değil mi? birbirimize temizimcilik oynamayalım. şu duş sayınızı biraz düşürmeye bakın, bulaşık makinenizi tam dolunca çalıştırın ve sahip olduğunuz lanet limuzini zırt pırt yıkamayın :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7177184640162892545?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7177184640162892545/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7177184640162892545' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7177184640162892545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7177184640162892545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/shower-gel-body-cream-and-lotion.html' title='shower gel, body cream and lotion'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8LF40a-_4I/AAAAAAAAA2U/ZNeV2mE3Z00/s72-c/8-15-shower.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2582938992365207762</id><published>2010-04-10T11:37:00.003+03:00</published><updated>2010-04-10T11:46:06.015+03:00</updated><title type='text'>rest in chaos</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8A6C_HJdfI/AAAAAAAAA2M/YA9LkRRWrr4/s1600/6a00d8341c627e53ef00e54f7ba3758834-800wi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 301px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8A6C_HJdfI/AAAAAAAAA2M/YA9LkRRWrr4/s320/6a00d8341c627e53ef00e54f7ba3758834-800wi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458426571348604402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;bugün tarz'a ilişkin bir fikrimiz varsa, bunu biraz da ona borçluyuz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;anıları çengelli iğnemizde yaşayacak.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2582938992365207762?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2582938992365207762/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2582938992365207762' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2582938992365207762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2582938992365207762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/rest-in-chaos.html' title='rest in chaos'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S8A6C_HJdfI/AAAAAAAAA2M/YA9LkRRWrr4/s72-c/6a00d8341c627e53ef00e54f7ba3758834-800wi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5604751745830584508</id><published>2010-04-08T11:04:00.012+03:00</published><updated>2010-04-08T12:16:08.684+03:00</updated><title type='text'>dicitıl layf iz e mirikıl</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S72ZXjdrCMI/AAAAAAAAA18/78PclTDRzMc/s1600/lalala.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 240px; height: 207px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S72ZXjdrCMI/AAAAAAAAA18/78PclTDRzMc/s320/lalala.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457686953378646210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bu bahar yorgunluğu denilen şey, son senelerin uydurması bence. "nisan mayıs ayları, gevşer gönül yayları"ndan alerjilere, baş ağrılarına ve kronik uykusuzluğa biz hangi arada geçtik? polenle filan sorunum yok. çiçekler, ağaçlar güzel şeyler. severim bunları (böceklerden nefret ettiğimi daha önce söylemiş miydim?). fakat yine de, o eski "baharın gelişi" coşkusunu yaşayamıyorum. büyüdükçe artan kaygıları, sorumlulukları filan taşımanın zorluğu dışında, giderek daralan sosyal çevre, azalan özgür saat sayısı ve bütün gün monitöre bakma zulmü insanın içerisinde bir yerlerde barınan heyecanın yüzeye taşmasını başarıyla engelliyor. hele o monitör yok mu...ah a camı çatlayasıca, tuz buz olasıca monitör!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi yalan yok, bilgisayar ile epey erken bir yaşta tanıştım. millet henüz amiga'sından ayrılamamışken ben "baba ama ders çalışcam. çok yardımcı bu ödevlere yaa" zırlamaları ile bilgisayarı kaptım. tabii o zaman henüz özellikle bilgisayar kullanımı için tasarlanmış masalar olmadığından (ya da olan tasarımlarda pahalı ve yalnızca ofislerde kullanıldığı için), henüz günlük kullanıma açılmamış -misafire özel- salonumuzdaki yemek masasının üzerine yerleştirdim küçük teknoloji üssümü. sene 92 filan olmalı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk bilgisayarımda windows var mıydı, emin değilim. fakat takip eden senelerde de -taa ki win95e kadar- bu gereksiz programı zırt diye sildiğimi hatırlıyorum. neredeyse hiçbir oyun windows'ta çalışmıyordu. aslan gibi dos, herşeye yetiyordu. dir , dir/p, del, c: , cd civ (civilization oyununun kısaltması), gibi güzide komutlarım vardı, ırmaklarım vardı, çakıl taşlarım vardı benim.. seneler içerisinde bu aleti kullanmaktaki teknik bilgim 1 milim ilerlemedi. kimi çocuklar henüz commodore'da basit programlar yazmaya başlamışken ben donanımlı pc'm ile fifa, alone in the dark, sensible soccer, elbette civilization filan takılıyordum. bu arada (hangi ara?) bilgisayara olan ilgim de giderek azalıyordu. lise yıllarımı çok güzel geçirdiğimi söyleyebilirim. ilk hevesimi aldığımdan mıdır nedir, lisede kendimi sokaklara vurdum. 20 olan devamsız gün hakkımı 19.5a kadar afiyetle sömüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk mail adresimi de yanılmıyorsam 99 senesinin başında aldım. üniversitedeki ilk yılımda. sırtta eastpak, gerçek bir junior'dım. galiba mühendislik binasındaki bilgisayar lab.ına gidip, emre ile (liseden arkadaşımdı) kendimize nur topu gibi birer yahoo adresi almıştık. maksat mail adresimiz olsun. zaten ilk birkaç gün "naber lan götüm?" , "senin var ya..." gibi içerik ve mana dolu yazışmalar için kullandıktan sonra e-mail olayından da sıkıldım, nitekim o ilk yahoo adresi de böylelikle tarih oldu. şu an kullandığım gmail hesabına geçene kadar (takriben 2005'e kadar yani), 10defa daha yahoo ve hotmail hesapları alıp, hepsinin şifresini unuttum. hani şu filmlerde bilgisayar kasası açıkta duran, alete zırt pırt çipler takan amerikalı geek çocuklar vardır ya? hah işte, benim onlarla uzaktan yakından alakam yok. üniversite yıllarında da evde geçirmek istediğim anlamsız öğle saatlerini championship manager'la filan tükettikten sonra, oyun işini de hepten bıraktım. play station'la filan alakam olmaz. gerçi evde wii var ama, onun oyunları daha kolay ve hareketli olduğu için seviyorum. 1 yıldır yalnızca iki oyun aldım; star wars force unleashed ve guitar hero IV ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslına bakacak olursanız, bu aletle ilgili sevdiğim yegane şey internet. hala internet deniyor buna değil mi? kimi zaman "web'de gördüm abi çok güzel alet" gibi cümleler duyduğumdan, hangisini ne zaman kullanmam gerektiğini karıştırabiliyorum ama sanırım siz neyi kast ettiğimi anladınız ve önemli olan da tamamen bu (yalnız "surf" kelimesi artık kullanılmıyor, bilginiz olsun. "internette surf yapmaca" filan derseniz, genç kuşaklar sizi ayıplar). söylemeye biraz utanıyorum ama, henüz bir adet film ya da dizi indirmişliğim yok. download olayına -kısa bir süre kullandığım soulseek dışında- ısınadım. yine de, gerçekten çok şey öğreniyorum.  özellikle keyfim yerindeyse, oradan oraya zıplamak sureti ile saatlerim ekranın karşısında uçup gidiyor. benim için o, bir ağrı kesici.. sanal dünyada yığılı durumdaki erişilebilir bilgi, sonsuz cehaletiminden dolayı duyduğum acıyı biraz olsun dindiriyor. gün içerisinde yaşadıklarımdan, internette gezerken gördüklerimden ve dahası beklenmedik bir anda parlayan fikirlerden biriktirdiklerimi dökmemi, kayıt altına almamı sağlayan alter[ed]native de yine bu internet sayesinde var. tanrı blogları korusun ve yüceltsin..&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S72ZdPbMnII/AAAAAAAAA2E/cA2HNDMCzXQ/s1600/lalalalala.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 229px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S72ZdPbMnII/AAAAAAAAA2E/cA2HNDMCzXQ/s320/lalalalala.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457687051078769794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi şu yaklaşık 3 senelik alter[ed]native arşivine baktığımda, yazdıklarımız bana -en hafif deyimi ile- tuhaf geliyor. doğrudan memleket ya da dünya gündemine ilişkin kayıtlarımız o kadar az ki! hani neredeyse, kimsenin kafa yormadığı, ilgisini- gerçekten ilgi gösterecek kadar- çekmediği şeylerle ya da popüler bir konuya hiç de ana akım olmayan bir biçimde yaklaşmakla uğraşmışız. uğraşmak yanlış kelime, biz blogumuz için esasen hiç uğraşmadık.. böyle birşeye gerçekten ihtiyaç var mıydı bilmiyorum.. ancak kesin olan şey, buradaki birikimimiz bizi ziyadesi ile tatmin ediyor. sanırım önceden de bahsetmiştim, biz en çok da kendimiz için yazıyoruz. geriye dönüp baktığımız zaman hayret ve kıvançla "vay lan" diyebiliyoruz. hayatta gerçekten kıvanç duyduğum, yapmış olmakla övündüğüm fazla bi'şey yok. alter[ed]native -bütün eleştirilere açık olmakla birlikte- kısacık "övünülecek işler" listemin tepesinde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;interneti seviyorum (yoksa web'i mi demeliydim?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;3 &lt;3 &lt;3&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5604751745830584508?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5604751745830584508/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5604751745830584508' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5604751745830584508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5604751745830584508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/dicitl-layf.html' title='dicitıl layf iz e mirikıl'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S72ZXjdrCMI/AAAAAAAAA18/78PclTDRzMc/s72-c/lalala.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6244021602523900366</id><published>2010-04-07T11:59:00.003+03:00</published><updated>2010-04-07T18:45:18.741+03:00</updated><title type='text'>video kill the video star</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7wyuJ4s1EI/AAAAAAAAA10/shLSbfk8Pjo/s1600/tv-eats-brain.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457292616975307842" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7wyuJ4s1EI/AAAAAAAAA10/shLSbfk8Pjo/s320/tv-eats-brain.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; şimdi sağda solda kulak misafiri oluyorum / okuyorum, lostseverler lostzede'ye dönüşmüş durumda. şahsen bu dizinin düzenli takibini bundan seneler evvel, henüz 3. sezonunun sonunda bırakmış idim. epeydir dizimax'te zaplarken rastlayıp şöyle bir beş dakika bakıyor ve geçiyorum. anladığım kadarı ile, en güzel yerinde ve tam da doğru zamanda bu maceraya son vermişim. lost ilk üç sezonda önerdiği gizemlerin neredeyse hiçbirini doyurucu biçimde çözmediği gibi, insanların beklentilerini yıkacak derecede basit, mistik bir cevaba doğru ilerliyor. izleyici ilk sezonlarda bölüm başına 5 adet bulmaca ile baş başa bırakılıyordu. sanırım bunların çok çok azı gerçekten "aa evet ya!" dedirtecek bir şekilde yanıt bulmuş. şurası aşikar; dizi, yapımcıları tarafından haddinden fazla uzatıldı. sonunda sadık takipçileri dahi lost'u geçmişten taşıdıkları bir alışkanlık nedeni ile izler, heyecan duymaz oldular. fan'ların kaleme aldığı tonla teori, şimdiden çöp tenekesini boyladı. matematikten, felsefeden, mitolojiden, tarihten yapılan binlerce alıntı, kuantum olayı filan, dizinin bilinmeyenlerini su yüzüne çıkartma çabası, harcanan onca emek ve saat, aslında bir hiç içindi. yine ve yeniden, lost'ta da, iyiyle kötünün amansız/kadim mücadelesi ile başbaşa kaldık.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;aslına bakılırsa, lost'un yarattığı bu garip durum belki de orson wells'in radyoda yayınladığı ve dinleyenleri dehşete düşüren marslı istilası kadar önemli bir iletişim fenomeni. her ikisinde de "alıcı kitle" kendilerine iletileni yanlış/farklı daha ziyade &lt;em&gt;over&lt;/em&gt; yorumlamış ve olmadık işlere kalkışmıştı. ünlü bir siyaset adamımızın hesap tekniğini kullanalım: dharma inisiyatifi'nin kurucularının yaşını toplayıp 5le çarp, sonra 108 çıkar, etti mi sana 2010? demek ki 2010 lost severlerin büyük bir hayal kırıklığına uğradığı sene olacak.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;stephen king, bu keskin zekalı, yardımsever ve öngörülü dostumuz, tee şubat 2007'de lost yapımcılarını uyaran ve onlara diziyi uzatıp berbat etmemeleri için neredeyse yalvaran bir &lt;a href="http://www.ew.com/ew/article/0,,1100673,00.html"&gt;yazı &lt;/a&gt;kaleme almış.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;okuduğum kadarı ile, bir dönem msn iletilerine yazılan, tshirtlere baskı olan o meşhur 6 sayının gizemi de "jacob sayılarla oynamayı severdi" gibisinden eften püften bir gerekçe ile geçiştirilivermiş. bu -ilk 3 sezonu ile tv tarihinin belki de en gösterişli dizisi olan lost için trajik bir durum. King, bahsettiğim yazısında bu ve benzeri olası hayal kırıklıklarını çok önceden görüp, dizi yapımcılarının düşecekleri gafleti bire bir aktarmış:&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;The creators themselves may not know why the numbers on Hurley's winning lottery ticket are replicated on the side of the hatch&lt;/strong&gt;, or the significance of the polar bear in the comic book 9-year-old Walt was reading shortly before Sawyer shot a real one on the llano, but who cares? &lt;strong&gt;The chief attributes of creators are faith and arrogance: faith that there is a solution, and the arrogance to believe they are exactly the right people to find it.&lt;/strong&gt; The hard part will be telling ABC that Lost is going to conclude with season 3 or season 4, while the audience is still crazy about the show.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;king'in bahsettiği o "hard part" hiçbir zaman gelmedi. yapımcılar para hırsını yenip işi tadında bırakmayı beceremediler. jj abrams ve saz arkadaşları, lost'u 6. sezona kadar sündürdüler. king'in aynı yazısından tarihi ancak değerlendirilememiş bir bölüm daha:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;None of that changes the basic facts: When a meal is perfectly cooked, it's time to take it out of the oven. And when a story is perfectly told, it's time to fade to black.&lt;/strong&gt; It doesn't matter to me if Jack, Kate, and the others realize they're all dead and descend that shaft into a bright white Kübler-Ross beam of light or if they go to war with each other in a final burst of Lord of the Flies savagery. They can discover they're part of an experiment (human or alien). Jack can even — groan! —wake up and discover the whole thing's a dream (actually, I'd hate that).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;But please, guys — don't beat this sweet cow to death with years of ponderous flashback padding. End it any way you want, but when it's time for closure, provide it. Don't just keep on wagon-training.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aradan geçen senelerde, diziye yeni vagonlar eklendikçe eklendi... ilk 3 sezondaki olaylar, dağınıklık, katmanlar izleyenleri mest etmişti ancak lost ekibi takip eden sezonlarda (anladığım ve ara sıra kısa bölümler halinde dizimax'te izlediğim üzere) bu dağınıklığı toparlamayı başaramadılar. üzülerek söylüyorum, hiçbir final bu işin altından kalkmayı beceremez. işin aslı dizi şu an sürünüyor ve tarihe muhtemelen en büyük tv fiyaskolarından biri olarak geçecek. olabildiğince yüksek kar etme hırsı, bir kez daha kaliteyi / içeriği yerle bir etti. böylelikle televizyon, yine televizyon'un bizzat kendisi için kotarılan belki de en iyi projeyi yemiş olacak.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6244021602523900366?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6244021602523900366/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6244021602523900366' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6244021602523900366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6244021602523900366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/video-kill-video-star.html' title='video kill the video star'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7wyuJ4s1EI/AAAAAAAAA10/shLSbfk8Pjo/s72-c/tv-eats-brain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8386703263428485654</id><published>2010-04-06T11:00:00.008+03:00</published><updated>2010-04-06T21:33:31.978+03:00</updated><title type='text'>lost in transgender</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7rp_Iq5o5I/AAAAAAAAA1k/g8saEn5EHzM/s1600/HardGayAlbum.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 317px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456931169381229458" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7rp_Iq5o5I/AAAAAAAAA1k/g8saEn5EHzM/s320/HardGayAlbum.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;japonya'nın underground üretimi hayli ilginç. kendilerini daha ziyade çalışkanlıkları, üstün teknolojileri, barış manço sevgileri ve geri çağırdıkları toyota'ları ile tanıyorsak da, kimi zaman gazetelerin haftasonu eklerine yansıyan renkli street fashion kareleri de esasen bu kalabalık toplumun sandığımız kadar tekdüze olmadığına, ya da tam da tahmin ettiğimiz kadar tekdüze olduğu için kimi deliklerden hava kaçırıyor olduğuna dair deliller topluyoruz. elbette şahitliklerimiz bunlarla sınırlı kalmıyor. engin animasyon külliyatı bize güncel japon kimliğinin geçmişine, bugününe ve batı medeniyeti ile arasındaki alışverişe ilişkin kimi -kimi değil aslında, pek çok- ipucu sunuyor. hentai'lerden, ne bileyim sonra... şimdi burada terbiyemin ve görgümün yazmaya izin vermediği geniş pornografi kayıt ve terminolojisine kadar daha pek çok görsel ve yazılı evrak var ki, modern japon mainstream ve yeraltı kültürel üretimini bizlere ulaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer bunlara vaktim yok diyorsanız, lost in translation'ı izleyin. sofia coppola'nın bu gerçekten iyi filmi, epey bir fikir verecektir. şimdi bir sahneyi hatırlayalım, ya da izlemeyenler için tasvir edelim. reklam çekimi için japonya'ya gelen bill murray, burada bir de tv show'una katılır. sunucu yerinde durmayan, alacalı bulacalı kıyafler giymiş, avazı çıktığı kadar bağırarak konuşan ve ardı arkası gelmeyen kahkahaları ile izleyiciye nefes aldırmayan bir garip modeldir. set de fena halde renklidir. bill murray, algılarına yapılan bu ses, hareket ve renk bombardımanı karşısında neye uğradığını şaşırır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nitekim, japon popüler televizyonculuğu işte tam da böyle birşey. sonsuz bir hareket ve renk cümbüşü. yine referans olarak göstereceğimiz o tekdüze disiplinli hayatın -fena halde eğlenceli mesajları ile- emniyet kemeri. lsd'yle fiziki temas kurmadan lsd kafası..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masaki sitani, japonya için sıradan bir tv figürü. üniversitede ticaret okuduktan sonra -tıpkı amerikalı örnekleri gibi- "profesyonel güreşçi" olmuş. hani şu tamamen kurmaca olmakla beraber izleyicelerin gerçekten kendilerini kaptırmayı başardığı idiot işi temaşa vardır ya? smackdown filan, hah işte, sitani bu işte epey başarılı olmuş. "Yingling the Erotic Terrorist" karşısındaki zaferi hala konuşuluyormuş.. razor ramon ismi ile yarattığı güreşçi figürü o kadar ilgi görmüş ki, sonunda işi tv show'una taşımış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendiliğinden de olsa, blog'a video koymamak gibi bir prensibimiz oluştuğu için, buraya ekleme yapmıyorum ama siz youtube'u açıp "hard gay" i aratın. orada, bizim ancak polis akademisi ve mavi istiridye bar'dan [dıt dııırı dııırı dıııııııın] tanıdığımız head to toe deri kıyafetli gay karikatürü ile zuhur eden sitani'nin program katılımcılarına ne şen şakrak "gay şakaları" yaptığını, aralıksız kahkahalardan ve anlamsız hareketlerden bunalarak / bulanarak izleyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;japonlar, bize bir şekilde huzur veriyorlar. yeşil çay, samurai öğretisi, katı ataerkillik, hattori hanzo filan :S sağlık ya da bilim alanında korkuya düştüğünüz bir anda "neyse, zaten japonlar bunu da çözerler" diyebiliyorsunuz. aynı üstün nitelikleri almanlar'a da atfediyoruz. biz bütün tembelliğimiz ve üretim fukaralığımız ile kebap yaparken, dünyanın uzak köşelerinde başka toplumlar harıl harıl çalışıp insanlığı ileri taşıyacak yeni şeyler buluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fakat işin garibi, japon güncel kültürünü kendi otantik kılıfından sıyırdığınız an, batı'nın çirkin bir parodisi olmaktan öteye gidemediği gerçiği ile yüz yüze geliyorsunuz. japonya'nın geçmişine feodal çağın güzellemesi (samurai'dir ninja'dır, ejderha'dır efendim) ile oryantalist bir bakış atan batı'nın karşısında,  popüler batı kültürünün sakil bir imitasyonu ile dikilen modern japonya... kimlik bunalımı ve 90ların popüler deyimi "kaybolmak" (kayıp kuşak geyiklerini unutmadık), tam da böyle bir şey olsa gerek... diye lafı yuvarlamak sureti ile japonya dosyasını -şimdilik- kapatıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8386703263428485654?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8386703263428485654/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8386703263428485654' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8386703263428485654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8386703263428485654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/lost-in-transgender.html' title='lost in transgender'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7rp_Iq5o5I/AAAAAAAAA1k/g8saEn5EHzM/s72-c/HardGayAlbum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1496082681747256891</id><published>2010-04-05T09:00:00.001+03:00</published><updated>2010-04-05T16:08:40.721+03:00</updated><title type='text'>Le Pain Maudit</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7ndTrAF3KI/AAAAAAAAA1c/ySSVzCEAYdo/s1600/fft5_mf383623.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7ndTrAF3KI/AAAAAAAAA1c/ySSVzCEAYdo/s320/fft5_mf383623.Jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456635753566428322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugüne kadar okuduğum en korkutucu komplo teorisi. ölçeğin küçüklüğü ve içerisinde "delilik" halinin yer alması, bu olayı benim için 9/11 ve hakkında komplolar üretilen bütün vakalardan daha ayrı ve daha ürkütücü bir noktaya taşıdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olaylar bundan 60 sene önce yukarıda fotoğrafını eklediğim dünyanın belki de en şirin kasabalarından birinde cereyan etmiş..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;14 Mart tarihli Radikal'den:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;LONDRA - Fransa’nın güneyinde yer alan Pont-Saint-Esprit adlı köyde yaşayanlar 60 yıl önce başlarına gelen tuhaf olayların sebebini sonunda anladı. Köylüler, yıllar önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başlamış, bazılarının sonu akıl hastanesinde bitmiş, bazıları ise yaşamını yitirmişti. Olayın arkasındansa ABD istihbarat örgütü CIA çıktı.&lt;br /&gt;Amerikalı bir gazeteci tarafından yapılan bir araştırma sonucunda 60 yıl önce Fransa’da meydana gelen ilginç olayın ardında CIA’in bir deneyi olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, CIA, köylülerin ekmeğine halüsinasyon ve histeriye yol açan LSD katmış. 16 Ağustos 1951’de yaşanan ve ‘lanetli ekmek’ (Le Pain Maudit) olarak tarihe geçen olayda beş kişi ölmüş ve yüzlerce kişi korkunç halüsinasyonlar görerek çıldırmıştı. Gazeteci H.P. Albarelli, yaptığı araştırma sonucunda elde ettiği belgelere dayanarak, CIA’in LSD’nin etkilerini test için bu olaya yol açtığını söylüyor. Gazeteciye göre CIA’in suiistimallerine dair 1975 tarihli bir Beyaz Saray raporunda bu olaya atıfta bulunuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ben uçağım’&lt;br /&gt;Gazeteci, olayın CIA’in ‘zihin kontrolü’ kapsamında yaptığı bir deney olduğu iddiasını ortaya attı. Buna göre, CIA, köyün ekmeklerine bilerek ‘LSD’ adı verilen sentetik uyuşturucu katmış ve neler olacağını görmek istemişti. Albarelli’ye göre bu deney ABD ordusunun Özel Operasyonlar Birimi tarafından yapıldı. Köylüler, LSD’den o kadar etkilenmiş ki, biri yılanların onu yediğini düşündüğünü söylemiş. Halk polise, sürekli ejderha gördüklerini, kendilerine saldırdığını söylüyormuş. Bir çocuk bıçakla büyük annesine saldırmış. Bir diğeri, ‘Ben uçağım’ diyerek kendini ikinci kattan aşağı atmış. Doktora koşan biri ise, “Kalbim çıktı, ne olur yerine takın” diye yalvarmış. Sokaklar çıldıran insanlarla dolmuş. Olayda 5 kişi ölmüş, 300 kişi yaralanmış. Uzmanlar o dönem, bu olaya, ekmeğin içinde uyuşturucu etkisi yapan bir yaban mantarının neden olduğunu söylemiş.&lt;br /&gt;Mağdurlarsa daha fazla cevap istiyor. 71 yaşındaki Charles Granjoh, “Neredeyse ölüyordum, nedenini bilmek istiyorum” diyor. (The Daily Telegraph)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1496082681747256891?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1496082681747256891/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1496082681747256891' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1496082681747256891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1496082681747256891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/04/le-pain-maudit.html' title='Le Pain Maudit'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S7ndTrAF3KI/AAAAAAAAA1c/ySSVzCEAYdo/s72-c/fft5_mf383623.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7372314310494876789</id><published>2010-03-31T20:31:00.002+03:00</published><updated>2010-12-11T22:45:02.441+02:00</updated><title type='text'>expectation overruled</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6pa0aLYPKI/AAAAAAAAAsk/DCD_oo6BoXA/s1600/indacourtroom.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452270155312151714" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 112px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6pa0aLYPKI/AAAAAAAAAsk/DCD_oo6BoXA/s200/indacourtroom.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugun hayatimda ilk kez mahkemeye katildim. Neyse ki davali ya da davaci degil, sadece sahit olarak… Davali kadini sadece uc ay kadar bir sure tanidim. Davaci ise daha tanidik bir isim olan babamdi :S Bosanma davasi, hikaye de oldukca bilindik. Kaybedilen esten yillar sonra resmi bir izdivac yapilir, iyi gitmez, ayrilinir, bosanma davasi acilir, bosanma sureci evli kalma surecinden kat be kat uzun surer. Dahasi, hic zorluk cikarmayacagi teminatiyla evi terkeden karsi tarafin uc ay suren evlilik icin bedel olarak talep ettigi tazminat, en az uc calisma yillik kazanci goturecek degerde. Dogal olarak adliye sarayindaki yerimizi aldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oncelikle, okudugum kitaplar ya da izledigim filmlere referans teskil edecek en ufak bir ilham kaynagi goremedim. Siradan odalar, ruhsuzca gorulen davalar, burokrasinin donuklugunun ta icten nufuz etmis oldugu hukuk insanlari, soguk koridorlar, sembolik degerini yasatma zahmetine bile girilmemis bicimsiz ve yipranmis cuppeler... Hic olmazsa ATV’de yayinlanan, 90larin efsane “Adliye Koridorlari” programindaki gibi bir kavga, cingar, temasa goreydim, tehdit-kufur duyaydim istedim ama onlar da yoktu. Aslinda cok iddiali gorunumlu ve ariza cikarmaya tesne Roman bir grup vardi, ama kimbilir kacinci celse oldugundan onlar da heyecanini kaybetmis gozukuyorlardi. Kuskusuz benim kafamdaki mahkeme imajinin ya da gercek mahkemeler hakkindaki cehaletimin de bu hayal kirikliginda payi vardir. Ornegin, dalga gecmek yok, ben Turkiye’de de juri sistemi var saniyordum :S Dusunun, bu gercegi bugun ogrendim ve ogrendigim an oncesindeki dusuncemin ne kadar absurd ve gulunc oldugunun –simdi dalgasini gececek kadar- farkina vardim. Aklimda ne vardi, ya da ne bekliyordum, nasil boyle bir dusunceye kapilmistim bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mubasir disari cikti ve adimi okudu. Hah, mubasire ozel birkac cumle sarf olur iste. Kesinlikle Kafkaesk bir “karakter”di. Tiknaz ama dimdik vucudu, temiz ve nizamli giyimi, bust gibi kocaman, kivrimli ve mahkeme duvari kadar notr surati, yanlari hafif acilmis gri saclari, kanatlari genis burnu ile benim burada tikandigim, ama Kafka’nin uzerine tek kalemde en iki sayfa betimleyecegi bir hukuk karakteri. Adim okundugunda iceri girdim, toylugumu sezinleyen mubasir hemen bana durmam gereken yeri bildirdi. Tabii kazma ben orada durup yuzumu avukatlara dogru dondum. Hani hakim “tanik sizindir” diyecek, avukat da bana sorular sormaya baslayacak. Bir gol daha yedik, mubasir hemen “hakime dogru don” isareti yapti. Kisaca, bugunku kekini bulmustu, afiyetle yiyecekti. Ha yalan yok, amaci rencide etmek ya da odada bulunan diger hukuk gorevlilerine karsi beni rezil etmek degildi. Ama dedim ya, kendine iyi bir ugras bulmustu ve butun ciddiyetiyle bu oyuncagini talim etmeye koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6pbFCI783I/AAAAAAAAAss/7ykhm7LoLlo/s1600/court_room.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452270440917234546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 138px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6pbFCI783I/AAAAAAAAAss/7ykhm7LoLlo/s200/court_room.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayatta en saygi duydugum laflardan biridir, “her seyin bir seyi var”:S Raconu bilmek onemli sey. Nasil durulacagini bilmedigimden rahat pozisyonunu almisim, koyacak yer bulamayinca da ellerimi arkada kavusturmusum. Arkamdan yanasti ve kimse farketmeden, herkes onundeki dosyayi okurken bagdas kurdugum bileklerime hafif bir tik darbesiyle ile dokundu. Kollarim aninda bileklerinden bosandi ve kilit acildi. Sonra ifade vermeye basladim. Ben kendimce anlatmaya calisirken, hakim bey ondeki sekretere soylediklerimi yaziya uygun cumlelerle dikte ettirmeye basladi. Baktim olacak gibi degil, hicbir sekilde etkilemenin imkani yok cunku hakimin asil derdi olayi degerlendirmek degil, ifadeyi toparlamak. Simultane tercume gibi tuhaf bir durum yani. Bir sure sonra farkinda olmadan noktasina virgulune dikkat ettigim, yaziya otomatik olarak dokulmeye uygun, beyanat dilinde konusmaya basladim. Ingilizce ceviriye uygun cumleler kurmak gibi. Ozu filan kayboldu isin. Hakim de, bilmiyorum minnet duygusu var miydi o an, neredeyse soyledigimi harfi harfine dikte ettirdi. Sonra ikinci sahit (babamin yakin bir arkadasi) cagrildi. Yine ne yapilacagini bilmedigimden emin mubasir son derece cevik bir hareketle oturacagim yeri gosterdi. Mehmet Amcaya gelince, adeta tecrube konusuyordu. Tum yazili olmayan kurallari yardimsiz ya da mudahelesiz harfiyen yerine getiriyordu. Saniyorum kan bagimiz oldugundan, bana yemin filan ettirilmemisti. Ama Mehmet Amcaya hicbir baski altinda kalmadan ve devamindaki sozcuk obegiyle yemin etmesi istendi. Yemin esnasinda herkesin ayaga kalktigini farketmemle ayaga kalkmam arasinda gecen salisede (hatta anin tanimi bile olabilir bu) deyyus mubasir beni “ayaga kalk” seklinde uyarmayi basardi. Olacak is degildi yahu, resmen beni madara etmek icin adam hicbir firsati kacirmiyordu ve muthis cevikti. Ben de “ah ulan bir kez daha karsilassak, profesyonelligimle seni ezsem” diye ic gecirmeye basladim. Bildiginiz hirs yaptim icimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, hakim Mehmet Amca’ya bana da sormus oldugu can alici ve kapali uclu, nicel cevapli bir soruyu sordu. Yalan soylemiyorduk, sadece ikimiz de emin degildik. Orada ciddi endise duydum ve oncesinde calismadan, son derece lakayit bicimde davaya geldigimiz icin cok hayiflandim. Neyse ki aklin, ya da tahminin yolu bir, ifadelerimiz ortustu. Son olarak ifadelerimizin ciktilari alindi ve imza attik. Mubasir de tum durusma boyunca samara oglani olarak bana kurdugu ustunlugun altina son imzayi atti (la havle):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Imzan da cok cirkinmis delikanli” :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7372314310494876789?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7372314310494876789/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7372314310494876789' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7372314310494876789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7372314310494876789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/03/expectation-overruled.html' title='expectation overruled'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6pa0aLYPKI/AAAAAAAAAsk/DCD_oo6BoXA/s72-c/indacourtroom.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6374976780175750199</id><published>2010-03-17T14:50:00.008+02:00</published><updated>2010-03-17T20:04:24.640+02:00</updated><title type='text'>yugo nowhere</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6DaeOZIldI/AAAAAAAAAsc/6-U5oOUR084/s1600-h/yugo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449595761912747474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 154px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6DaeOZIldI/AAAAAAAAAsc/6-U5oOUR084/s200/yugo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Nerede kalmistik? Ya da soyle soralim: Geri donmeyen, stilize edilmeyen, klasiklestirilmeyen ne kalmisti? Amerika'da halk arasinda "YUGO Nowhere" sloganiyla da anilan bu otomobilin akibeti, uzucu bir sekilde, isim anasi (ulkeler dişidir) Yugoslavya’ya benzedi ve tarihin tozlu sayfalari/yedek parca raflarindaki yerini aldi. Kim bilir, belki tekrar canlanir, ama isim problemi var. "Serbia" olarak geri donecek degil ya. Sahi, bir ulkenin adini tasimak ve yasatmak bir otomobil icin cok iddali ve agir bir yuk gibi geliyor bana. (Motor Fiat’mis bu arada –ki kalite bakimindan hic sasirtici degil). Hadi boyle bir iddaya girisildi, bu tum zamanlarin en kotu otomobili olmak zorunda miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama YUGO’nun yeri ayridir ve o, gercek bir efsanedir. Amerika’ya penetrasyonu, 80lerdeki satis rakamlari filan tahayyul sinirlarinin uzerinde hakikatli bir basari oykusudur. Tabii satis fiyati da her turlu rekabet kosullarini derdest edecek dusuklukte olmus, ancak yine de asla tek sebep bu olamaz. Hersey aslinda Amerika piyasasinin, giderek yukselmekte olan Japon otomotiv endustrisine, kendi alim gucunun govde gosterisi esliginde bir uyarisi niteliginde baslamis. Baska derin politik mevzular da Yugoslavya’nin lehine gelisince (Yugoslavya 84’ L.A. Olimpiyatlarini protesto etmeyen sayili komunist ulkeden biriymis, tabak bos donmemis) YUGO da yurumus ya kulum. Bugun konuyla ilgili firsati/acigi goren bir akademisyen, Jason Vuic de YUGO'nun yolundan yuruyup, bunu bir arastirma haline getirmis ve fenomenin hikayesini kitaplastirmis...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6DZkrna9vI/AAAAAAAAAsM/f-hM4HQod2Q/s1600-h/yugobook.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449594773324887794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 217px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6DZkrna9vI/AAAAAAAAAsM/f-hM4HQod2Q/s320/yugobook.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6374976780175750199?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6374976780175750199/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6374976780175750199' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6374976780175750199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6374976780175750199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/03/yugo-nowhere.html' title='yugo nowhere'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S6DaeOZIldI/AAAAAAAAAsc/6-U5oOUR084/s72-c/yugo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3780042713914653215</id><published>2010-03-13T19:52:00.011+02:00</published><updated>2010-03-13T21:09:02.804+02:00</updated><title type='text'>trouble in the message centre</title><content type='html'>Hep bilgi alma, istedigimiz her turlu bilgiye sahip olma ozgurlugunden bahsediyoruz. Ancak gundelik hayatta gerceklik algisinin sagligi acisindan kimi zaman bilgi sahibi olmama ozgurlugu de en az digeri kadar onemli. Birilerine zarar veren, tasimasi cok guc bilgilere ornegin kulak misafiri olmak, ya da farkli yollardan maruz kalmak hic de hos bir durum olmayabilir. Yasadiginiz etik bunalim kendi hakikatiniz dogrultusunda bu bilgiyi paylasmaya gittiginde, sonrasinda bu kez size ongorulen alani ihlal etmis olmanin dogurdugu bir baska etik bunalimi yaninda getirmesi cok dogal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S5vRyl6LdvI/AAAAAAAAAr8/AXTjXPdrDso/s1600-h/info_hierarchy.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448178841334544114" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 184px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S5vRyl6LdvI/AAAAAAAAAr8/AXTjXPdrDso/s200/info_hierarchy.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gecenlerde bir telefon geldi. Üçüz yegenlerimden erkek ve tipki digerleri gibi on iki yasinda olani, evde yalniz ve can sikintisindan patlamak uzere oldugunu soyledi. Sadet zaten daha bastan gelmisti de, anlamazdan gelip bunu degistirmek icin ne yapabilecegimi sordum. Tabii ki bilgisayarin giris sifresini istiyordu. Sifreyi ilk olusturma ve belli araliklarla degistirme gorevi nedense hep bana verilmisti. Bu hicbir teknik beceri gerektirmeyen goreve, bu gibi teknik konulara hakimiyetimden oturu secilmis olabilirim. Tipki ampul degistirme isinde oldugu gibi :S. Ya da ablamin bu zorlu uclunun mukavemetine karsi ayakta durabilmek icin bir takimdasa, uygulamanin dogruluguna yapilacak elestirilerin karsisinda dimdik duracak bir yandasa, bir ikinciye, ya da kurumsallasmaya ihtiyac duymasindan kaynaklanabilir. Ne yapmaliydim? Onlara karsi zaten hep yufka olan yuregim kizarip borek kivamina gelmisti bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi saklama acisindan dipsiz bir kuyu, iyi bir sirdas oldugumu dusunurum. Eger o bilginin benden cikmasi durumunda birilerinin zarar gorecegine inanirsam, veya bana ileten kisi –fikren katilmasam dahi- bunu saklama konusunda siki tembihte bulunmussa o bilgiyi yutar unuturum. Ancak bu kez durum biraz farkliydi. Oncelikle ablam bana yemin filan ettirmemisti, bu buyuk avantajdi :S Ve tabii ki bunu paylasmamin zararli oldugunu dusunmedim. Evde cani sikilan ve okul suresince hafta ici cep telefonu, playstation ve televizyon gibi aygitlardan men edilmis evde tek basina bir cocugun bir-iki saat internet basinda zaman gecirmek istemesinden daha dogal ne olabilirdi ki? Bu konuda hicbir mahrumiyet yasamadigim halde benim dahi evde ilk aklima gelen sey bundan pek farkli degil. Bu nedenle sifreyi paylastim. Ancak sonrasinda ayni yastaki uc cocuk arasinda adalet dagitmanin ne kadar zor oldugunu, bu yukun altinda fazlasiyla ezilen evdeki otoriteyi astigimi, kendi yargi sistemimin dogrulugunu baz alarak cok da icinde olmadigim bir yasam duzenine disaridan bencilce mudahale etmekle acaba dogru mu yaptigimi dusunmeye basladim. Neyse ki soylememe gerek kalmadan sevgili yegenim durumu itiraf etmis ve sifre isinin koku ablamda oldugu icin uygulama kaldigi yerden bir gecelik fireyle geri gelmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gectigimiz hafta sonu bir aksam ablama gittim. Gece uyku tutmadi ve bilgisayarin basina gectim. Yukaridaki hadiseyi tamamen unutmus olarak bildigim sifreyi girdim. No pasaran!. Ablam gibi dusunmeye calisip aile esrafindan bildigim butun dogum gunu tarihlerini girdim, bicare. Inat ettim, ettigimle kaldim. Sonunda internetin yasakli oldugu, sadece birkac aptal bilgisayar oyununun yer aldigi “misafir” kullanicisina razi oldum. O da beni on dakika bile oyalayamadi. Ertesi sabah durumu anlattim, gul gul olduk :S Agzim iki kulagimdayken soyle caktirmadan, bilgiye acligimin acziyeti belli olmasin diye “neyse, yeni sifreyi alayim bari” dedim. Ablam “ben girerim” dedi :S Artik sifreyi ben de bilmiyorum. Cocuklarin olasi suistimaline karsi beni korudugunu soyleyen ablama hak verdim, benim icin de boylesinin cok daha iyi oldugunu, cunku ayni dirayeti gosteremedigimi soyledim. “En azindan kimin dogum tarihi oldugunu soyle” dedim, yemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S5vTctvXt_I/AAAAAAAAAsE/3lIJ6X-MKeQ/s1600-h/divby0.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448180664502826994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 321px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S5vTctvXt_I/AAAAAAAAAsE/3lIJ6X-MKeQ/s400/divby0.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüz demisken, unlu toplum bilimci “clearly non-canadian" Ecko kardesim gectigimiz hafta memleket ziyaretindeydi. Yegenlerden konu acildiginda burc meselesinin ne menem bir palavra oldugunun uc ayni dakikada dogmus insan arasinda tek bir ortak ozelligin bulunmayisiyla benim icin kanitlanmis oldugunu belirttim. O da belki bunun bir ortak ozellik sayilabilecegini soyledi. Pek polemige girmedim dogrusu. Artik gittigi icin arkasindan atip tutabilirim. Nasil yani, A ve B kumesinin hicbir ortak ozelligi yoksa, bu “ortak ozelliksizlik” bir ortak ozellik olabilir mi? Ama bu ayri ayri her bir kumenin kendi kapsaminda, kendine icinden cikmis bir ozelligi olamaz ki… Anca diger kumelerle etkilesimin, metaforik olarak toplumsal etmenlerin sonucu olarak bir ozellik teskil eder, ama bu da yine ona ait bir kume ozelligi sayilamaz mi? “Zero is also a number” mi? Bos kume diye bir sey yok mu? Ya da var ama pek bos mu degil? Yoksa muspet ilimlerle sosyal bilimler tam da bu noktada mi ayriliyor? Bu ve daha fazlasinin cevabi bir sonsuz sonra!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3780042713914653215?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3780042713914653215/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3780042713914653215' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3780042713914653215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3780042713914653215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/03/trouble-in-message-centre.html' title='trouble in the message centre'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S5vRyl6LdvI/AAAAAAAAAr8/AXTjXPdrDso/s72-c/info_hierarchy.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6607464735309756953</id><published>2010-03-03T10:38:00.004+02:00</published><updated>2010-05-07T12:59:02.596+03:00</updated><title type='text'>sea shepherd - now!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S6HnCyd57vI/AAAAAAAAA1M/ARWuHMEYlQU/s1600-h/crew_aerial_ship_crew_by_Paul_Taggart.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449891059187969778" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S6HnCyd57vI/AAAAAAAAA1M/ARWuHMEYlQU/s320/crew_aerial_ship_crew_by_Paul_Taggart.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"dikkatinizi çekti mi bilmiyorum" diye başlardım ama, biliyorum ki alterednative'in küçük takipçi kitlesinin dikkatinden hiçbir şey kaçmaz. o halde bu lüzumsuz kalıbı atlayarak devam ediyorum; facebook'ta "otoyollarda hayvan ölümlerine son" diye bir grup, ve bu grubun 3 zilyon üyesi mevcut. tamam son olsun, ama nasıl? yukarıdaki temenni "kahrolsun faşizm!" diye slogan atmaktan daha farklı bir anlam içermiyor. nasıl kahrolsun dediğinizde faşizm kahrolmuyorsa, son! diye bağırdığınızda da hayvan ölümleri son bulmuyor. hele bunu bir facebook grubuna katılarak bekliyorsanız, daha çok beklersiniz, benden söylemesi. bu içi boş sloganla ne kast ediliyor olabilir? hayvanlara karşıdan karşıya geçmeyi mi öğreteceksiniz? önce sola sonra sağa sonra tekrar sola...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;eğer gerçekten gezegene ve üzerinde yaşayan türlerin geleceğine ilişkin kaygılarınız varsa, bunları ertelemeyiniz ya da bilinmez bir elin insifana bırakmayınız. büyük idealler, toplumsal hedefler size bir gelecek tahayyülü sunarlar elbette. ancak o geleceği yaratmak, bugün alacağınız kararlara ve gerçekleştireceğiniz eylemlere bağlı. ideoloji ve siyaset arasındaki bağ, tam da böyle birşey. ideoloji bir konumken, politika aksiyonun kendisidir. ideoloji geniş bir uzam ve zamanı kaplarken, siyaset an'da yapılır. teori gri, hayat ağacı yeşildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;işte bu nedenle, japon balina avcılarına karşı mücadele eden &lt;a href="http://www.seashepherd.org/"&gt;sea shepherd&lt;/a&gt; son derece mühim bir organizasyon. uluslararası anlaşmaları ve "international society"nin baskılarını hiçe sayarak balina avlamayı sürdüren japonya'ya karşı hangi hükümet gerçek bir yaptırım uygulayabilir? cevap veriyorum: none. oysa kaptan paul watson ve tayfası, aktif mücadelelerini sahada sürdürüyorlar. cehennemden gelmiş gibi görünen kapkara gemileri ile, okyanusları avcılara dar ediyorlar. tarih yazılırken, düşünmek ve izlemek yerine "katılmak", onun bir aktörü olmak isteyenler, en azından küçük bir bağışta bulunabilirler.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 234px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449891160065773746" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S6HnIqRDELI/AAAAAAAAA1U/3WoO-wo_UUg/s320/sea-shepherd2.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6607464735309756953?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6607464735309756953/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6607464735309756953' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6607464735309756953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6607464735309756953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/03/sea-shepherd-now.html' title='sea shepherd - now!'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S6HnCyd57vI/AAAAAAAAA1M/ARWuHMEYlQU/s72-c/crew_aerial_ship_crew_by_Paul_Taggart.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3197079003116301583</id><published>2010-02-27T15:55:00.014+02:00</published><updated>2010-03-01T09:14:10.292+02:00</updated><title type='text'>DNA means does not accept</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4kniKXTpUI/AAAAAAAAArk/xoM3_J0BldE/s1600-h/cop.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 98px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442925092505101634" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4kniKXTpUI/AAAAAAAAArk/xoM3_J0BldE/s200/cop.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Yurudugumuz yollara kayit dosemeyi biraz ihmal ettigimiz donemlerdeyiz. Ama telasa da mahal yok, hicbir zaman sureklilik kaygimiz olmadi. Canimiz istedigi an birakabilecegimizden degil, hicbir zaman tam olarak birakmayacagimiza olan guvencemizden… Yollar mi cetrefillesti, yoksa birakin kayit dosemeyi, bilakis biz mi mayin dosuyoruz pek bilmiyorum. Ya da belki artik ana caddeden degil, arka sokaklari zorladigimizdandir. Ben de kurum olarak olmasa da, calisma alani olarak bana gore oldukca onemli bir is degisikligi arifesindeyim. Hem de yapmakta oldugum isi ve ortami oldukca sevmekteyken, durduk yere kritik bir hamle de diyebiliriz. Riskli bir macera oldugunu dusunmuyorum, herseyin iyi olacagina inancim yuksek. Lakin evrenselligi suphe goturmez/ayar gerektirmez pusula kisisellesitiginde alici ayarlarinda kimi oynamalar yapmak gerekiyor. Saati on dakika ileri kullanmak gibi; birkac derecelik oynama belki… Hani kuzeyi biraz daha kuzey dogu gostersin, dogudan da cok uzaklasmayalim… Belki zamaninda posta koydugumuz ve bugune dek gormezden geldigimizi gelecek endisesi, gelecek geldiginde, yani bugun, simdiki zaman endisesine donustu. Sahsen bes sene sonramizin degil, bugunumun, bugun ne yapmak istiyorumun derdine dusmus durumdayim. Ancak on yil geriye donsem, hicbir zaman yakamdan silkemedigim piyasaya maddi bagimliligi bir kenara koyarsak, ayni umarsizligi yuruturdum diye dusunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4koTfZ0VEI/AAAAAAAAArs/mWrx-FzRGpM/s1600-h/theaddiciton.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 135px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442925939966366786" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4koTfZ0VEI/AAAAAAAAArs/mWrx-FzRGpM/s200/theaddiciton.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Futbol maclarinda bir pozisyon tekrarinda ilk kez “Ters Aci” uygulamasini gordugum zaman dahil olmak uzere, ters aci beni her zaman heyecanlandirmistir. Birbirine yakin acili, kimi zaman paralel irdelerden olusan vektor toplulugunun beraberinde hedefin ortasindan gecen bir sinir, serit ya da duvar olusturmasi kacinilmaz. Iste bu duvarin oteki tarafina gecip oradan bakabilen gozlerin hastasi olmak zaafiyetlerin en guzeli… Amerikan –bagimsiz gibi duran- sinemasinin New York’lu gizli kahramanlarindan Abel Ferrera’nin 1995 tarihli The Addiction’i buna dair aklima gelen ilk orneklerden biridir. Yasamin farkli formlarda yer degistirebilen “bagimlilik”tan mutesekkil oldugu fikri belki cok kontra olmayabilir. Ancak “vampir” kavramini insanlar icine sizmis davetsiz bir familya, bir realite olarak ele alip baslangic noktasina yerlestirmektense, onu aclik ve bagimlilik gibi parametrelerle insan dogasi uzerinden isleyisi ve bir varis noktasi olarak belirleyisi, filmi “bir yudum vampir” filmi olmaktan kurtaran yeterince ters ve orijinal bir yaklasimdi. Hem de entrika ve catisma dolu bir deney ortami olarak alisagelmis bicimde piyasa ve kurumsal dunya yerine egitim-akademi alemini secmesi de oldukca cesur bir ozelestiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlari son zamanlarda duymus oldugum bir baska terso yaklasimdan yola cikarak zerkettim. Heyecanlandiran meselenin icerigi olmadi aslinda. Daha ziyade dusunce tarzi, bakis ve yaklasim acisi oldu. Bir de acikcasi biraz unuttum. Bir adam varmis, saniyorum bu adam dusunce gucu, vizyonerlik gibi yeni cag sacmaliklariyla isim ve servet yapmis, sonra sirketi devredip daha ulvi emeller ugruna gelecek tahmincisi, stratejisyen filan olarak bir yazahane acmis. Neyse, insan eliyle yaratilan teknolojinin geri donup insani yok etmesi, yapay zekalarin cinneti, robotlarin insanlasmasi gibi senaryolara oldukca hakim sayiliriz. Bunlarin bir kisim distopik bilim-kurgu ornekleri elestirel bir cizgide yururken, buyuk bir kismi ise sanki o teknoloji insan eliyle yaratilmamis, o programlanmis mekanizmalari da seytana uymus itaatsiz birer meczuplarmis gibi gostererek sinema izleyicisinin ortak korku/yapay dusman damarini hedef alan calismalar. Yaratilan yaratiklar aramiza sizar, ustelik haddini-yerini bilmez, utanmadan bir de insan taklidi yaparlar. Zaten bu yapimlarin buyuk cogunlugu isi ileri goturup o ana kadarki gerceklestirilmis teknolojik icraatlarin kotucullugunu kaynagindan, yani insandan ayristirarak unutturan, devamini insanin bu kendi kendine organizmalasmis (!), acgozlu ve nankor makinaya karsi onur savasi olarak isleyen yapimlar. Sonunda kotuler kotuleri yener (kotuleri iyi yaratmis olamaz ki?), ic savas kazanilir, insan eliyle yaratilmis hicbir gucun kendisinden daha guclu olamayacagi ve en buyuk dostunun yine insan oldugunu vurgulanirken kisaca “korkmaya gerek yok, ama teknolojiyi gelistirmeye de devam” mesaji alttan alttan yedirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4kpaiBHLuI/AAAAAAAAAr0/Q3xYCevnq5A/s1600-h/dna_dancing.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 148px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442927160438763234" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4kpaiBHLuI/AAAAAAAAAr0/Q3xYCevnq5A/s200/dna_dancing.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Iste bu yukarda bahsedemedigim, adini dahi hatirlamadigim adam makinanin insanlasmasini degil, insanin makinalasmasi uzerine teoriler gelistiriyormus. Soyle ki, ornegin surungenlerde eger bir bacak koparsa o bacagi yenileme, eksigi tamamlama komutunu yuruten hucreler varmis. Ama insan hucresi eski bir versiyonla programlanmis ve bu gibi konularda bir takim eksiklere sahipmis. Ayrica gelisen viruslere (aids gibi) ve kanserli hucrelere karsi da guncel olmayan eski bir versiyonla calisiyormus. Bilmem kac yil sonra nanoteknoloji ileri seviye bir noktaya gelmis olacagindan, insan vucuduna yerlestirilecek iyi huylu nanoidlerle DNA programlamasi gerceklesebilecek ve hasarli organlar iyilestirilebilecek, eksik uzuvlar bile tamamlanabilecekmis. Ustun irk fikri yeni degil. Isin tibbi boyutunun belki temelde kok hucre arastirmalarindan da cok farki yok. Ancak teknolojiyle entegrasyonu, nano teknolojinin bu yonde kullanilmasina yonelik ongoruler fena fikirler degil gibi. Aslinda basta gerek anlatan arkadasin metalci olusu, gerekse mevzu sahsin ozgecmisi filan sebebiyle on yargili davrandim, hatta baslarini dinlemedim (adini filan o yuzden hatirlamiyorum. Ararip sorarim ama arkadas hem metalci hem vodafone’lu, merakimi belli edersem hevesle bir saat konferans cekebilir, goze alamiyorum dogrusu :S). Ama devamini duyunca pek caktirmamaya calissam da cok heyecanlandim, icimden var gucumle destekledim. Kim biyonik adam olmak istemez ki? Ne devrimci bir sahismis megerse. DNA gibi inatci ve degisime kapali bir olusuma meydan okuyan bu yilmaz savasci tanisa eminim beni cok severdi, gonullu denegi olmaya hazirim. Bir iPod Nano yuttum bile. Vucudum etrafa guzel tinilar, etkileyici melodiler yayiyor. Sesime gel, al beni isimsiz kahraman :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu arada yazarken uzun zamandir dinlemek icin kenarda beklettigim son albumleriyle bana eslik eden ve bunca beklentimi fazlasiyla karsilayan TV On The Radio (Dear Science – 2008) ve Arab Strap’a (The Last Romance - 2006) tesekkur ederim. Baslik ve daha onlarca lafi gedigine oturtacak malzeme ve referans temin etmis, kendi kutuphanesiyle bize guc vermis malum gruba ise tesekkur etmeye yuzum dahi yok.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3197079003116301583?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3197079003116301583/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3197079003116301583' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3197079003116301583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3197079003116301583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/02/dna-means-does-not-accept.html' title='DNA means does not accept'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S4kniKXTpUI/AAAAAAAAArk/xoM3_J0BldE/s72-c/cop.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7037593669100515660</id><published>2010-02-15T16:46:00.015+02:00</published><updated>2010-02-16T09:59:40.740+02:00</updated><title type='text'>anything to declare? yeah, don’t go to…</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3li-Xk8haI/AAAAAAAAArM/Hcjm9Xmenog/s1600-h/a_manifest_for_nationalism.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 141px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438486848646972834" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3li-Xk8haI/AAAAAAAAArM/Hcjm9Xmenog/s200/a_manifest_for_nationalism.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Milliyetciligi “dusmanlik” kavrami uzerine insaa etmek bizim topraklarda yabanci oldugumuz bir uygulama degil. Aslinda sadece bize ozgu de degil, yogun milliyetcilik yuklemesi ile uluslari kenetlemenin dogasinda yeri asla sarsilmayacak bir mesele... Muasir ve mureffeh medeniyetlerde de mantik, vatandaslara saglanan egitim, saglik gibi imkanlar ve refah seviyesine disaridan/iceriden gelebilecek her turlu zevali bir dusman olarak algilatma uzerinden isliyor. Bunlarin olmadigi yerlerde, tekrar kutsal topraklara donuyoruz, etnik, ekonomik ya da politik dusmanliklar uzerinde cok daha fazla yogunlasmak gerekiyor. Eh, bu milli damarin beslenebilmesi icin de, toplumsal ve ekonomik anlamda kotuye gittigimiz dusunuldugunde, her gun biraz daha fazla dusmanin kanina ihtiyac duymaktayiz. Paranoya konusunda cok iddali oldugumuzu dusunurken hic de geri kalmayacak, hatta daha otesine sahit yazildim, anlatayim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dun Israil’e is amacli giris yaptim. Ama ne giris… Elbet biraz sorun yasayacagimi biliyordum, ancak dede adimin Omer olusunun resmi makamlar katinda beni bir canli bomba yapma ihtimalini bu kadar artiracagini tahmin etmiyordum. 1.5 saate yakin bir sure bir bekleme odasinda kok saldim. Bu arada birbirinin karbon kopyasi sorularla iki kez gorusmeye cagrildim. Saniyorum yarim saat arayla kendim kendimle celisiyor muyum, onun testine tabi tutuldum. Ne icin oradayim, ne okudum, ne kadar suredir calisiyorum, nerede kalacagim vs vs. Asil beynime durgunluk veren, benden Israil icinden bir kontak istediklerinde vermis oldugum kisinin (ad-soyad ve calistigi firma, hepsi bu) sistemden 30 saniye icinde resmini bulup bana “bu mu?” diye sormalari oldu. Bu sovun ardindan saskinligimi gizleyemedigimi gorunce gurur, zafer duygusu ve mutluluk dolu “this is Israel” repligi gecikmedi. Iyi de ben size totaliter olamazsiniz demedim, …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3ljGEAD9cI/AAAAAAAAArU/gIMaxXj7AXo/s1600-h/staralliance.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 150px; FLOAT: right; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438486980830950850" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3ljGEAD9cI/AAAAAAAAArU/gIMaxXj7AXo/s200/staralliance.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sonra tam cikisi ararken gumrukteki polis abilerden en iri yari, delici bakisli ve buyuk olasilikla aksiyon sever olani, hazir Istanbul’dan ithal Omer Dede familyasindan buyuk bir balik yakalamisken hemen oltasini alip yanima yaklasti. Once Hollywood filmlerindeki gibi iki katli cuzdanini oldukca havali bir sekilde, bir kenarindan tutarak dikey bicimde yercekimine birakti ve ic taraftaki yildizi gosterdi. Sonra da oldukca basit ve direkt bir soru sordu: “Do you have drugs?”. Sorudan hoslanmadigimdan mi, yoksa bir teklif olarak aldigimdan midir :S, "No, thanks" diye cevapladim. Gerci cevabi dinledigi filan yoktu, gidisat daha bana yaklasirken belliydi. Once bir bakayim dedi, sonra kalk gidelim, pardon gel oturalim dedi ve on adim otedeki ofisine buyur etti. Buyuk bir itinayla tum bavul ve cantamin icini disina cikardi. Gizli bolmeleri kontrol etti. Gosterdigi ozene ve nezakete bakinca tekrar hepsini geri koyacakti. Tabii ki yapmadi. Ben o angaryayla ugrasirken bir kagit doldurdu. Ayni sorularin uzerinden bir tur da o gecti. Dedim ya, guvenlik, sifreleme, takip gibi konularin dunya capindaki uzmanlarinin her seferinde ayni sorulari bastan sormalarinin tek bir amaci olabilir; o da olasi bir ifade celiskisini yakalamak. Neyse, sonunda yine nazikce imza atmami istedi. Imza attigim bolumun ustunde aynen soyle yaziyordu: “Signature of the Arrested”. Evet, saniyorum bir yirmi dakikaligina tutuklanmistim. Belki artik boyle bir kaydim var. Once yoktan bir kayit var ettiler, eminim sonra da her girisimde bunun hesabini soracaklar. Ve bu kayitlar da katlanarak gidecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3lonktB7OI/AAAAAAAAArc/wc16dHJTZjs/s1600-h/yesbutnobutyesbutnobut.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 150px; FLOAT: left; HEIGHT: 149px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438493054103317730" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3lonktB7OI/AAAAAAAAArc/wc16dHJTZjs/s200/yesbutnobutyesbutnobut.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Benim icin asil trajik ve hayal kirici olan, basiniza gelenleri anlattiginizda herkesin once buyuk bir saskinlikla karsilayip esefle kinar gibi gozuktukten sonra “ama” ile baslayip “cok fazla dusmanimiz…” [paranoyanin tum ulusa sirayeti], “2 saat ne ki, ben bir keresinde Amerika’da…” [bir baska paranoya birlesik devletlerine referans], “senin tipinde birine bunu nasil…” [lehime alenen ayrimcilik] seklinde devam eden, “ama” devamini pek dinlemedigim cumlelerin bizzat sivillerden gelmesi oldu. Hatta belki endise verir niyetiyle anlattigim resim hikayesini "aah evet, guvenlik teknolojisinde oldukca ilerideyiz" seklinde gelismislik uzerinden okuyan bile oldu. Hos burada herkesin kidemli bir asker oldugunu da unutmamak lazim. Iki-uc yil (kadin-erkek) askerlik yapan bu genc subaylar anlasilan tabii ki rahatsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasinda bana intikal eden paranoyayi tahmin edersiniz... Bir tiryaki olarak otellerde genelde sigara icilmeyen odalari tercih ederim. Havasi temiz yerde icmenin tadi bir baska olur :S Tabii dedektorlere dikkat. Bu yasadiklarimdan sonra sigaramin icine bile dedektor yerlestirilmis olabilecegini dusundugumden odada icmiyor, balkonu kullaniyorum. Ancak izlendigimden emin oldugum paranoyak bir aktivite icerisindeyim. Herhalde bir sonraki gelisimde buyuk bir istahla karsima cikarmak varken bugun paylasip zevkini kacirmazlar diye dusunuyorum, o nedenle gidebildigim yere kadar gidecegim. Ha bu arada Tel Aviv mutlaka gezip gorulmesi gereken oldukca guzel bir sehir :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7037593669100515660?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7037593669100515660/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7037593669100515660' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7037593669100515660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7037593669100515660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/02/anything-to-declare-yeah-dont-go-to.html' title='anything to declare? yeah, don’t go to…'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S3li-Xk8haI/AAAAAAAAArM/Hcjm9Xmenog/s72-c/a_manifest_for_nationalism.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2061924757085119419</id><published>2010-02-03T14:23:00.018+02:00</published><updated>2010-02-03T19:27:58.081+02:00</updated><title type='text'>kriminal ilham kaynaklari departmani</title><content type='html'>Gectigimiz gunlerde mutlulugu gozlerinden ve gulusunden tasan, habere konu olan hazin sonla birlikte olusturdugu kompozisyonla daha da yurek burkan resmiyle ucuncu sayfalari susleyen genc ve guzel avukatin evinde olu bulunmasi, emniyet guclerinden cok “reality show” medyasini alarma gecirdi. Envai cesit Ihtirasli sevgili komplolari kriminal birimlerden veto yemis olmali ki, bugun sanki daha once hic itham edilmemis gibi ifadelerine, goruslerine basvurulmus. Haberin Milliyet gazetesinde bugunku basligi ise okuyuculara, suc ve gizem dunyasinin henuz kilitli kapisinda denenmek uzere yepyeni bir anahtar hediye ediyor: “Farmville’deki 4 mezarin sirri ne?”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l-svZuVgI/AAAAAAAAAq8/5amHYLsuEQg/s1600-h/compositedahlia.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434013732502918658" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 160px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l-svZuVgI/AAAAAAAAAq8/5amHYLsuEQg/s200/compositedahlia.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslina bakarsaniz eger Sherlock Holmes, Agatha Christie, veya ne bileyim Murat Mentes filan okuduysaniz en basit gorunen suclarin bile altindan duzinelerce ketenpere cikabilecegi ihtimaline hurmet etmeniz cok normal. Merhumun olumuyle alakali olarak da; suc ve ceza seklindeki baslangic ve bitis noktalari arasinda entrikalarla orulu alemin mensubu olmasi, tehlikeli sularda gezen bir takim cete davalarinda direkt ya da dolayli roller almasi gizemin hakkini zaten teslim ediyor. Ustune olum sebebinin belirsizligini korumasi (eger cinayetse kusursuza yakin gozukuyor. dogada otopside ortaya cikmayan ve oldurucu etkiye sahip zehirli maddeler mevcut diye duymustum) cazibesine karsi konulmasi guc esrari daha da duman alti yapiyor. Peki ama bu Farmville mevzusu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gercekten bir mesaj olamaz mi? MTV yetkilileri New York’daki “unplugged” konser oncesi Nirvana grup uyelerine nasil bir sahne dekorasyonu istediklerini sormus. Kurt Cobain de kafasindaki dekoru paylasmis. Yetkililer sormus, “bir cenaze gibi mi yani?”. Cevap: “Evet”… Sonuc da ezberimize kazinmis o mumlarla cevrili sahne. Zaten bu Cobain’in sonsuzluga yolculuk egiliminin ve ileriye donuk planlarinin tek sinyali degil. Yazilan onca kitap, cevrilen onca film de bunlari ifsa etme derdindeydi. Daha yuzlerce vaka vardir, sadece bir ornek olsun diye verdim. Farmville de –eger vak’a intiharsa- pekala bir mesaj araci olabilir. Yoksa rahmetli sadece kendini fazla kaptirip siber alemde yarin olecekmis gibi oteki dunya icin calisip, bir aile mezarligi mi tesis etmek istedi? Ya da bu mezarliklar gercek hayatta nefret ettigi dort sahisa ithafen mi kazildi? Kim bilir nedir, belki hicbir seydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l9spOo4RI/AAAAAAAAAqs/oT5qaXey6A4/s1600-h/deer_leaders.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434012631334183186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 199px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l9spOo4RI/AAAAAAAAAqs/oT5qaXey6A4/s200/deer_leaders.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ancak yeter, ne olur artik bir sanal eglence oyuncagi da cinayet araci, intihar sebebi, ya da bunlarin icinde aktif/pasif bir rol sahibi olmasin. Gercekse de lutfen biz bilmeyelim. “Olum” gibi derin ve sonsuz bir olgunun bu kadar dunyevi araclarla yuzeysellestirilmesi, bu kadar zevksiz yollardan estetize (!) edilmesi –ki cogunlukla asli da olmuyor- medyanin midesizliginden baska bir sey degil. Yok asli varsa da boylesine ciddi bir mevzunun medyumu olarak Farmville'i secmis intihar/cinayet maktulunu bu dunyadan kocaman ayipliyorum. Daha kalici eserler birakabilirdi arkasinda. Veya Farmville, daha bu dunyadan, daha buraya ait anlamli mesajlar icin kullanilabilirdi. Hayir resimdekini kastetmiyorum :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaokuldayken sise cevirme oyunuyla baslayip kizlardan birinin ailesi tarafindan derin bir kuyuya ugurlanan, sonra cesediyle geri donen gencin haberini hatirlarim. O gunden bugune intihar ya da ihtiras-namus cinayeti haberlerinin icinde bir yerde telsiz mi (break break) olmadi, cagri cihazi mi olmadi, sms mi olmadi, e-mail mi olmadi, artik o donem hangisi populerse (mirc-icq-msn) sohbet programlari mi olmadi, facebook’un mu olmadi… Zaten dunyada “sevgilisinin sifresini bilme” orani en yuksek ulkenin Turkiye oldugundan hic suphem yok. Izinsiz igdis edilen ozel alanlardan intihar, cinayet, katliam, catisma, ne ararsaniz o cikar. Siber-psikopatinin en yuksek oldugu ulke olma konusunda da kuskusuz acik ara onde oldugumuz [anketlerden, yorumlardan, katilimdan biliyoruz] dusunuldugunde, bu pek de sasilacak bir durum degil. Ama her cilginlikla cildirmak zorunda miyiz? Bir seyi de tadinda birakmayi becersek olmaz mi? Olmaz, o zaman hersey fazla "normal" olurdu. Farmville yeterince populer degilmis gibi, simdi artik yeni kullanim amaciyla ortalik mesaj tarlasina doner. Sonra bir baska populer dalga cikip binlerce hektarlik Farmville alanini telef eder. Bakalim o ne gibi haberlere vesile olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l-1dizOyI/AAAAAAAAArE/te51shDXMng/s1600-h/stop-cyber-crime.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434013882327972642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 259px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l-1dizOyI/AAAAAAAAArE/te51shDXMng/s320/stop-cyber-crime.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2061924757085119419?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2061924757085119419/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2061924757085119419' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2061924757085119419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2061924757085119419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/02/kriminal-ilham-kaynaklari-departmani.html' title='kriminal ilham kaynaklari departmani'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S2l-svZuVgI/AAAAAAAAAq8/5amHYLsuEQg/s72-c/compositedahlia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4934951873565612027</id><published>2010-02-01T16:05:00.004+02:00</published><updated>2010-02-01T16:13:08.822+02:00</updated><title type='text'>bu mudur?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2bf-0xOmtI/AAAAAAAAA1E/tQeTarufalg/s1600-h/imagine.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433276270879087314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2bf-0xOmtI/AAAAAAAAA1E/tQeTarufalg/s320/imagine.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4934951873565612027?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4934951873565612027/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4934951873565612027' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4934951873565612027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4934951873565612027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/02/bu-mudur.html' title='bu mudur?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2bf-0xOmtI/AAAAAAAAA1E/tQeTarufalg/s72-c/imagine.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3611476770807474792</id><published>2010-01-29T10:22:00.009+02:00</published><updated>2010-01-29T17:59:52.463+02:00</updated><title type='text'>rip zinn</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Kitaplar yalnız kralların adını yazar.&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;kim yapmış Babil’i her seferinde?&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Bertolt Brecht&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hani sık sık başvurulan bir afrika atasözü vardır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"arslanlar kendi tarihçilerine sahip olana kardar avcılık hikayeleri her zaman avcıyı yüceltecektir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;howard zinn, işte o aslanların tarihçisi idi. egemenlerin, tarihte egemen olanların yazdıkları / uydurdukları masalların değil, toplumsal tarihin ve dolayısıyla bugünün peşindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün kaybettik. gerçekten, kaybettik..literally.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şubat ayı içerisinde zinn'in yazdığı ve genco erkal'ın sahnelediği "marx'ın dönüşü"nü izleyeceğim. ne tuhaf!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2KbHcflYZI/AAAAAAAAA00/Au67aed0Jsw/s1600-h/howard+zinn.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432074652772295058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 270px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2KbHcflYZI/AAAAAAAAA00/Au67aed0Jsw/s320/howard+zinn.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3611476770807474792?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3611476770807474792/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3611476770807474792' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3611476770807474792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3611476770807474792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/rip-zinn.html' title='rip zinn'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2KbHcflYZI/AAAAAAAAA00/Au67aed0Jsw/s72-c/howard+zinn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4950208922581488483</id><published>2010-01-27T20:47:00.006+02:00</published><updated>2010-01-27T22:07:22.956+02:00</updated><title type='text'>hayvan hakkı yoktur çünkü...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;avcının dilemması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;az önce kumanda yine sürçtü ve ekranda bütün masumiyeti ve bütün yeşilliği ile yaban tv namlı kanal beliriverdi. şahsen ne balık avlamaktan anlarım, ne de başka bir hayvanı avladım bugüne kadar. hatta av eyleminden zevk alınmasını da -lafı dolandırmaya hiç gerek yok- barbarca buluyorum. ahlaki bir tercih yaparak vejetaryan olamıyorsam da, hayvan öldürmekten zevk alacak kadar da ileri gitmiyorum. av eyleminden hoşlanmayan et oburların yaşadıkları çelişkiler bir yana... yaban tv'de izlediklerimi aklım almıyor. bir insan vahşi hayvanları avlayıp, sayıları giderek azalan türlerin yok oluşuna gönüllü katkı sunup, öte yandan da doğa ve hayvan sevgisi dolu olduğunu nasıl iddia edebilir? (nasıl!? nasıl!? nasıl!?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dostum, doğrusu bu şimdiye kadar gördüğüm / duyduğum en mesnetsiz, arsız palavradır işte. avcı hayvanı, nazi museviyi ne kadar seviyorsa, o kadar sevebilir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431496148047873154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 266px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2CM-CdLxII/AAAAAAAAA0s/UH-Pri0yy_s/s320/vivisectionforbidden193.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;hayvanseverin dilemması&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;(bize) öte (allah'a) beri yandan,&lt;br /&gt;hayvanseverliğin doğrudan "iyi insan" olmakla bir ilgisi bulunmadığını, ya da hayvan sevgisinin insan sevgisine bir önkoşul olmadığını ispat eden bir kuple de adolf'tan geliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Killing animals, if it must be done, is the butcher's business. But to spend a great deal of money on it in addition....I understand, of course, that there must be professional hunters to shoot sick animals. If only there were still some danger connected with hunting, as in the days when men used spears for killing game. But today, when anybody with a fat belly can shoot the animal down at a distance....Hunting and horse racing are the last remnants of a dead feudal world.&lt;/em&gt; ~Adolf Hitler (Remarks made at Obersalzberg, quoted in Albert Speer's Inside the Third Reich, Chapter 7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukarıdaki satırları güvendiğiniz bir düşünürden duyduğunuzda kendinizi haklı ve güvende, ancak hitler'den okuduğunuzda ise "bir tuhaf" hissediyorsunuz. neticede, nazi partisinin bu ölümcül bakışlı lideri, insanlık tarihinin bütün karanlığını içerisine akıtıp kapağını sıkıca kilitlediğimiz &lt;em&gt;pure evil&lt;/em&gt; karakteri. öyle ki, hitler'in doğrusu ile kendi doğru bildiği çakışıyorsa, insan sahip olduğu fikrinden bir an önce kurtulmak istiyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayvan ve doğa koruma derneklerinin / hareketlerinin bir çoğu (bunlara militan örgütler de dahil, hatta en başta onlar var) bütün övgüyü ve desteği hak ediyorlar. ve fakat, sokak hayvanlarını önemseyip insanların yoksulluğunu / sefaletini görmezden gelen, hatta insan türünden nefret eden daha medyatik, üst sınıf &lt;em&gt;charity&lt;/em&gt; faaliyeti nitelikli diğer damar ise, taşıdığı niyet bakımından adolf'un yanındaki boş koltuğa oturuyor. sanırım mesele insan ve doğa ilişkisine bütünlüklü bakabilmekte. ya da hali hazırda böyle bir bakış mevcut ise, bu bakışın ideolojik ve politik olarak ne yönü işaret ettiğini doğru okumakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ya akıl başa ya devlet leşe&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;video çağında, evdeki sony betamax en çok da benim için çalışır, nereden baksanız haftada bir the deer hunter'ı (avcı) gösterirdi. seneler sonra tekrar izlediğimde, aslında filmin pek çok &lt;em&gt;sağcı&lt;/em&gt; mesajı olduğunu görüp, biraz burkuldum ne yalan söyleyeyim. çocuk aklıyla süzememişim tabii. yine de, avcı'nın yeri benim için apayrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus göçmenlerinin yaşadığı küçük ve karlı moscow kasabasında kankalarıyla birlikte neşeyle avlanan robert de niro -filmin teknik anlamda zirvesi ancak politik açıdan en sağdaki sahneleri olan- vietnam'da yaşadığı insanlık dışı zamanlardan sonra amerika'ya döndüğünde, yüksek çam ağaçlarıyla kaplı tepelerde saatlerce kovalayıp nihayet menziline aldığı geyiği öldüremez. geyiğin güzelim gözlerine bakar, ve tüfeğini indirir. artık hayatın değerini bilen bir adamdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yorcastuuguttubitruuuu&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4950208922581488483?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4950208922581488483/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4950208922581488483' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4950208922581488483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4950208922581488483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/hayvan-hakk-yoktur-cunku.html' title='hayvan hakkı yoktur çünkü...'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S2CM-CdLxII/AAAAAAAAA0s/UH-Pri0yy_s/s72-c/vivisectionforbidden193.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5983978381830144322</id><published>2010-01-25T12:01:00.005+02:00</published><updated>2010-01-25T12:24:01.862+02:00</updated><title type='text'>parc des princesses</title><content type='html'>Park etme sorunu yasayanlardan misiniz? Bu konudaki genel gozlemim, problem yasayanlarin artarak ilerleyen ozguvensizlik ve bir kez daha basarisizlik endisesiyle bu hadiseyi bir cig gibi buyuttugu yonunde olmustur. Hatta bu durumdaki fakat bu durumda oldugunu bilmediginiz birine co-pilot koltugundan vereceginiz tavsiyeler, gecmis birikimin hazirlamis oldugu stres ve altyapiyla beraber feryat, figan, hatta cirmikla karsilanabilir, alinganlik gostermeyin. Benim oncelikli recetem, pek cok kisinin yazacagi gibi once sakin olmak, biraz cesaretli olmak ve mutlaka geri geri park etmek. Ancak bir tane daha var; o da ses gelene kadar devam etmek. Lastik olur, cant olur, tampon olur, hasara yol acmayacak ancak ihtiyac duydugunuz isareti temin edecek siddette minik bir temas, bana kalirsa mukemmel bir park surecini hizlandirici, etkili bir unsur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak asil onemli olan, en basta iki arac arasindaki park mesafesinin yeterli olup olmadigini kavrayarak bu ise girisme ya da vazgecme secimini yapmak. Goz karari hesaplar kimi durumlarda yaniltici olabilir. Tum mesele dik bir ucgen olusturup Pisagor’a sukran belirtisi bir selam cakmakta. Tam bu noktada tum ihtiyaciniz olan, Londra Universitesi’nden Matematikci Simon R. Blackburn’un yardiminiza hizir gibi yetistirdigi hunerli, hayatinizi kolaylastirici ve uygulamasi son derece basit bir geometrik formul:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S11wkdI1ceI/AAAAAAAAAqk/3G2l6dr3SgQ/s1600-h/gr-parallel-formula-300.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 325px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430620497277972962" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S11wkdI1ceI/AAAAAAAAAqk/3G2l6dr3SgQ/s400/gr-parallel-formula-300.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Mükkemmel Park Etmenin Geometrisi, Simon R. Blackburn&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5983978381830144322?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5983978381830144322/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5983978381830144322' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5983978381830144322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5983978381830144322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/parc-des-princesses.html' title='parc des princesses'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S11wkdI1ceI/AAAAAAAAAqk/3G2l6dr3SgQ/s72-c/gr-parallel-formula-300.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-3872645560450477001</id><published>2010-01-18T08:38:00.019+02:00</published><updated>2010-02-04T10:42:15.859+02:00</updated><title type='text'>tek rakibi Hezarfen Ahmet Celebi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QCEUnxmvI/AAAAAAAAAqE/r8Q2Orprqqo/s1600-h/42500.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 132px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427965724166560498" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QCEUnxmvI/AAAAAAAAAqE/r8Q2Orprqqo/s200/42500.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Gecenlerde resimdeki Tarom Havayollarina ait sevimli ucaga ucuncu kez bindim ve benim icin artik klavyeye alacak kadar zevk ve heyecan dolu bir tecrubeye donustu. Halk arasinda “pirpirli” lakabiyla anilan bu bebek, Turkiye semalarinda da major olmayan noktalar aginda ucmustur diye tahmin ediyorum. Anne-babamin korku dolu ucus hikayelerinin basrolu de herhalde bu sakaci canavar olmali. Her ne kadar benim bindigim, 50 yolcu kapasiteli ATR 42-500 modeli 95 yilinda hizmete girmis olsa da, ATR 42 serisinin ilk ucagi 42-300, istikbaldeki debut’sunu 1984 yilinda yapmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QDc_-Ri7I/AAAAAAAAAqc/jHqEo_vnTd4/s1600-h/jimbo.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427967247632141234" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QDc_-Ri7I/AAAAAAAAAqc/jHqEo_vnTd4/s200/jimbo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Oncelikle, bu ucak (bundan boyle– yasitlarimiz beni anlayacak- Jimbo ismiyle anilacaktir) Boeing olsun, Air Bus olsun buyuk ve cok yolcu kapasiteli, daha karmasik teknolojili ucaklara gore daha guvenliymis. Herhalde komplikasyona yol acabilecek aksamlarin daha az, motorunun daha sade ve kucuk, pervanelerin de disarida olusu gibi nedenlerdendir. Dusme ihtimali, ya da gecmisteki kaza istatistigi agabeylerinin yaninda esamisi okunmayacak kadar dusukmus. Bu elbet rahatlatici bir bilgi. Lakin nasil rollercoster’a binerken olmeyeceginizi bildiginiz halde nabiz duvarini asiyorsaniz (ki burada dusuk bir ihtimal de olsa olme sansiniz hala rollercoster’a gore cok yuksek), bu ufaklik icin de olasilik hesabi ancak bir yere kadar rahatlatiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilkokul din derslerinde ogrenip sonradan unuttugunuz tum dualari harfi harfine hatirlatma yetisiyle diyanet islerine yatkin bir makine, Jimbo. Kalkis anindan itibaren mutemadiyen yercekimiyle mucadele halinde gecen bir yolculuk... Bilmiyorum bilimsel olarak mumkun mudur ama, arada ufak irtifa kayiplari yasadigimiza eminim. Inis de sanki tertip edilmis planli bir organizasyonla istem dahilinde degil, ucagin yercekimine nihayet pes etmesiyle gerceklesen bir eylem gibi geliyor. Kalkista da, canim benim, ayaklarini yerden kesene kadar telef olacak gibi oluyor yavrucak. Hani varis noktasina soyle cila gibi bir otoyol cekilmis olsa, hic ucma zahmetine girmeden yerden gider diye tahmin ediyorum. Ancak tam “ucamadi garibim, vazgeciyor herhalde” dediginiz anda, kendisinden beklenmeyen bir yukari-itmeyle tekerleklerini yerden, aklinizi da kafatasinizdan kesiyor. O zeminden kopus anini diger ucaklarinkinden cok farkli buluyorum, herkese tavsiye ettigim muthis bir eksperiyans (bu kelime Turkce’ye girse ne olur? cok hosuma gidiyor :S). Ayrica minik govdesi darbe emici bir kutleye sahip olmadigindan hava akimlarini da birinci kanattan hissediyorsunuz. Hani ters bir ruzgar ya da hava akimi olsa gokyuzunde alabora olacak gibi... Bir de gurultu meselesi var ki, cabrio ucakla gitseniz daha fazlasini duymazdiniz. Henuz bana vurmadi ama sonrasinda bas agrisi ceken cokmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besiktas- Uskudar motor hattinin tadini aldiktan sonra ayni mesafede vapur yolculugu –yemisim nostaljisini de, estetigini de, dokusunu da- hep sanci verici gelmistir. Iskeleden kalkisi, mesafeyi katettigi sure kadar yanasmak icin harcadigi sure, etc. Iste Jimbo’yu tanidiktan sonra buyukleri gozumde hantal bir burokrasiye tekabul ediyor. Cok pratik bir ucak. Kalkiyor, ucuyor ve iniyor. Kalkis ve inis icin izin istiyor mu ondan bile supheliyim. Pilot ve hostesler de Jimbo’nun teamulen “informal” yanlarindan gelen faydalari inkar ya da reddetmiyorlar. Murettebat oldukca genis davraniyor. Misal, daha tam yerlesmemisken motor calisiyor ve kervan yolda duzelir misali, hareket etmeye basliyor. Siz de el mecbur serilesiyor, toparlaniyor ve kemerinizi takiyorsunuz. Hostes deseniz pantomimi gereginden fazla ciddiye alarak gulunc duruma dusmuyor, hizli cekimde sabah jimnastigini gerceklestiriyor. El valinizinizi iceri almiyorlar. Bildiginiz sehirlararasi otobus misali gorevliye veriyorsunuz, bagaja koyuyor, yolculuk tamamlaninca da iner inmez bagaginizi aliyorsunuz. Agrisiz, sizisiz. Zaten hepi topu 12 kisiyiz, fazla zahmete ne gerek? *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QCMSbxeiI/AAAAAAAAAqM/E-AEGsf1QVA/s1600-h/bird_of_prey_flying_high.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 133px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427965861018303010" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QCMSbxeiI/AAAAAAAAAqM/E-AEGsf1QVA/s200/bird_of_prey_flying_high.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Evet yukledigi adrenalinle bu ucagi seviyorum. Ama en cok da bu yonunu, cihandan huzurlu izolasyonunu seviyorum. Islek hatlar arasinda ucmadigindan zaten az olan kapasitesinin cok daha altinda yolcusu olabiliyor. Diger buyuk hatlardaki dev celik kuslar, soyle bir bakinca mahseri andiran (gorduk ya) kalabaligiyla, birkac bin fit yuksekte, stratosferde dahi olsaniz size dunyanin cok kalabalik bir yer oldugunu bir an olsun unutturmuyor. Jimbo’da ise yerkureden ve onun sakinlerinden uzak, evrende yalniz bize ayricalikli bir yerdeymisiz hissine kapiliyorum. Boyle olunca sanki kutsal ve insanliga faydali bir yolculuk icin kader birligi yapmis 12 kozmonot gibiydik. Ya da uzun suredir turnede olan, artik birbirine tahammulu kalmamis ve iletisimi kopmus elemanlardan olusan kalabalik bir muzik grubu gibi (almost famous)... Ya da Isa'nin son yemegindeki 12 havari gibi... Ya da, bence biraz abartiyorum gibi :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Konudan cagrisimla, yakin gecmise ait ucusla ilgili bir anim aklima geldi. Gecen yil sampiyonluk icin ozel bir organizasyonla gittigimiz Denizlispor deplasmanindan donuste, yolcu sayisi gidistekinden fazla olunca [nasil oldu demeyin. 305 kisi gittik, 314 kisi donduk. Biri heyecandan dokuz dogurdu herhalde] kaptan isyan bayragini cekip hakli olarak ucagi kaldirmadi... Bunun uzerine “Ayi” lakapli Guven Abi tartismaya noktayi koydu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kaptan, murettebati indir! Kimseye ihtiyacimiz yok, biz kendimiz gideriz” :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-3872645560450477001?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/3872645560450477001/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=3872645560450477001' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3872645560450477001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/3872645560450477001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/tek-rakibi-hezarfen-ahmet-celebi.html' title='tek rakibi Hezarfen Ahmet Celebi'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S1QCEUnxmvI/AAAAAAAAAqE/r8Q2Orprqqo/s72-c/42500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5519533211932510051</id><published>2010-01-13T09:36:00.021+02:00</published><updated>2010-01-13T15:51:25.067+02:00</updated><title type='text'>mimar babam , android eniştem</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01--HXoWtI/AAAAAAAAAzc/KE1Prstzd6o/s1600-h/7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426132731646466770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01--HXoWtI/AAAAAAAAAzc/KE1Prstzd6o/s200/7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;şaşırmayı severiz değil mi? ("yeey!" seslerini duyar gibiyim) hayal ettiklerimizin hakikate dönüştüğünü görmek hepimizi büyüler (1. çoğul şahıs kullanarak itirazlarınızı daha ilk baştan engelliyorum). sinemanın geldiği yere bakın. avatar'da izlediğimiz fantastik dünya, neredeyse gerçek. oysa gösterişli teknik başarısı ile avatar, izleyende en fazla ve yalnızca gerçekmiş hissi uyandırıyor. bilgisayar ortamında yaratılan (takdiri hak eden) bir ürünün, gelinen son noktada gerçeğe ne kadar yakın olduğunu görüyor ve hayret ediyoruz. avatar'ın başarısı işte, tam da yarattığı bu hayret'te. gerçek olmadığını bilgimiz halde, sürreal'in bu gerçekçi sunumu dahi görselliği ile bizi ziyadesiyle tatmin ediyor. işte hoolywood'un, ya da bilgisayar ortamında yaratılan bütün o akıl dolu, masraflı ve şaşaalı işlerin ederi, sıradan izleyici için aslında bir anlık yanılsama karşılığı duyacağı tatmin kadar, ötesi yok. ben 11 lira ödedim ve buna deydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanoğlunun fantezi ile arasında duran çizgiyi ortadan kaldırmaya en çok yaklaştığı alan, tahayyül ve hakikatin estetik evliliği olan mimari. alan, yüzey, form... görebilir, dokunabilir sayısız yapı... aslında duyabilir ve koklayabilirsiniz de (çileklisini yapsalar tadına da bakılır :S). konstrüktivist veya dekonstriktüvist, modern ya da barok, estetik veya işlevsel, basit ya da karmaşık... hangi akımdan etkilenerek, hangi maksatla yapılmış olursa olsun, insan yaratıcılığının geldiği son nokta, onun mimari izlerinin içerisinde bir yerlerde. elbette, bilim kurgu ve mimarinin temas ettiği sayısız nokta var. bilimden -ve daha ziyade toplumsal olan'dan- feyz alan fütüristik ve kurgusal sanat ürünü, insanın var oluşu için merkezi bir öneme sahip mekansal düzenleme için de önemli bir ilham kaynağı. bilim kurgu ve mimari, araslarında doğrusal bir bağlantı olmasa da, aynı kaynaklardan beslenen ve birbirini çokça besleyen, ileri taşıyan, ancak aralarındaki mesafeyi ölçmenin mümkün olmadığı iki ayrı dal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02AKwRNljI/AAAAAAAAA0E/-COlB5-xpBQ/s1600-h/xseed40003.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426134048295458354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 142px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02AKwRNljI/AAAAAAAAA0E/-COlB5-xpBQ/s200/xseed40003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1995te tasarlanan x-seed 4000, muhtemelen ömrü hayatımızda göremeyeceğimiz bir mimari fantezi olarak varlığını sürdürüyor. kurgusal olarak, tokyo'da inşa edilecek. yaklaşık 4000metre yükseklikte, 6000 metre çapında ve yaklaşık bir milyon kişi barındıracak. iç iklimlendirmesi ise güneş enerjisi ile sağlanacak. tabii bunlar belirsiz bir geleceğin öngörüleri. proje üzerinde kuramsal çalışmalar sürüyor fakat, proje sahibi firma dahi bitiş tarihini 2110 olarak öngörüyor. bittiğinde gezendeki yegane tanrısal yapı olacak. tamamıyla insan işi olması ise, aslında insan ve tanrı arasındaki ilişkinin ilki lehine artık bütünüyle sönmesi anlamına geliyor. bol sebze yer, meyse suyu içer ve düzenli spor yaparsanız... belki temel atma törenini izlersiniz :S hiçbir zaman gerçekleştirilmese dahi yapılabilirliği düşlemek, buna kafa yormak, bir tür zihinsel egzersiz olmaya devam edecek. neticede aya gitmek için yapılan çalışmaların sağladığı ilerleme de, aya gitmenin sağladığından çok daha büyüktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01_Xn2OiTI/AAAAAAAAAzs/irW8kOnw1OU/s1600-h/300px-Try2004.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426133169861462322" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 113px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01_Xn2OiTI/AAAAAAAAAzs/irW8kOnw1OU/s200/300px-Try2004.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;öte yandan, daha gerçekçi ve görece affordable mimari fanteziler de yaşamıyor değil. tokyo körfezi için düşünülen Shimizu* TRY 2004 Mega-City piramidi bunlardan biri... yaklaşık 750.000 çalışkan japon'a ev sahipliği yapması düşünülen piramidin taban alanı 8 kilometrekare, yüksekliği ise 2000metrenin üzerinde olacak. enerji kaynağı ciddi bir sorun. kömür sobası kullanacak halleri yok, doğalgaz da henüz japonya'ya gelmemiş :S İlk etapta düşünülen kaynak &lt;em&gt;yosun&lt;/em&gt;. bunun yanında binanın dış yüzeyine yerleştirilmesi düşünülen dev paneller sayesinde rüzgar ve güneşten de faydalanılacak (geleceğe dair bütün planlarımızda güneşe yaslanıyor gibiyiz). şu an için henüz araştırma ve kimi temel testlerin yürütülmesi aşamasındayız. görünen en büyük sorun, malzemenin ağırlığı. aşılması için de &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Carbon_nanotube"&gt;karbon nanotube &lt;/a&gt;konusunda ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. şimdi kemelerinizi bağlayın ve sıkı durun, yapının kısmi de olsa ilham kaynağı hepimizin yakından tanıdığı bir kült, 1982 yapımı blade runne&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01_44c6d1I/AAAAAAAAAz8/5iRUUP7cUnk/s1600-h/tyrell_corp.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426133741254375250" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 103px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01_44c6d1I/AAAAAAAAAz8/5iRUUP7cUnk/s320/tyrell_corp.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;r! filmde sık&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01_r5_7hDI/AAAAAAAAAz0/7p8WruTbIDs/s1600-h/tyrell_corp.jpg"&gt;&lt;/a&gt;lıkla görülen tyrell corporation merkezi, TRY 2004 için estetik bir başlangıç noktası oluşturuyor. bilim kurgu ve mimarinin iç içe geçtiği daha büyük ölçekli bir örnek olduğunu sanmıyorum. fizik ve materyal sorunları çözülürse, 2030larda temel atılması bekleniyor. daha detaylı bilgi, proje üzerine belgesel çekimi de yapan discovery channel web sitesinde &lt;a href="http://dsc.discovery.com/convergence/engineering/pyramidcity/interactive/interactive.html"&gt;mevcut&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02CEjE_XpI/AAAAAAAAA0M/c2Tr97pZfEY/s1600-h/capitalism.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426136140698574482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 162px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02CEjE_XpI/AAAAAAAAA0M/c2Tr97pZfEY/s200/capitalism.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bu tip uzun vadeli, masraflı ve cüretkar projelerin alan kıtlığı çeken ve teknik gelişiminin öncüsü olmayı elden bırakmayan japonya'dan çıkmış olması tesadüf değil. aslına bakacak olursanız, her iki yapının da piramid formu nedeniyle toplumsal katmanları arasında sınırları net çizilmiş, geçişsiz, dikey ve otokratik bir iktidarın hüküm sürdüğü disütopik bir geleceğe göz kırpıyor olması biraz ürpertici. japon toplumunun biat ettiği "çalışmayı kutsamak" kültürü, nazi iktidarının da önemli bir düsturu idi. kapitalizmi karikatürize eden -dipte ağırlığı taşıyan paryadan yukarıda monarşiye doğru daralan- klasik piramid çizimi, ya d&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02R5tISSWI/AAAAAAAAA0k/gQ0byHbUWnY/s1600-h/chichen-itza-mexico.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426153546604235106" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 120px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02R5tISSWI/AAAAAAAAA0k/gQ0byHbUWnY/s200/chichen-itza-mexico.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;a tanrısal firavunlar için antik mısır'da ve avrupa işgali öncesi amerika'da inşa edilen kutsal ve kudretinden sual edilmez pramitler ile geleceğin yapıları için tasarlanan biçimin aynı olması, tesadüften öte bir anlam taşıyor. piramit, geometrik biçimi ve uzamda kaybolur görüntüsü nedeniyle her daim mutlak iktidari temsil etti. keops ve chichen itza'nın taşıdığı hakimiyet, kudret ve parya üzerindeki ezici etki, geleceğin görkemli yapılarında da sürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02CnCZ3J3I/AAAAAAAAA0U/RoEN_nAqcvw/s1600-h/fostergianttower.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426136733223167858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 149px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02CnCZ3J3I/AAAAAAAAA0U/RoEN_nAqcvw/s200/fostergianttower.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kendi içerisinde bir habitat olma iddiasını taşıyan , kendi kendine yetebilen ve bu anlamda bir kent olma iddiasına sahip mega yapıların dönemi aslında başladı bile. mega yapıların şöhretli mimarı sir norman foster'ın moskova'daki crystal island'ı bittiğinde dünya üzerindeki en büyük yapı olacak. bu yapının en ciddi iddialarından biri ise sürdürülebilirlik. crystal island "nefes alan dış yüzeyi" ve spiral biçimi sayesinde enerji tasarrufu sağlamanın yanında kendi solar enerjisini de üretecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başınızı yastığa koyup gözlerinizi tavana diktiğinizde dilediğiniz karanlık geleceği düşlemekte özgürsünüz. ortağımın 2010a adım atışımız sebebiyle andığı distopyalara iki ekleme de ben yapayım. george orwell'in 1984ü sene itibarı ile geçti, yırttık. ancak brazil, hala önümüzde bir yerlerde.. yukarıda bahsi geçen kent-piramitler siyasi olarak belirsiz bir geleceğe ait olsalar da, en azından insanın çevreyle mücadelesini barışçıl yollarla sonlandırmayı öngörüyorlar. gezegen üzerindeki tahribatı kendimizi ondan soyutlayarak engellemek dahi, onu bütünüyle yıkıma uğratmaktan çok daha iyi bir tercih.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;şimdi bu tarafa bakın...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426137558469146642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S02DXEr1eBI/AAAAAAAAA0c/9MQ02UkUe1Q/s200/visible-pyramid.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;I own you...&lt;br /&gt;hmmm... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5519533211932510051?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5519533211932510051/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5519533211932510051' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5519533211932510051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5519533211932510051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/mimar-babam-android-enistem.html' title='mimar babam , android eniştem'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S01--HXoWtI/AAAAAAAAAzc/KE1Prstzd6o/s72-c/7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8297489296426579618</id><published>2010-01-12T14:38:00.001+02:00</published><updated>2010-01-12T14:40:15.005+02:00</updated><title type='text'>korku cagi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0xtmlGPsfI/AAAAAAAAAp8/OSQWq3OuQ1M/s1600-h/albertcamus.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 158px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425832160635367922" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0xtmlGPsfI/AAAAAAAAAp8/OSQWq3OuQ1M/s200/albertcamus.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;17. yuzyil, matematigin cagiydi, 18. yuzyil doga bilimlerinin, 19. yuzyil ise biyolojinin cagiydi. Bizimkisi, yani 20. yuzyil ise korkunun cagidir. Simdi bana yanit olarak korkunun bir bilim olmadigi soylenecek. Ama bilimin bununla yine de bir ilintisi var, cunku bilimin son kuramsal ilerlemeleri onu kendi kendisini yadsimaya surukledi, uygulamada eristigi yetkinlik duzeyleri ise butun dunyayi yikima goturme tehlikesiyle karsi karsiya birakti. Ayrica korku, tek basina ele alindiginda, her ne kadar bir bilim sayilamaz ise de, onun bir teknik oldugundan kusku duyulamaz. Cunku yasadigimiz dunyada en carpici nokta, insanlarin cok buyuk bolumunun bir geleceklerinin bulunmayisidir. Oysa gelecege, olgunlasmaya ve ilerlemeye yonelik bir umut olmadan anlamli bir yasamdan soz edilemez. Bir duvarin onunde yasamak, kopekler gibi yasamaktan farksizdir. Gerek benim kusagimin insanlari, gerekse bugun isletmelere ve fakultelere girmekte olan insanlar kopekler gibi yasadilar ve yasamaktadirlar. Insanlarin onune duvar orulmus bir gelecekle yuz yuze yasamalari elbet ilk kez olmuyor. Ama insanlar daha once bu duvarlari sozun ve cagrinin yardimiyla asarlardi. Umutlarini olusturan baska degerlere atifta bulunurlardi. Bugun ise (kendilerini yineleyip duranlarin disinda) artik kimse konusmuyor, cunku dunya bize uyarilari, ogutleri dilekleri duymayan kor ve sagir guclerce yonetiliyormus gibi gozukuyor. Kisa bir gecmiste yasadigimiz yillarin sergiledigi oyun, icimizde bir seyi yikti. Ve bu sey de insanoglunun bir baska insanla insanligin diliyle konustugu takdirde, onca insanca tepkiler yaratabilecegine yonelik o sonrasiz guven duygusu. Insanlar arasinda surup giden uzun diyalog, artik kesildi. Ve diyalog yoluyla ikna edilemeyenlerin insanda ancak korku uyandirmasi da son derece dogaldir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Albert Camus, 1946&lt;br /&gt;“Ne Kurban, Ne de Cellat” Denemesi&lt;br /&gt;Combat Gazetesi &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-8297489296426579618?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/8297489296426579618/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=8297489296426579618' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8297489296426579618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/8297489296426579618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/korku-cagi.html' title='korku cagi'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0xtmlGPsfI/AAAAAAAAAp8/OSQWq3OuQ1M/s72-c/albertcamus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5428304117719015125</id><published>2010-01-10T13:45:00.015+02:00</published><updated>2010-01-10T21:59:40.571+02:00</updated><title type='text'>bu dünyadan bir osman geçti, kimin um'runda?</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;I’ve never yearned for anybody’s fortune&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;The less I have the more I am a happy man&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nX0VULB7I/AAAAAAAAAys/TZ53PK2tLNc/s1600-h/meanstreets.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425104520219396018" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nX0VULB7I/AAAAAAAAAys/TZ53PK2tLNc/s200/meanstreets.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;sokaklara tutkuyla bağlayım. aynı caddeyi bir aşağı bir yukarı ara vermeden defalarca yürüdüğümü bilirim. etrafımdan geçip giden insan kalabalığına aldırış etmeden, ama onların içerisinde olmanın zevkiyle dolaştığım çirkin mahalleleri seviyorum. üst üste binmiş biçimsiz tabelaları, paralel olduğuna emin olunamayan geniş, dar, uzun, ince sokakları, özensiz ve bakımsız mekanları iyi bilirim. sıcak motor kaputlarının üzerinde pinekleyen tembel kedileri severim. hangi ağacın dibinde köpek boku var, hangi köşeyi dönünce karşıma ters yönden bir araba fırlar, onu da hissederim. gürültücü esnafı, kahvedeki buruşukları, avare delileri, biçare şarapçıları filan tanırım. sohbetim ya da bir selamım dahi olmayabilir, ama yüzleri ezberimdedir. bakışlarımız zamanın birinde elbet karşılaşmıştır da, yabancılığımızdan taviz vermemişizdir. binaları gözlerim... 70ler ve sonraki 20 senede rant kaygısıyla alelacele dikilmiş ucubelerle önceki dönemin mimar imzalı estetik yapılarını gözümü dahi kırpmadan ayırırım. piçlerden kaçarım. uğursuzlardan, çakallardan ölesiye nefret ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse işte, bu sokaklar - o beton- herkesten önce şarapçılarındır. kedilerin, ve ş&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nX8-kwCnI/AAAAAAAAAy0/paBCTcK-Jl0/s1600-h/joseph_ntensibe_homeless.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 144px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425104668733737586" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nX8-kwCnI/AAAAAAAAAy0/paBCTcK-Jl0/s200/joseph_ntensibe_homeless.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;arapçıların... ankara'da mesela, bir taytıs vardı. abi kardeş yüksel caddesi'nde yaşarlardı. taytıs'ın abisi, bir bıçaklama olayında öldü gitti. ardından ağlayanı olmuş mudur bilmiyorum. taytıs - yüzü ve kafası her zaman yara bere içerisinde- enfeksiyonlu yaşamanı bir süre daha sürdürdü. belediye kış gecelerinde yatacak yer dahi sağlıyordu, yazın da inkılap sokak'a attığı açık hava yatağında idare ediyordu. geçen sene ölmüş. hayatı boyunca ne aşı olmuş, ne ilaç almış, ne sıkma portakal suyu içmiş ne de sağlıklı denebilecek diğer şeylerin yanına yaklaşabilmiş bir adamın zaten daha uzun bir ömür sürmesi beklenemezdi. erken gitti diyemiyorum. şarapçıydı, ölüverdi... taytıs'ın adını anıyorum ki, ondan geriye hiç yoksa bir iz kalmış olsun. yaşayan kimsenin anmayacağı zavallı adamın adı (gerçek ismi neydi acaba?) bari burada tozlansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nYNbH81XI/AAAAAAAAAy8/IAtdWCFjqqs/s1600-h/Homeless-MixedMedia.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 148px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425104951275476338" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nYNbH81XI/AAAAAAAAAy8/IAtdWCFjqqs/s200/Homeless-MixedMedia.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;kıbrıs şehitleri caddesi'nde bir osman yaşardı. hakkında türlü hurafeler vardı. zamanında çok zenginmiş, iyi tahsilliymiş ama aşk meşk meseleleri deli etmiş osman'ı. içkiye vermiş kendini de, uyanık akrabaları bu zavallının neyi var neyi yoksa almış elinden. aslını astarını bilmiyorum, zaten hiçbir önemi de yok. sokaklarda yaşayan binlerce insanın kim bilir nasıl yürek burkan hikayeleri var... osman işte, kafası 24 saat iyi yaşayıp gidiyordu garibim. mal varlığı pilli bir cep radyosundan ibaretti. ara sıra dellenip haykıra haykra ağlar, kimi zaman da neşeli türküler tuttururdu. doğrusu ankaralı yoldaşı taytıs bile aklı başında kalıyordu yanında. osman'ı bir dakika ayık görmedim ben, belki de bana tesadüf etmedi o hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;osman ölmüş. kasım sonlarında bir gece kimselere duyurmadan sessizce göçüvermiş. o anın gerçekte nasıl olduğunu da kimse anlatmıyor. kanser miydi, siroz muydu, araba mı çarptı bilmiyorum. zaten bir önemi de yok. tıpkı taytıs gibi, tükenmiş bedeni -bizlerle kıyaslandığında- henüz erken bir yaşta iflas bayrağını çekivermiş. cumartesi öğleden sonra, yaşarken en sık görüldüğü yerde, mahmut esat'ın girişindeki anlamsız boşlukta anması yapıldı osman'ın. ya yky'nin duvar dibinde demlenir ya da halk bankası'nın önünde ağlardı kimsesiz... lokma döküldü, konuşmalar yapıldı, bir orkestra dahi vardı. sokaktan yoldaşları, benim gibi uzaktan tanıyanları, ve ne olduğunu anlamaya çalışan meraklı teyzeler... hepimiz oradaydık. şarkılar dinledik, lokmasını yedik, fotoğraflarına baktık. osman'a son bir selam çaktık.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425105491614052658" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nYs4CtMTI/AAAAAAAAAzE/RTVyEqGkAb8/s320/osman.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;r.i.p. osman boy&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5428304117719015125?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5428304117719015125/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5428304117719015125' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5428304117719015125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5428304117719015125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/bu-dunyadan-bir-osman-gecti-kimin.html' title='bu dünyadan bir osman geçti, kimin um&apos;runda?'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0nX0VULB7I/AAAAAAAAAys/TZ53PK2tLNc/s72-c/meanstreets.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1779500108219201411</id><published>2010-01-09T23:39:00.008+02:00</published><updated>2010-01-10T00:32:33.023+02:00</updated><title type='text'>itirazim var</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j3ysayktI/AAAAAAAAApk/JD7F8IN8PQ4/s1600-h/cult.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424858201456808658" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j3ysayktI/AAAAAAAAApk/JD7F8IN8PQ4/s200/cult.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ortagim nostalji demisken, ben de nostaljiden hareketle kimi icraat ve icracilarin en faal donemlerinde dislanirken surec icinde klasiklesmesi, ya da kultlesmesini desmeyi planliyordum. Bulent Somay “Tarih’in Bilinc Disi”nda populer kultur kavramini kirk yarmaya calisirken, olgunun daha ziyade avama ait oldugunu, bir donemin avam olusumunun da ileriki donemlerde bir kultur ve entelekt iddiasi haline gelebildiginden bahseder. Bu noktada Shakespeare’in kendi doneminde agzi bozuk bir sokak edebiyatcisi olarak aristokrasi sinifinca hakir gorulurken, sonraki yuzyillara damgasini vurusunu, edebiyat ve sanat dunyasini yerle yeksan edecek ruzgarlar estirisini ornek gosterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okudugumdan beri bizdeki yansimalari uzerine dusunce balonlari sisiririm. Mesela ben kucukken Orhan Gencebay pesinen “arabeskci” yaftasi yemis, belli bir gusto sahibi olma iddiasindaki egitimli kesimce blokaj uygulanan bir isimdi. Simdilerde ise kult bir ikon desek abartmis olmayiz. Bir gelenekci ve yuzu batiya donuk TSM gurusu olarak babam Orhan Gencebay gibi oryantal orneklere hep burun kivirirdi, ama bugun o da hakkini verir. Veya bugun absurdlukleriyle buyuk ilgi ceken 70lerin bagimsiz b-movie’leri, fantastik yesilcam filmlerini filan dusunun, pek farki yok. Kesin olan bir sey degismeyen tek seyin degisim oldugu. Retro kavrami da aslinda bana kalirsa gelenekcilikten degil, bir tur dogal donusumun/devinimin urunu olarak karsimiza cikiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii gecmisten olsun camurdan olsun gibi bir durum olmadigini, kult kivamina gelen kisi ya da eserlerin mutlaka bir farkliligi, gulunclugu, saglamligi veya asiriligi olmali diye dusunuyorum. Aksi takdirde neden Cetin Inanc filmleri kult oluyor da, Ulusal Video’nun bayagi, emeksiz, inceliksiz filmlerine nur yagmiyor. Veya neden Orhan Gencebay’inkiler gibi detaydan kacilmamis, uflemeli, vurmali ve yaylilariyla kalabalik orkestralarca icra edilmis eserler tekrar su yuzune cikiyor da, Gokhan Guney gibi, Ferdi Tayfur gibi kuru ve dolambacsiz ajite arabeskciler tekrar ragbet yuzu gormuyor. Elbet bu surecin icinde nostaljiye dair bir seyler vardir. Belki gercekten yeni ve surekli degisen dunyaya adaptasyonun zorlugu ve gecmisi olabildigince estetize etme, bir tur “retroactive” kurgulama yoluyla gecmisi yeniden sekillendirme ihtiyaci, belki gecmise saplanti, belki bazi kisilerin gercekten icinde bulunduklari zamanin otesinde olmasi ve kiymetlerinin sonradan anlasilmasi, belki gercekten “emek” ve “altyapi” kavramlarinin buharlasmasindan mutevellit her alanda daha da vahimlesen calakalem isler, belki de sadece farkli olma motivasyonu. Ya da hepsinin karisimi. Ben en basta dunyanin giderek zevksizlestigi, dizayn duygusunun performans, maliyet ve fonksiyonellik gibi ozelliklere karsi agir bir yenilgi almakta oldugunu dusunenlerdenim. Bir gercek varsa o da: “Kati olan hersey... jolelesiyor”. Otuz yil oncesinde yapilmis perdeleri bir dusunun; ince iscilik, agir ve pahali materyal, rafine dizayn. Ha yikamak ve asmak icin en az iki kisiye ihtiyac vardir. Bir yandan gelisen tekniklerin kullanislilik ve mobilite boyutlarina yuklenip, esyalari ve insan uzerindeki yuku hafifetmesi de kacinilmaz. Hangisi daha iyi tartmak ve karar vermek zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j35x7EcMI/AAAAAAAAAps/pBdJ5mYwMtc/s1600-h/handmadelegend.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 148px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424858323193458882" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j35x7EcMI/AAAAAAAAAps/pBdJ5mYwMtc/s200/handmadelegend.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Simdi kultlesen figurler dedik ya, bunlar mumkunse ete kemige burunmemis salt silueti ya da ruhuyla geri gelsin. Herhalde Ilhan Irem buna iyi bir ornek olabilir; kendisini 20 yildir hicbir gorsel yayin organinda gormedim. Ama ille de ete kemige burunecekse hatirlandigi gibi kalsa, bugune uyarlanmis haliyle degil de gecmisten oldugu gibi bozulmadan gelse (burada sahneye Orhan Gencebay cikar) sikayetim olmaz. Ne yazik ki el yapimi ici bos efsaneler de var. Bu zorlamayla kahraman/fenomen yaratma, uzerine de bir guzel eglence kulturu bina etme samimiyetsizligini cok can sikici buluyorum. Kurgu dusmani degilim, ama boyle seylerin bir gercekliginin olmasi gerektigini dusunenlerdenim. 2000 lerin basinda NARO adinda Nuri Alco’yu kult bir figur olarak gecmisten cekip yasadigimiz gune geri getiren bir organizasyon vardi hatirlarsaniz. Yanlis anlamadiysam veya hatirlamiyorsam sanki var olan konjonkture politik bir gonderme mahiyetinde, mevcut duzeni temsil ettigi icin ikon olarak Alco’yu sectiklerini ifade ediyorlardi. Amaclarinin sonradan tanrisal bir tavirla robdosambiri ve viskisiyle bar balkonlarindan kalabaligi selamladigi, adina partilerin tertip edildigi bir ikon yaratmak oldugunu sanmiyorum. Ama iste cilkini cikaracak birileri hep oluyor. Buna bir baska mahir ornek de Muslum Gurses (belli ki bu topraklarin gercegi "arabesk"ten kacis yok ve bastirilan unsur gumbur gumbur geri geliyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j5BsZbN3I/AAAAAAAAAp0/IXg-sb2rNyw/s1600-h/mg.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 199px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424859558660749170" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j5BsZbN3I/AAAAAAAAAp0/IXg-sb2rNyw/s200/mg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Kabul ediyorum, durusunda, tarzinda, soyleyis biciminde filan pek degisiklik yok; cogu acidan ayni “Muslum Baba”. Ama eger gercekten degeri sonradan anlasildiysa, onu eski haliyle, o muzikalitesi dusuk, birbirinin kopyasi fabrikasyon uretimi sarkilarla severlerdi. En beylik aforizma degil midir, “birini gercekten sevmek, onu oldugu gibi kabul etmek ve degistirmeye calismamaktir”. Bana kalirsa bu da nostalji ya da zamaninda esirgenen payeyi iade etmek filan degil. Bu acgozlu efsane yaraticilarinin, “camp” manyaklarinin belli kesimler icin zaten var olan efsaneyi bencilce donusturme, akil terazisi hepten yitik ve yonlendirmesi kolay bu adamcagizi kendi gecmisinden, kendisinden, gercek kitlesinden koparip bir oyuncak gibi alip yeniden sekillendirme, istedikleri gibi bicimlendirme hadisesidir. Aklanmaya calisilan bir kara “guilty pleasure” vak’asi. Mesrulastirmanin yegane yolu da genetigiyle oynamak. Rock sarkilari okutulur, dunya klasikleri Turkce soyletilir, bagir cagir eslik edilir. Isleri bittiginde de bir pacavra gibi kenara atiliverilir. Olan da Muslum Baba’yi tum ciplakligiyla, “kaybeden” haliyle oldugu gibi seven, onun gercekligine kanip bir tapinma eylemi olarak kendini jiletle dograyan gercek sevenlerine olur. Hic kendinizi uzmeyin, birilerinin de o derin kesiklerin hesabini vermesini beklemeyin sevgili gercek "Muslum Baba"cilar. Unutmayin ki jilet, iyi gorunmektir :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1779500108219201411?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1779500108219201411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1779500108219201411' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1779500108219201411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1779500108219201411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/itirazim-var.html' title='itirazim var'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/S0j3ysayktI/AAAAAAAAApk/JD7F8IN8PQ4/s72-c/cult.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4779950239278454731</id><published>2010-01-07T14:04:00.005+02:00</published><updated>2010-01-11T10:17:22.231+02:00</updated><title type='text'>ah nerede o eski...uzay gemileri :S</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0XRbfxsJaI/AAAAAAAAAyc/pnQjdLBt8WU/s1600-h/12850_1257109260395_1009504274_806202_7370437_n.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423971596554216866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0XRbfxsJaI/AAAAAAAAAyc/pnQjdLBt8WU/s320/12850_1257109260395_1009504274_806202_7370437_n.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;babam bir koleksiyoner olduğundan belki...doğrusu babam kendi geçmişine sımsıkı bağlı bir koleksiyoner olduğundan belki, anılarımın son çeyreğinde yoğunlaştığı 20. yüzyıl'ın ortalarına ilişkin de hatırı sayılır birikimim var. hatta, bazı anıları çok fazla dinlemekten herhalde, kimi zaman gençliğimin gençlik cadddesinde kocaman amerikan arabalarını izleyip çoluk çocuk bütün mahalle sinemalara doluşup türk filmelerinde ağlayarak geçtiğini sanıyorum. o kadar da değil elbette. hala ispanyol paça pantolon, geniş yaka dar gömlek giyiyor; çorapta malbuş, gömlek cebinde birinci taşıyor olabilirim ama bu katiyen benim geçmişte yaşadığım anlamına gelmez :S&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;az önce yine babam, fi tarihindeki bir radyo programından, zeki müren'in dinleyicelerini "gözünüz yolda, kulağınız bende olsun... aziz dinleyicilerim" diye selamlamasından bahsedip, kısa dalgadan bir nostalji rüzgarı estirdi de, aklımda gaz lambası yanıverdi (pek tabii bizim zamanımızda ampül yoktu. ampül demişken, babama göre gelmiş geçmiş en önemli şahıs edison'dur). orhan pamuk'un benim adım kırmızısı'nın geçtiği 16. yüzyıl istanbul'unda bile, kara namlı kahraman çocukluğunun istanbul'una özlem duymuyor mu? okur ilk anda "lan daha fetih gerçekleşeli bir asır olmuş" diyor ama, mevzu başka sanırım. demek insan her daim uzak ya da yakın geçmişe özlem duymaya haiz. insanoğlu kültür birikimini oluşturduğundan beri geçmişe özlem duyuyor. demek en çok, belki de şahsi etkisinin en hafif olduğu, geçmişi sahipleniyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;neyse bu çok da önemli bir konu değil aslında. aklıma gelmişken, unutmayayım dedim. belki ileride blog'u açar bakar "ah ulan ne güzel yazmışız, şimdiki gençlerin alayı tırıvırı" derim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdi lütfen birisi atımı getirsin. garp memleketlerine sefere çıkıyoruz! :S&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(mehter marşı gir)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4779950239278454731?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4779950239278454731/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4779950239278454731' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4779950239278454731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4779950239278454731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2010/01/ah-nerede-o-eskiuzay-gemileri-s.html' title='ah nerede o eski...uzay gemileri :S'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/S0XRbfxsJaI/AAAAAAAAAyc/pnQjdLBt8WU/s72-c/12850_1257109260395_1009504274_806202_7370437_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-121090484560453241</id><published>2009-12-29T10:07:00.020+02:00</published><updated>2010-01-25T14:07:01.694+02:00</updated><title type='text'>3..2010..1......BOOM!</title><content type='html'>Turkiye siyasi gundemi bir suredir oylesine bulanik; saflar birbirine gecmis, herhangi bir gelisme ancak birkac mantik yurutme isleminden sonra degerlendirilebilecek kivama geliyor. Bir siyasi kanat, tum kamuoyunu alakadar eden bir konuda evrensel bir tavir sergilemeden once hasimlarini tartmak on kosuluyla siyasi reytingini ince hesap makinasina vurup stratejisini gelistirmeye kalkinca ortaya absurd tablolarin cikmasi kacinilmaz oluyor: CHP, Alevilerin sozcusu, AKP, din ust kimligiyle Kurt azinlik pastasindaki buyuk bir dilimin temsilcisi, Turk Solu da militarizm ve ekstrem milliyetciligin neferi olarak karsimiza dikiliyor. Etiket disi eylem de yok, reaksiyon da. Hicbir siyasi hamle belli bir konu icerisinde hakikat ve hakkaniyet namina ele alinmadigindan, birbirini gormeyen istasyonlarin takibi olanaksiz yildiz savaslarina donusmus gundem dinamiginin takibi, ortalama bir duyarliyi nakavt ediyor. Yurtta gelisen bir haber hangi zumrenin aleyhine isliyorken ona dusman safin lehine calisiyor, ayni dusmanin dostu buradan hangi payeyi alirken tum bunlarin disindakiler nasil gucsuzlesiyor, bir cok bilinmeyenli denklemler alemi... Siyasetteki daha once entrika dolu tabiatiyla ele aldigimiz japon kale retorigi eger bir miktar acik fikirli ve sorgulamaciysaniz sizi her safa muhalif, yani tum bunlarin disinda kalip iyice guc kaybeden tebaaya hapsediyor. Guneydogu karismis, kendi belirledigi standart isleyisin ve sinirlarin disina cikildigi an en hosgorusuz yuzunu gosteren sozde demokrasinin magduru ofkeli halkla guvenlik gucleri kafa goz girismis halde. Ankara’da sokaga atilmis Tekel iscileri, hakim duzen disi hicbir protestocu gruptan esirgenmeyen terorist muamelesinden kendi payina duseni aliyor. Basbakana gore yasanan eziyet tamamen “ideolojik”. Kiymetini bilin, bir "politika"cidan bundan daha absurd bir arguman duyamazsiniz. Askeri darbe mi sivil darbe mi kutuplasmasi kamuoyunu lastik gibi iki ucundan gerim gerim gererken, agaca cikip nasil inecegini bilemeyen, o belirlizlikte gecirdigi nevrozla pencelerini daha derine gecirmis kedi misali siddet de tirmandi, simdi nasil inecegini bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Szm7cMl8odI/AAAAAAAAApc/6w7baEytJio/s1600-h/out+of+control.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 265px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420569719608222162" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Szm7cMl8odI/AAAAAAAAApc/6w7baEytJio/s400/out+of+control.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Dunyadan da sayisiz emsal cikarmak mumkun. Lakin maksat birkac tanesini ele almak olsun, aperatifleri pas gecip sicaklara girelim. Kopenhag Iklim Zirvesi’nde tum kuresel isinma meselinin bir martaval oldugu fikrinden kendini alamayanlar veya bu afetten kendine pay yontmaya calisanlar dunya ikliminin gelecegine dinamit dosemeye devam ederken, protestocular, devletler erkani mutarekesinden cikamayan sonuclardan daha somut haberlere vesile oldu. Degismeyen sonuc; fiyasko. Bunun disinda, malum, adaletsizlik denizi aciktirir. Ancak acikmak icin de tok olmak gerekir. Dunyanin ac nufusuna artik tokluga giden en kestirme yol olarak esekler cenneti gosteriliyor. Baska baska… Hah, yaklasik 1400 mevtali Gazze saldirilarinin birinci yildonumunde Ortadogu’daki kaosa ve ic savaslar kupasinin cazibesine karsi koyamayan Iran da dorduncu torbadan katilmak uzere… Ruhlarina el fatihanin iki gun once sonsuzluga firlatilan dort protestocu uzerinde dagilma ozelligini kullanmak sizlere kalmis. Sadece birkac gunluk secme haberlerden bilanco bunlar, eger son on yila girissek karsiki kozmos yikilir. Neyse, tum bunlarin dunyanin 9 inch civisinin halen cikmakta oldugu disinda baglanacagi bir yer yok. Hal boyleyken, caktirmadan gelecek de geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Szm6LLpSFrI/AAAAAAAAApE/ifywp2hnui0/s1600-h/dys.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420568327784371890" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Szm6LLpSFrI/AAAAAAAAApE/ifywp2hnui0/s400/dys.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yil 2010… Su “decade” devirme fikri cok bunaltici. Ya da bana oyle geliyor. Bir onceki gecis asir, hatta milenyum devirme heyecaniyla arada kaynamisti. Fakat bu defaki yan unsurlardan arinmis dijit degisikligi tum tatsiz ve tuzsuzlugunu –bana- hissttiriyor. Ayrica bircok distopya filminin adres gosterdigi yillara halen zaman varken kokusmuslugun, kaosun ve teknolojinin hizina bakildiginda ongoruler hic de fena gitmiyor. Rollerball’a 8 yil -ki spor sahnesi gladyator arenasina benzeme yolunda tekinsiz adimlarla ilerliyor- District 13’e 10 yil, Total Recall’a 80 kusur yil (bu cok optimistik bir rakam; en fazla 30 yila oradayiz), Twelwe Monkeys’a 30 yil, Blade Runner’a ve Running Man’a da 9 yil kaldi. Isimiz felaket tellalligi degil. Dunya son devr-i guneslerinden tur aldi mi bilmiyorum. Ancak bu blog’un –son zamanlarda uzerindeki mevsimsel olu topragindan mutevellit karanligi ve zamansizlikla alakali intibak azligini bir kenara koyarsak- genel itibarla dunya derdine kaptirip kendi makarasindan taviz verecek bir yapisi olmadigini da az cok biliyoruz. Buna karsin, kavanoz dipli ve ekseni kayik uyur-doner hastanin durumunun pek icacici oldugu soylenemez. Onu bunu birakin da, yilbasinda ne yapiyoruz? Soyle Strange Days’deki yeni milenyum partisi muhadili bir yilbasi partisi icin Taksim’de bulusalim. Hayatta kalan saglar geceyi anlatir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yilin bu zamanlarinda siber aleme doktugumuz ortakligin ikinci sene-i devriyesinde bize de mutlu yillar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-121090484560453241?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/121090484560453241/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=121090484560453241' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/121090484560453241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/121090484560453241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/12/321011boom.html' title='3..2010..1......BOOM!'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Szm7cMl8odI/AAAAAAAAApc/6w7baEytJio/s72-c/out+of+control.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2142484269151141781</id><published>2009-12-28T09:43:00.006+02:00</published><updated>2009-12-28T14:40:40.397+02:00</updated><title type='text'>seneye görüşürüz</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SzhjFOSwbBI/AAAAAAAAAyU/ybB2-7jeYEM/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420191092927654930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 205px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SzhjFOSwbBI/AAAAAAAAAyU/ybB2-7jeYEM/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;başlıktaki espriye hiç girmeden, sanal teşhir/taciz uzvumuz facebook'ta gözüme ilişen bir iki şeyi paylaşacağım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1) herkesin bayıldığı, içmelere doyamadığı jagermaister nedir? (sosyal anlamda) tekila'nın alman muadili filan mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2) p.s. i love you filmine "hayran" bu kadar çok sayıda kadın olmasını kaygı verici buluyorum. hiç kimse böyle bir aşka özenecek kadar bencil olmamalı. tüyler ürpertici bir durum bu! sevgilim ölsün, ama beni sevmeye devam etsin...oldu! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3) yine aşağı yukarı aynı kitle şu sıralar avatar'a tapmakla, o masum aşka, muazzam doğa içerisindeki masum yaşama öykünmekle meşgul. kendisi her yere otomobille gidip karbon salınımında sınır tanımayan, içerisinden geçtiğimiz türk tipi alacakaranlık cinsel özgürlük kuşağı sayesinde -evvelce kendine biçilmiş kadın/erkek rolünün rüyası- aşk'a gündelik hayatında sırtını dönmüş, ve bunu kişisel bir başarı olarak gören söz konusu kişilerin; izledikleri, duydukları masallara kendilerini kaptırmaları bullshit'ten öteye bir arşın anlam taşımıyor. buyurun size mavi gezegen dünya; onu kurtarmak için debelenen, kendisini çevre davasına adamış insanlara katılın. hiç yoksa toplu taşıma ya da eco otomobil filan kullanın. buyrun size aşık olmak için milyarlarca aday, gidin ve birine varlığınızı armağan edin işte. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir AVM'deyiz. gece 01.00 seansı, salon tıka basa dolu. saat 03 olmuş, ara veriliyor. vatandaş haldur huldur gidip XL ebat pop corn alma yarışında...bollocks!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;p.s. herkese mutlu yıllar. ve fazla dağıtmayın, enjoy responsibilty.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2142484269151141781?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2142484269151141781/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2142484269151141781' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2142484269151141781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2142484269151141781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/12/seneye-gorusuruz.html' title='seneye görüşürüz'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SzhjFOSwbBI/AAAAAAAAAyU/ybB2-7jeYEM/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4413829490311140051</id><published>2009-12-21T16:31:00.017+02:00</published><updated>2010-02-04T11:43:48.444+02:00</updated><title type='text'>avm y cinema nazionale co. ltd. sti.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-G3hG63MI/AAAAAAAAAoc/3bkQIqDRYRs/s1600-h/hollywood-burning.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 134px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417697165088316610" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-G3hG63MI/AAAAAAAAAoc/3bkQIqDRYRs/s200/hollywood-burning.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Hollywood sinema sektorunun kuresel krizden kendi tok karnina dusen payi aldigi yolunda heryerde bir seyler okuyor, izliyoruz. Vay benim magdur sinemalarim! Benim gibi fazlasiyla realist birinin bu tip palavralara itibar etmesi hayli guc. Tipki isleri kotu gittigi icin Arnavutkoy’deki yalisindan Beykoz sirtlarinda bir villaya dikey “dusus” yasamis, yani dunyaligi halen ac dunya nufusunun hatri sayilir bir yuzdesini doyurmaya yetecek bir isadaminin derdinin gercekustulugu kadar gercek, ya da vice-versa. Herhangi bir calisanin ayda on bin liranin (bu sinira itiraz edene de itirazim olmaz) uzerinde maas almasini insanlik sucu addederken, uc trilyonla bes trilyon arasindaki fark, sahsen, otuz sekiz ayakli bir kirkayak haberi kadar siradan. Sinemaya donersek, yalan degildir; mutlaka istatistiki degeri olan reel bir dusus mevzubahistir. Velhasil beyaz perdede meramimizi anlatabilmeye yuzmilyonlarca yesil banknotun, istikbalden yolunu sasip gunumuze tesrif etmis goruntu teknikleri ve efektlerin basat kosul olmadigi kanisindayim. Tabii sinemayi da salt mesaj salonuna cevirmemek gerek; bu baglamda sanata elbette sinir konmaz. Ama musriflige de bir hudut cizmek lazim gelmez mi? Dunya cevresinde devriye atabilecek uzunlukta kirmizi halilar dokutmaya muktedir sinema yildizlari da birkac gizli kasanin unutulmus sifrelerini hatirlasin canim, nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-HXr9KHGI/AAAAAAAAAok/nsg6msjnoZE/s1600-h/cinemanationale.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 134px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417697717755976802" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-HXr9KHGI/AAAAAAAAAok/nsg6msjnoZE/s200/cinemanationale.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Hollywood endustrisindeki gerilemeye, ya da kuculmeye ekonomik kriz kadar ulusal filmlere yonelisin de saglam temeller attigi belirtiliyor. Tum dunyada ulusal sinema yukselen bir trendmis ve ucuzlayan teknoloji kabaran istahlarla birlesip simdiye kadar Hollywood takipcisi pek cok ulkeyi birer sinema panayirina ceviriyormus. Hollywood'a taarruz kesinlikle olumlu bir gelisme. Boylece uzun suredir Avrupa'dan Guney Amerika'ya, Ortadogu'dan Uzakdogu'ya bircok cografyada verilen sinema mucadelesine destek vermis olduk diyecegim ki, is bambaska ve saskinlik verici bir hal aldi. Bu evrimin cok daha sabirli, sindirerek ve yavas bir gecise sahne olacagini beklerken, hersey oldu bittiye geldi ve tepeden inme bir baska devrime daha imza attik. Eskiden alti salonlu sinema kompleksinin besinde dis kaynakli film olur, son salonda da yerli mutesebbis mutevazi bir film oynardi. Ulusal yapimlar birbirleriyle pek cakismadigindan, genelde sinehafizalara kazinan filmler olurdu. Ayrica altinci siradaki parsa dahi MGM aslaninin midesinde oldugundan, "bench"ten gelen bu filmler genelde yogun emek verilmis ve ince dokunmus islerden mutesekkildi. Bugun sinema salonlarindan ancak bir, bilemediniz iki tanesi ecnebilere ayriliyor, onlar da, eger cok kisir bir donem degilse, buyuk butceli dev produksiyonlar. Istedigimiz bu muydu bilmiyorum ama kendi hesabima fena halde icerdeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turler altinda ayni tornadan cikma, birbirinin kopyasi filmler silsilesi aldi basini gidiyor. Iki korku, iki ask, veya iki zevzek komedi filmi arasindaki yedi farki bulmak, mesela zaten sinsi bir yilan gibi gizlenmis uc farki bulmaktan en az iki kat daha zor. “Ask” temali filmler Yesilcam doneminde yillarca eskitilmis ask kliselerinin otesine gecmekte zorlaniyor. Aslinda zorlanmiyor, cunku verili formulleri bozmak zahmetine katlanmiyor. Insani androidlestiren ve Hollywood’da muhtemelen 15 yil once hayata gecmis bir takim dijital deformasyon teknikleri ithal edilmisken, cekilen korku filmine zahmet edip ici bos bir senaryo yazmamak olmaz. Biraz da zaten korkusuyla nam salmis dini ogeler sokusturdunuz mu mutant corbasi tamam. Film bir fikir ya da konu uzerine bina edilmis degil. Tur hevesiyle ve imkanlari kullanma oburluguyla yola cikilmis, sinema zevkini korlestiren bir dolu film... Memlekette sinema iyiye gidecek diye cektigimiz cile yanimiza ne oranda bir zahiyle zarar kalacak, bakalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-HhHmsSoI/AAAAAAAAAos/3qa5wHfYCyQ/s1600-h/mallcraze.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417697879796763266" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-HhHmsSoI/AAAAAAAAAos/3qa5wHfYCyQ/s200/mallcraze.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yeni sinema salonu trendinin, zevksiz bir heykeltrasin ozensiz ve acimasiz malasi kotucullugunde gunumuz vizyon dinamiklerini sekillendirdigini dusunuyorum. Salonlarin hapsolduklari alisveris merkezlerinin sadik mudavimlerinden bir Michael Winterbottom filmi talep etmesini bekleyemeyiz ya? Biz piyasa artigi meczuplar da toplansak 55 ekran bir sokak ustu sinema salonunu kurtaramayiz. Piyasa musterileri, yeni musterilerin davranislari da sinemayi degistirdi. Biri ornegin “Konsorsium” adli alisveris merkezinin sinemalari cok iyi dediginde beynime firlayan kanin tadi derhal agzima kadar ulasip damagimda kaliyor, tukurmek istiyorum. Sinema izleyicileri, en az farkli havalimanlarindaki duty free’ler kadar ayni sa(b)lonlar arasindaki mikroskopik farklari duyumsayacak kadar dikkatli ve ayrinticiysa, neden bu kadar kotu bir sinemamiz var? Konfora dair detaylara gomulen algi enerjisi bir miktar da beyaz perdenin arkasina yatirilsa diyecegim de, o zaman biz biz olmazdik… Kisaca isimiz ufacik, yakinda yutulmaya namzet tefecik salonlara, bu kitlikta kendini nimetin karesinden sayan/satan bagimsiz festivallere ve saireye kaldi. Uc kurusluk vizyon zevkimizin frekansi da acildikca acildi. Neyse, siz kulak asmayin bu zuppe bati ozentisine. Satirlari dolduran ifradda dilimin uzandigi tum mustesna kisi ve orneklere ozru bir borc bilir, sari cizmeli Earl aganin karma defterine yazdiririm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4413829490311140051?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4413829490311140051/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4413829490311140051' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4413829490311140051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4413829490311140051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/12/avm-y-cinema-nazionale-co-ltd-sti.html' title='avm y cinema nazionale co. ltd. sti.'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Sy-G3hG63MI/AAAAAAAAAoc/3bkQIqDRYRs/s72-c/hollywood-burning.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1567797826049768092</id><published>2009-12-13T19:43:00.012+02:00</published><updated>2009-12-13T21:04:35.755+02:00</updated><title type='text'>T.I.M.E.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyUppL93xxI/AAAAAAAAAoE/vOLPEq7Ipug/s1600-h/out_of_this_world.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414779914546562834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 164px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyUppL93xxI/AAAAAAAAAoE/vOLPEq7Ipug/s200/out_of_this_world.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir zamanlar TRT 2’de, babasi evrenin dunya disinda kalan bir cografyasinda ikamet eden ve onunla bir eskenar dortgen prizmasi vasitasiyla iletisim kuran, en onemlisi iki isaret parmaginin ucunu birbirine degdirerek zamani durdurma yetisine sahip bir kizin basrolde oldugu “Bu Dunyanin Disindan” adli dizi vardi. Bu diziyi izleyip de zamani durdurma hayalini kuran milyonlarca kisiden biri olabilirim, ancak bu ruyayi benim kadar taze tutan ve gerceklesmesine yaklastigina inananin olduguna pek sans vermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ozelligi suistimal ederek ne dunyayi ele gecirmek, ne de arkamdan cevrilen dumenleri kesfetmek icin degil. Hele kotuluklerin dusmani olup dunya halkinin bir mulku olmak icin hic degil... Hem kahramanlik mutlaka ve en az bir kisiyle doga/insan ustu yeteneginizi paylasmayi gerektiriyor ki, ne sirdasa, ne de bu yetenegi bir sir olmaktan cikarmaya asla ihtiyac duymazdim. Tamam, insan mutlaka kendinin yansimasini gordugu bir aynaya, ya da bir “oteki”ye ihtiyac duyar fakat zamandan zaman caldigim zamanlarda pek kendimde olmayacagimdan, bunda paylasmaya deger bir yan da gormuyorum. Kisaca ne insanlari alt etmek, ne de onlari yukseltmek derdinde degilim. Peki nedir tam olarak? Gayet safiyane bicimde uyku, biraz uyku. Kabul, bu sekilde hayatta birilerinin onune gecebilirim. Yani bunun pek adil olmadiginin ben de farkindayim. Ancak ne ben yargicim, ne de bu, yetenegin bir baskasinin eline gecmesi durumunda olabileceklerle olculdugunde dev bir kiyak. Yine de sahsim adina dev bir kiyak oldugunu inkar etmeyecegim. Yoksa neden bunca tutkuyla hayalini kuracaktim ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyUpwfkcIMI/AAAAAAAAAoM/3rJ212Ey0po/s1600-h/stoptime.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414780040067686594" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 188px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyUpwfkcIMI/AAAAAAAAAoM/3rJ212Ey0po/s200/stoptime.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Cocuklugumdan beri mecbur birakildigim istisnasiz tum edimlerde, eger uykumu alamamissam, zamani durdurmanin hayalini kurarim. Dusunun ki aksamdan kalmasiniz, onunuzde kurtlar sofrasinden hallice ve bir hayli zinde olmanizi gerektiren bir toplanti var. Soyle uc saatlik temiz bir uykunun sizi toplantiya nasil hazirlayacagini hayal edebiliyor musunuz! Veya sabaha kadar ders calistiniz ancak onunuzde ne kadar calissaniz da uykunuzu alamayan aklinizi almaya aday bir sinav var. 1-2-3, tip. Just like that!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yaklastigima inaniyorum cunku... Cunku en basta cok istiyorum ve bu ruyayi hicbir zaman kendi basina uyumaya birakmadim, hep benimle birlikte uyanik kaldi. Ancak Swimming With The Sharks (The Buddy Factor) filminde Kevin Spacey biz MTV ve mikrodalga jenerasyonunun sadece cok isteyerek bir seyi elde edemeyecegimizi, onu kazanmak icin calismamiz gerektigini ogretmisti. “Madem hayal kuruyorsun, fazlasini iste ve asla sinir tanima” sacmalagina mesafeyi de coktan koydum. Bunu belki anca inanmadigim, ya da aslinda gerceklesmesini istemedigim hayaller icin yapabilirdim. Neyse, ben de teklif ustunde calistim ve bir takim maddelerden feragat ettim. Herseyden once, kiz olmak gibi bir istegim yok :S. Uzayli olmak ya da dunyanin geri kalaniyla bag kurmak gibi bir gayem de yok; hic olmazsa dunya tanidigim bildigim yer :S. Zaman durmusken dokundugu kisiyi zamana dondurmek ya da canlandirmak opsiyonunu da kaldirttim. Mazallah ne kadar masum olduguma inansam da, sonucta cig sut emmisim ve kendimi taniyorsam zamani durdurup nefret ettigim insanlari uyandirmayi, bir guzel kafayi siyirmalarini seyre dalmayi iskalayabilecegimi sanmiyorum. Denklem cok basit: Oldugum haliyle bir ben, bir de en yalin sekliyle zamani -tek bir amac dogrultusunda- durdurma gucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyU37j0vBmI/AAAAAAAAAoU/m_gXrteCtvk/s1600-h/ld.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414795623351125602" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 197px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyU37j0vBmI/AAAAAAAAAoU/m_gXrteCtvk/s200/ld.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Isin bir de kendini bu yetenege kaptirma ve kotu sonuclariyla karsilasma riski var. Ornegin dogrudan iliski kurdugunuz, ya da kurmakla yukumlu oldugunuz zamanin fazlaca ilerisinde olmak gibi. Dusunun ki icinde bulundugunuz zaman size 25 yasinda olmanizi emrediyor, siz durdurdugunuz fakat sizin aleyhinize isleyen zamanlarin toplamiyla birlikte 30 yasinizdasiniz. Hayir, bu hic hos degil. Ne yaptim? En ince matematik modelleri ve hesap tekniklerini kullanarak, haftada 12 saatle sinirli bir zaman tahdidi koydurdum. Yilda yaklasik 25 gun, 15 yilda da bir yil eder ki, omur sonunda olusacak fark, yasi bir takim sebeplerle birkac yil kucultulmus insanlarla kiyasla az bile kalabilir. Peki ya uyku disinda bir amacla kullanacak olursam? Bunu da dusundum. Eger iki dakika icinde uykuya gecemezsem, operasyon iptal edilecek ve zaman kaldigi yerden devam edecek. Eh, saniyelik mudaheleler hayat degistirir, ,iki dakika hic de az diyebilirsiniz ama buna karsi da onlemim var. Esasen teklifte daha cok madde mevcut, fakat mukemmele yakin teklifimin (ya da rizamin) tamamini paylasacak kadar budala degilim. Su ana dek benim kadar hakkini vermisleri bilemem, ancak bu yaziyi okuyup da ayni ruyaya hallenecek rakiplerime buradan gozdagi veriyorum. "&lt;strong&gt;T&lt;/strong&gt;ime &lt;strong&gt;I&lt;/strong&gt;s &lt;strong&gt;M&lt;/strong&gt;y &lt;strong&gt;E&lt;/strong&gt;verything" ve biraz daha uyuyabilmek icin ona bir nebze hukmedebilmeyi herkesten cok istiyorum. Hersey hazir, geriye sadece hayalin gerceklesmesi kaldi. Nedense bu yaziyla daha bir yaklastigima inaniyorum ve biter bitmez deneyecegim. Sonucu bilemeyeceginiz icin uzgunum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1567797826049768092?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1567797826049768092/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1567797826049768092' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1567797826049768092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1567797826049768092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/12/time.html' title='T.I.M.E.'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SyUppL93xxI/AAAAAAAAAoE/vOLPEq7Ipug/s72-c/out_of_this_world.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-2526297371819742069</id><published>2009-12-04T16:42:00.008+02:00</published><updated>2009-12-04T17:36:12.833+02:00</updated><title type='text'>bir dinazorun açıları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SxkgBgLR02I/AAAAAAAAAn0/GVPJuh0Q2vM/s1600-h/humanhouser.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411391637451559778" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 151px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SxkgBgLR02I/AAAAAAAAAn0/GVPJuh0Q2vM/s200/humanhouser.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bazi konu basliklari altinda belirli acilara yogunlasan kimi insanlar bana hep tuhaf, genelde de sıkıcı gelmislerdir. Bunun basinda arac-trafik muhabbetleri geliyor. Konu basliginin kendisi cok sıkıcıdır ya neyse, bunlarin icinde “kaza”ci bir grup var ki baslarindan gecmis ya da sahit olduklari ister siradan olsun ister olumcul herhangi bir kazayi oylesine detayli, panoromik ve dort boyutlu (zaman boyutu olmazsa olmaz) aktarirlar ki; kazalar ve cinsellik arasindaki linki kesfetmeye ugrasan James Ballard ve onun isiginda David Cronenberg’i dahi golgede birakacak bir ilgi ve motivasyon sahibi olduklarini dusunuyorum. Bu aksiyon-macera sevdalisi grup genelde trafik cezalari alt basliginda da ayni heyecani tasirlar. Carptirildiklari, kiyisindan dondukleri, rusvetle siyrildiklari tum cezai durumlari oyle bir anlatirlar oyle bir anlatirlar, dur yahu burada otoriteyi kekliyor mu yuceltiyor mu anlayamadan, ne yapsam onune gecemedigim bir esneme hali alir goturur beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslinda buradan karsisindakinin sıkıntıdan bayildigini fark edemeyecek, belki sadece umursamayacak kadar kendi “text”ine odaklanmis insanlara gecis yapabiliriz. Hani o kendisinden baska hicbir seyin farkinda olmayanlar, iste onlar benim yasama uzuntum. “Interpasif” mekanizmalari sadece yayin yapmaya imkan tanidigindan, karsidan gelebilecek herhangi bir reaksiyonu duyumsamaya kapalidir. Bu gibilerin algilarini nasil degistirebiliriz, politik-dogrucu yanlisligimiz mi onlari bu hale getirdi, acaba incitici bir durustlukle gercekleri yuzlerine tokat gibi carpmali miyiz filan diye dusuncelere dalar giderim kimi zaman. Neden sonra sirf kendi asap sagligimiz izin baskalarinin mutluluguna kast etmenin etik olmayacagi sonucuna varir, hemen Roland Garros’un merkez kortunda final macina, ya da Wembley’de konsere ciktigimi filan hayal etmeye baslarim :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SxkgI900Z_I/AAAAAAAAAn8/YRpkQZjkR04/s1600-h/ConsciousExistence.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SxkgI900Z_I/AAAAAAAAAn8/YRpkQZjkR04/s200/ConsciousExistence.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411391765669505010" /&gt;&lt;/a&gt;Bilincli yapilan herseyin dogalligini yitirdigine inanmak ve bilincsiz sekilde sogumak bana ozgu bir durum degildir herhalde. Eger birisi yardimsever oldugunun bilincinde yardim ediyor (eylem deforme oldu bile gerci), ustune bir de bunu ovgu meselesi yapiyorsa, dilerse servetini bagislamis olsun artik kanimca yardimsever degil; sadece herkes gibi kimlik kartindaki bir haneyi, fakat herkesten farkli olarak goruntulu-efektli bicimde doldurmaya ugrasan biridir. Lanet olsun icimdeki bu insan modeline gudumlu ofkeye. Birakin da biz sizin karakteristiklerinizin farkina varalim, idiokratik davranislarinizin ayirdina kendiligimizden varalim, size ozgu hallerinizi secelim. Artik cok icmeniz mi, maceraperestliginiz mi, biyonik bunyeniz mi, nukteci kisiliginiz mi, is bitiriciliginiz mi her neyse gozumuze soktugunuz ozelliginizi biz tespit edelim, olmaz mi? En basiti, guzel bir kadin guzelliginin farkinda ve yasamindaki koordinat sistemini bu orijin uzerine kuruyorsa, hemenden tezi yok cirkinlesiyordur. Zaten bu durum kendi icerisinde paradoksunu dogurmuyor mu, veya burada bir mantik hatasi islenmis olmuyor mu? Bir kimse cok caliskan oldugunu ya da gereginden fazla calistigini iddia ediyorsa, onun kabul ettigi esik nerede kaliyor? Ontolojik olarak “caliskanlik” herhangi bir esigin varligini tanir mi? Eger kisi once limiti taniyor, sonra tanimliyor, ardindan da orayi coktan gectigini iddia ediyorsa yeterince caliskan olabilir mi? Neyse, bu insan zor is yahu. Yasam deneyimi suresince O’nun hakkindaki dosyalar biriktikce birikiyor. Arada firsat buldukca acmaya calisiriz. Ama su gercek, o keratasiz da olmuyor :S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinosaur jr.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-2526297371819742069?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/2526297371819742069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=2526297371819742069' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2526297371819742069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/2526297371819742069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/12/bir-dinazorun-aclar.html' title='bir dinazorun açıları'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SxkgBgLR02I/AAAAAAAAAn0/GVPJuh0Q2vM/s72-c/humanhouser.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-1714829230153971011</id><published>2009-11-30T22:09:00.003+02:00</published><updated>2009-11-30T23:01:55.876+02:00</updated><title type='text'>ankaragücüme gidiyor...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SxQx5xmTkjI/AAAAAAAAAxY/12zRnO94V8Y/s1600/kiki.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410003921015116338" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 245px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SxQx5xmTkjI/AAAAAAAAAxY/12zRnO94V8Y/s320/kiki.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; büyük bir şehirden, yine büyük ancak önceki ile kıyaslandığında "küçük" kalan bir şehre göç eden bir insan -misal ben- kendini ister istemez (özünde biraz da isteyerek) bu "görece küçük büyük şehirde" yaşayan insan topluluğundan biraz daha... hani nasıl diyelim avantajlı, belki çok az daha yukarıda hissediyor. bana olan şey tam da bu. &lt;div&gt;Aşağı yukarı beş sene evvel gerçekleştirdiğim ankara'dan izmir'e taşınma hamlesi bana daha büyük - ankara'ya atfedilen klişe sıfat ve nitelemelerle: gri, düzenli, kudretli, bürokratik, ürkütücü vs. - bir şehirden gelmiş yabancı bir adam olmanın zevkini tattırdı. hem elton john bir zamanların meşhuuur nikita şarkısını tam da bizim gibileri (ankaralıları) tanımlamak için yazmamış mıydı? :S &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üstelik -yani işte bu afili durumun üstüne- hayatımı hakikaten daha sevimli bir kent olan izmir'de geçiriyor olmanın keyfini de sürüyorum. yani doğrusu, galiba bir taşla iki kuş vurdum. eh, hiç de fena bir karar gibi görünmüyor değil mi?.. şimdi tutup ankara şöyle nazlı bir güzel özünde, izmir dünyanın en güzel şehridir mis kokar filan gibi yersiz sevdalı güvercin havalarına girmek istemiyorum. zaten girmeyeceğim de... şehirler üzerine yapılan ve tonla subjektif tanımla / betimleme ile bezenmiş genellemelerin hepsi deli saçmasıdır. itibar etmeyiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hakikaten, herkes bir kahraman arar. bana kalırsa, bu aranan kahraman biraz da kendimiziz. ya da daha doğru bir ifadeyle, bazen kendimizi kahramanlaştırmaya, kendi kahramanız olmaya filan çalışıyoruz. ya da ne bileyim, kendimizi bir parça olsun kahraman gibi görmeye, kimse tarafından fark edilmiyor olsa da bir &lt;em&gt;heroic act'&lt;/em&gt;in esas oğlanı olmaya özlem duyuyoruz. bahsettiğim kuvvetli bir narsizm eğilimi gibi görünse de uzaktan yakından alakalı değil. kendimi bazen superman gibi hissediyorsam ne olmuş?! abartacak bir durum yok bence :S&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bayram arifesinde gizli superman'ı olduğum izmir'den -kadim geçmişimi ve belki de daha öğreneceğim pek çok şeyi barındıran- &lt;em&gt;fortress of solitude&lt;/em&gt;'um ankara'ya kısa bir ziyarette bulunmak fena bir fikirmiş gibi gelmedi. ankara'da aklımı toparlayabilir, belki biraz tek başıma da kalıp orada bir yerlerde gizlenmiş dersleri öğrenebilirdim. ancak doğruyu söylemek gerekirse, orası yalnızlık kalesi olmak için biraz fazla kalabalık. fortress of solitude'un içerisinde hala dört buçuk milyon kriptonlunun yaşadığını görmek sanırım yalnızca benim değil, evrendeki bütün superman'lerin moralini bozacak bir durumdur. işte bu nedenle, ankarayı kriptonlulara bıraktım ve superman uniformamı ankara büyükşehir belediyesi'nin bütün &lt;em&gt;bulvar&lt;/em&gt; boyunca dizdiği çirkin aydınlatmalardan birinin tepesine öylece astım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;biraz yukarıda, insan kahramanı aslında biraz da kendinde arıyor -veya buna benzer birşeyler işte- zırvalamıştım ya, eğer o kahramanın içinizde olmadığını filan keşfederseniz de canınızı sıkmayın. hem superman muhafazakar bir karakter sayılmaz mı? fazla iyi, fazla güçlü ve neticede, can sıkıcı herifin teki işte. bu gezegen sevebileceğiniz ve varlığıyla sizi mutlu etmeyi sürdürecek &lt;em&gt;gerçek&lt;/em&gt; kahramanlar sunmaya devam ediyor. birini bulun yeter. yani bilirsiniz işte, martılar balıkçıları takip eder çünkü onlar şey düşünür... şey... yani şey...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdi gitmem lazım,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;manu maçı başlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;oğlum evde silah saklıyor,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve ben yalnızca bir postacıyım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ooh ah cantonaaa!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ooh ah cantonaaa!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-1714829230153971011?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/1714829230153971011/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=1714829230153971011' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1714829230153971011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/1714829230153971011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/11/ankaragucume-gidiyor.html' title='ankaragücüme gidiyor...'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SxQx5xmTkjI/AAAAAAAAAxY/12zRnO94V8Y/s72-c/kiki.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-4240677457815765791</id><published>2009-11-24T13:27:00.021+02:00</published><updated>2010-02-04T11:49:06.174+02:00</updated><title type='text'>gercege cagri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvDKxka8TI/AAAAAAAAAnc/BVmfeW1Cunc/s1600/ga_happiness.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 89px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407630367460618546" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvDKxka8TI/AAAAAAAAAnc/BVmfeW1Cunc/s200/ga_happiness.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Uc yil kadar once arkadaslar arasinda gelisen bir sohbette, gitar konusunda gecmiste oldukca ciliz bir atagim oldugunu, neden sonra hic uzerine gitmedigimi sesli bicimde sorgularken olaylar kisa surede gelisti ve elimde bir elektrik gitar, bir de kucuk amfi beliriverdi. Geriye kalan ara parcalari da yavas yavas temin ettim. Tamamdi, belki de artik yapanlari elestirmeyi bir kenara birakip onlardan biri olma zamanim -biraz gec de olsa- gelmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyle bir surece girmek, hem yol yordam ogrenmek, hem de yetersiz kalinan noktalarda yardim almak icin konuyu gonullu bicimde sosyal cevrelere tasimayi da yaninda getiriyor. Hayatinda bir donem veya halen gitarla iliskisi oldugunu bildigim herkesle muhabbetini cevirir oldum. Hatta metalci modeli uzun saclarinin yol gosterici isigi altinda daha once calmis veya caliyor oldugunu hic bilmedigim bazi arkadaslara dahi bos attim, hemen hepsi dolu tuttu. Ne cok denemis insan varmis yahu! Ama sarsinti gecirdigim nokta tam da burasi oldu. Gitarla istiraki olmus sahislarla yaptigim sohbetlerin ortalamasini aldigimda, ortaya ekipmanlarin evde tam kadro dekor gorevi gordugu, kenarda islevsiz bicimde oylece yattigi hazin bir tablo cikti. Cogu kisinin hevesi bir yerde tikanmis, atsan atilmaz satsan pekala satilir fakat ayip olur diye ya da kendilerine konduramadiklarindan satilmaz edevatlar artik ya sahiplerinin, ya da elektrik prizleri vasitasiyla topragindi. Bu desenin disina cikma konusunda kesin bir kararlilikla, manzaradan buyuk hicap duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvJ-zrnDaI/AAAAAAAAAns/ryw3Ykf4oTw/s1600/guitarzero.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407637858450607522" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvJ-zrnDaI/AAAAAAAAAns/ryw3Ykf4oTw/s200/guitarzero.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Gitari kiymetli arkadasim pesceyhan odunc vermisti. Hatta kalici bir heves tutturmam durumunda hibe bile etmisti. Yeter ki bu ise dort elle sarilsaymisim. Enstrumanin asigi bir muzisyen olarak, muzik asigi birine boyle comert bir teklifte bulunmasi onun misyonundan. Hem isin icinde yandas tarifesi vardi ve ileride belli mi olur birlikte “jam session”lar filan yapabilirdik. Peki ya canim ortagim? Hic usenmeden turlu zahmetlerle Fanatik gazetesine sarip sarmaladigi, yeryuzunun en sempatik ve kompak gitar amfisini iadesiz taahhutlu adresime kadar ulastiran vefakar ortagim? Evet, onlara karsi sorumlulugum vardi. Ve hayir, dedim ya ekipmanimin o insanlarinki gibi dekoratif objeler olarak kenara firlativerilmis, atil durumda olmasina izin veremezdim. Hemen gitari iade ettim :S Ortagima da amfiyi gondermek istedim ama 12 yillik zorunlu ev sahipliginin ardindan hazir elden cikarmisken tekrar geri alacak kadar enayi olmadigini belirtti. Ben zorla adresine gondermeyi bilirdim de, kurulan raki sofralarinda hep acikta kalan peynir tabagina zemin olusturacak daha iyi bir duzlem bulamazdim. Hem ne de yakisti uzerine dantel ortu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvDSlbbzHI/AAAAAAAAAnk/0XCjqT4yiJA/s1600/air_guitar.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 152px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407630501640653938" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvDSlbbzHI/AAAAAAAAAnk/0XCjqT4yiJA/s200/air_guitar.gif" /&gt;&lt;/a&gt;Tek kazancim bu saniyorsaniz yaniliyorsunuz; yepyeni bir hobi daha kazandim. Gitar penalari cok guzel birer koleksiyon nesnesiymis, kesfetmemle birlikte simdi koca bir kavanoz penam var. Gectigimiz milenyum Metallica’nin Inonu Stadi'nda verdigi konser esnasinda gitarist Kirk Hamett’in (R.I.P. :S) firlattigi penasi bir arkadasimin onune dusmustu. O da hic ilgilenmedigim halde neden bilmiyorum bana hediye etmisti. Penalarin arasina karisti, simdi hangisi bulamiyorum. Hah, az kalsin girisimin bana kazandirdigi ticari zekayi atliyordum. Ilk donemlerde enstrumana hallenen bir yeni yetmeye gitari ederinden yuksek bir rakama okutmak uzereydim ki, pesceyhan'in o bugulu gozleri ve sitemkar bakislari zihnimde canlandi, vazgectim. Ama kesin olarak gitar alim-satim isine giriyorum, deli para var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Philip K. Dick&lt;br /&gt;‘2012&lt;br /&gt;:S&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Not: Yukarida yazilanlarin gercekle ilintisiz salt bir kurgudan ibaret kalabilmesi icin yazar calismalarina devam ediyor. Yalniz parmak uclari bir Lotus'unkilerden daha sagliksiz ve akorlar arasi geciste bir hayli zorlaniyor.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-4240677457815765791?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/4240677457815765791/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=4240677457815765791' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4240677457815765791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/4240677457815765791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/11/gercege-cagri.html' title='gercege cagri'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwvDKxka8TI/AAAAAAAAAnc/BVmfeW1Cunc/s72-c/ga_happiness.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-5812586119495717312</id><published>2009-11-22T21:53:00.015+02:00</published><updated>2009-11-23T14:01:59.248+02:00</updated><title type='text'>a history of violence</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZFi3XdJI/AAAAAAAAAnE/KYN8KYdRx7Y/s1600/coupling.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407021148172416146" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 134px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZFi3XdJI/AAAAAAAAAnE/KYN8KYdRx7Y/s200/coupling.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hemen ust katimizda, on bes gun ila bir ay araliginda seyreden periyotlarla hiddetli tartismaya, devaminda siddetli kavgaya tutusan genc bir cifte komsuyuz. Aslinda adamin sesini duymadigimiz, disariya monolog seklinde yansiyan tekerrurden ibaret hadise her defasinda sinyallerini en bastan veriyor. Kadin once sesini yukseltmeye basliyor. Henuz tehditkar bir dikte tonuna yukseldigi, bize ulasabilecek desibele vardigi andan itibaren orada duran, artik aliskin oldugumuz o zirve noktasina varmayan tek bir ornegini hatirlamiyorum. Hatta yanmakta olan ve ne kisalan, ne de uzayan fitilin patlayiciyla bulusma anini kestirebilme yetisini bile kazandik. Sasmaz rituel yine ekseriyetle kadin kaynakli agir ithamlar, hakaretler, restlesmeler ve oradan oraya firlatilan cisimlerin cikardigi tok ve urkutucu seslerle (umarim o sesler sadece cisimlerden geliyordur) doyuma ulasiyor. Bana kalirsa bu kavgalardan arta kalan zamanlarda pek iletisimleri yok. O halde ya oldugunda iletisimden maraz doguyor, ya da kadin aralardaki zaman diliminde icinde biriken ofkeyi daha fazla muhafaza edemeyecek noktaya geldiginde devreye bu tutku, ihtiras ve estetikten tamamen yalitilmis, mahalle kavgasi kivamindaki iletisim/siddet giriyor (there's no sex in your violence!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavgalar esnasinda o gur sesten mutevellit mecburen duyumladiklarimdan edindigim fikir su: Korkarim kadincagiz bir sinir hastasi. Apartman ahalisinin soyledigine gore ise kadincagiz bir sinir hastasi. Kocasinin soyledigine goreyse, inanmayacaksiniz, kadincagiz bir sinir hastasi. Hatta bir seferinde araya girmesi icin elci goreviyle gonderilen zavalli “apartman gorevlisi” her turlu zevali goze alarak kapilarini calmis. Adam karisinin kendisini kaybettigini, kendini kontrol problemi oldugunu fakat ozunde cok iyi bir insan oldugunu ve birazdan sakinlesecegini ifade etmis. Gozlerindeki feri kaybetmis, one dogru posturu giderek bozulan ve hic de saglikli gozukmeyen, yasini tahmin etmekte zorlanacaginiz genc bir kadin. Beni yanlis anlamayin, taraf tutuyor veya kendimi hemcinsimle ozdeslestiriyor degilim. Ara sira karsilastigim adamla havadan-sudan, isten-gucten laflariz, sonra o mevzuyu mutlaka ilgisinin karsiliksiz kalmayacagini bildigi futbola getirir (ezeli rakip taraftarlari biz koyu Besiktaslilari artik cilekesligimizden midir, azligimizdan midir sempatik bulur ve bu kimligimizin hayatimizin onemli bir bolumunu kapladigini dusunur –ki dogru; futbol gundemine ilgisiz bir Besiktasliya rastlama sansiniz oldukca dusuktur). Bu sohbetler cok siddetli tartismanin yasandigi gecenin hemen ertesi sabahi, sanki bir onceki gece evdeki esyalarin yarisi yerle yeksan olmamis gibi cereyan edebiliyor. Kim bilir belki kadini bu hale adam getirmistir. Kim bilir selim akilliyi ve magduru oynamanin dayanilmaz cazibesine kapilirken aslinda kadinin psikoz atesine koruklu tahrik otobusuyle gidiyor. O duymadigimiz erkek sesi belki dusuk ses perdesinden, belki de o yerlerini cok iyi bildigi kadinin nevroz butonlarina basan bilincli bir kayitsizliktan geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZQtbymOI/AAAAAAAAAnM/VD2KSt4JlNg/s1600/domestic_violence.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407021339988105442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 138px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZQtbymOI/AAAAAAAAAnM/VD2KSt4JlNg/s200/domestic_violence.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ben isin baska tarafindayim. Bakmayin karikaturize ettigime, is iyice yurek burkucu bir hal aldi. Eskiden gozumuzde bosanma yolunda emin adimlarla ilerleyen vah vah taptaze, siddetli gecimsiz ama halen cikis yolu olan genc bir ciftlerdi. Ancak bu cift evdeki patolojiyi stabilize etmek icin her turlu denklemi cozdu. Almanya’da ikamet eden evsahibini ikna edip evi satin almalari bu yolda atilan tek adim olmayacakti. Bir gun kadini, tahminlerime gore hic degilse bes aylik hamileyken gordugumde beynimden vurulmusa dondum. Cunku onceki tahmini bes ay boyunca kavga mekanizmasi sekteye ugramamis, tam saymaya devam etmisti. Simdi cocuk buyumekte gun be gun. Saniyorum uc yasina filan geldi ve artik varolan siradanlasmis durumun aslinda siradisi bir sey oldugunun ayirdina varmaya, korkmaya ve tepki vermeye basladi. Daha ana rahminde kavgaya dogan bir cocugun gelecegi ne kadar saglikli ve mutlu olabilir ki. Bu aile mahremiyeti denen sey bu topraklarda sarsilmaz bir tabu. Misal Ingiltere’de boyle tekrar eden bir vakaya dair cevreden ihbar alinsa buyuk olasilikla hukumetce gorevlendirilmis bir takim “home office” gorevlileri evinizi ziyaret eder, ziyaretler siklasir, is soruna cozum bulmadiginiz takdirde (rehabilitasyon, terapi her neyse) cocugunuzu kaybetmeye kadar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZY8dqrCI/AAAAAAAAAnU/ft01_IGx34s/s1600/fv_child.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407021481461460002" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 151px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZY8dqrCI/AAAAAAAAAnU/ft01_IGx34s/s200/fv_child.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kimsenin evlat sahibi olma ozgurlugunu elinden alma dusuncem yok ama anne-baba adaylarinin etraflica bir akil ve ruh sagligi testinden gecirilmeleri gerektigini dusunmeye basladim. Bugun yavrucagin aglama sesini duydugumda icim ciz etti ve ciddi ciddi butun iyi niyetimle gidip kavga bitene kadar cocuga goz kulak olmayi teklif etmeyi dusundum. Sonra tabii ki vaz gectim, aile ici siddetin arasina girilmezdi. Ancak aklin yolu birmis ki telefon konusmasi esnasinda sesleri duyan ablam da, daha soylemeden bana ayni oneride bulundu. Hem adam gorundugu kadar sagduyu sahibiyse bu oneriyi degerlendirmeli. Yazik ki gercekleseceginden emin oldugum bir sonraki sefere artik bu mu olur, baska bir sey mi, bir sekilde mudahele etme konusunda niyetim ciddi. Umarim son anda caymam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-5812586119495717312?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/5812586119495717312/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=5812586119495717312' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5812586119495717312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/5812586119495717312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/11/history-of-violence.html' title='a history of violence'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwmZFi3XdJI/AAAAAAAAAnE/KYN8KYdRx7Y/s72-c/coupling.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-6028638695958965826</id><published>2009-11-18T11:13:00.006+02:00</published><updated>2009-11-18T15:07:43.155+02:00</updated><title type='text'>ne gerek Vardi?</title><content type='html'>dr. who, ask-i memn-u ve hanimin ciftligi derken (:S) "remake" cilginligi, buyume surecinde gece uykumuzun katili V (for Visitors) ile yoluna agresif bicimde devam ediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwO-cOT7ajI/AAAAAAAAAm8/B5Zcle_LxOM/s1600/v.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405373369862023730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 294px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwO-cOT7ajI/AAAAAAAAAm8/B5Zcle_LxOM/s400/v.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-6028638695958965826?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/6028638695958965826/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=6028638695958965826' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6028638695958965826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/6028638695958965826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/11/ne-gerek-vardi.html' title='ne gerek Vardi?'/><author><name>dolphinished monkey business</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17281857556030096896</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_eaBx3O7Gdx4/R3qv3g1qoYI/AAAAAAAAABo/Pauk4n7s4yE/S220/dolphinishedmonkey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SwO-cOT7ajI/AAAAAAAAAm8/B5Zcle_LxOM/s72-c/v.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-7614596023469007479</id><published>2009-11-16T16:21:00.009+02:00</published><updated>2009-11-17T08:38:17.563+02:00</updated><title type='text'>"ve" bağlacı kullanmadım</title><content type='html'>Yakınlarda işimi değiştirdim. Yeni bir adaptasyon süreci, bunun yanında geçiş dönemi politikalarına ihtiyacım var. Aynı zamanda, pek de uzun sayılmayacak bir aradan sonra, yine ev arıyorum. Dolayısıyla kafayı toparlayıp kıymetli blogumuza vakit ayıramıyorum. Aslında vaktim var... yalnızca kafamı toparlayamıyorum. Bu bence ciddi bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev arıyorum dedim ya, yine emlakçıların kaşınan ellerine düştüm demek bu. Yalnız bu sefer, durum biraz farklı. Biraz daha sakin, doğruyu söylemek gerekirse daha "güvenli" sokaklarda dolaşıyorum. İnsanların belki on yıllardır aynı komşuları görmeye alışık olduğu - en yenisi 30unu devirmiş- sağlam görünüşlü apartmanlara girip çıkıyorum. Bana gösterilen evlerin bir kısmı, belki daha bir kaç ay öncesine kadar, şimdi aramızdan ayrılmış teyzelerin yaşadığı konutlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404712568951776386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SwFlcjF1pII/AAAAAAAAAxQ/oDCFYPEmhh4/s320/13+kas%C4%B1m+113.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;"rahmetli böyle bir başınaymış işte... çoluk çocuk da uzak...bey amca 82 senesinde ölmüş." hep aynı senaryoyu dinliyorum. Rahmetli teyzeler var ya, işte bu tonton teyzeler; o bıyıklı, o siyah beyaz, o kameraya gülümseyen, geriye yatak odasındaki aynaya iliştirilmiş vesikalığından başka bir anısı kalmamış amcaları nereden bakarsanız bakın, 20 sene evvel gömmüşler. Nur yüzlü teyzecikler, yalnız kaldıkları seneler içerisinde evlere dokunmamışlar tabii. Kadınbaşına kolay mı tadilat işleri filan?.. Beyaz dolaplı eski püskü -her nedense "klasik" diye adlandırılan- mutfaklar, gözalıcı renklerde seramiklerle kaplanmış boğucu banyolar, üstüne ağır mobilyaların sıkıştırdığı kasvetli odalar şimdi, sahipleri de öldükten sonra iyice koy vermişler kendilerini. Kimi evde, dairenin hemen caddeye baktığı camın önünde bir hasta yatağı dahi mevcut. Teyzeciğim kim bilir son kaç senesini pencereden dışarıyı, kendisinin ayak uyduramayacağı kadar süratli akan hayatı izliyerek geçirdi. Belki 2000ler onun için hastalık ve aynı caddenin görüntüsünden ibaretti... Belki bir gözü de kapıda, rahmetli Hilmi Bey'in koltuğunun altında ekmek, -kim bilir eğer keyfi de yerindeyse- montunun iç cebinde de bir küçük rakı ile içeri girmesini bekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan böyle bir eve girdiği an kendisini gerçekte olduğundan 10sene daha yaşlı hissediyor. Ben doğmadan çok önce evlenip yine o evde ölmüş bir çiftin izini takip etmek, manevi olarak insanı korkutuyor. Tamam, yaşamın gerçeği bu. Doğarsın, yaşarsın nihayetinde ölürsün. Fakat bu dünyanın ölümlü olduğu, her faniyi aynı sonun beklediği hakikatını kör gözüne parmağım, sokmanın da bir anlamı yok...değil mi? O evi adam etmek için eşyaları atmak yetmez. Kiremitlerin arasına kadar sinmiş ölümü def etmek istiyorsanız, o daireyi bütünüyle yakmak lazım gelir! İlkel dinlerdeki, ölüyü eşyaları ile gömme fikri aslında hiç de fena değilmiş, şimdi anlıyorum. Anıların ağırlığından kurtulup yeni güne, hayata alan açmak adına, iyi bir fikir doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nurullah ataç, karpiç&lt;br /&gt;'46&lt;br /&gt;:S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/810830342594457489-7614596023469007479?l=alterednative.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alterednative.blogspot.com/feeds/7614596023469007479/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=810830342594457489&amp;postID=7614596023469007479' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7614596023469007479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/810830342594457489/posts/default/7614596023469007479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alterednative.blogspot.com/2009/11/yaknlarda-isimi-degistirdim.html' title='&quot;ve&quot; bağlacı kullanmadım'/><author><name>t for tuna</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08498195777886448805</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SaerboRZtbI/AAAAAAAAAhY/E3NTrltIPVE/S220/mrt.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_L-g6p4D-spw/SwFlcjF1pII/AAAAAAAAAxQ/oDCFYPEmhh4/s72-c/13+kas%C4%B1m+113.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-810830342594457489.post-8990423428179887656</id><published>2009-11-12T08:23:00.020+02:00</published><updated>2009-11-16T17:07:20.008+02:00</updated><title type='text'>martilar, sardalyalar ve Le King</title><content type='html'>Eger herkes bir kahraman ariyorsa, futbol da bu ihtiyaca yonelik comert bir kaynak. Insanin kendinde arayip da bulamadigi meziyetleri ve ozellikleri barindiran her turden bir karakter bulmak mumkun. Liderlik vasiflari on planda olan mi dersiniz, dogustan yetenekle mukafatli ama basina buyruk mu istersiniz, disiplinli, basari timsali ve profesyonel mi secersiniz size kalmis, her tercihe ve ozeniye uygun sayisiz figur gelip gecti pasif futbol hayatimizdan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvuqOFR6p6I/AAAAAAAAAmc/kLik5y-kw5w/s1600-h/eric_cantona.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403099336873256866" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 156px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvuqOFR6p6I/AAAAAAAAAmc/kLik5y-kw5w/s200/eric_cantona.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eric Cantona da sertligi, guclu lider kimligi, dik durusu, karizmasi, dev kalabalikla iletisimi ve serseriligiyle kimilerimiz icin basat bir figur oldu. Bu karisimi tutturmak sadece cok sayida bilesen iceriyor olmasiyla bile zor, ancak onemli bir unsur daha var. Sansasyon tek basina yetmez; anca kaliteli bir iscilikle birlestiginde kitle ceken ozel bir yildiz uretir. Cunku kahraman kusursuzdur, tam da bu yuzden isini iyi yapan olmalidir. Cantona da mahir ayaklara sahip ve sahada hep ne yaptigini iyi bilen vazgecilmez bir oyuncuydu. Ne oldugunun farkinda sahte bir kahraman oldugunu dusunmuyorum; ciddi bir otokontrol problemi vardi. Agir cezalara carptirilan kimi siddet dolu eylemleri (takim arkadasinin suratina krampon firlatma gibi) zaman zaman onu cirkinlestirebiliyordu. Golden sonra onbinleri kendine tapinmaya cagirir halleri de kimilerine gore narsisizmin zirvesi olarak tanimlanablirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvuqXVLfzrI/AAAAAAAAAmk/JMEZ0UFqg_o/s1600-h/ec_kungfu_kick.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403099495760121522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 285px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvuqXVLfzrI/AAAAAAAAAmk/JMEZ0UFqg_o/s400/ec_kungfu_kick.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak herkes tum bu eylem ve tavirlarin dogalliginin, bir anlamda samimiyetinin farkindaydi. Adini “kung-fu man“e cikaran, hemen saha kenarindaki tribunde yer alan Crystal Palace taraftarina attigi ucan tekmenin ardindan gerceklestirdigi 15 saniyelik basin toplantisi da, sarfettigi tek cumleyle medyaya futbol icinden gelmis gecmis en oz ve vurucu elestiriydi. Hep yaramazdi, futbolu da sebepsiz ve cani istedigi zaman (30 yasinda) birakti. Belki devaminda O’ndan mulhem pek cok oyuncu olmustur ama yukaridaki essiz karisima yaklasabilene pek rastlayamadik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvurhORqxLI/AAAAAAAAAms/1UWEgltvdRI/s1600-h/lfe.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403100765217277106" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 160px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/SvurhORqxLI/AAAAAAAAAms/1UWEgltvdRI/s200/lfe.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmekimi’nde yer alan ve kacirmis oldugum Looking for Eric’i nihayet izledim. Oncelikle beklenen veya arzu edilenden erken emekliligi hepimizi uzen Cantona’nin “kofti”den bir figur olmadiginin, bu projenin yonetmenligine dise dokunur zorlu hikayelerin, toplumsal catismalarin ve isci sinifinin tercumani Ken Loach’un gecisiyle tescilleniyor olmasina sevindim. Esasen Cantona’nin tekrar olumsuzlestirilmesi fikri bizzat Cantona’nin kendi produksiyon sirketinden, yani muhtemelen kendisinden cikmis. Bu heves kacirici bir nokta olabilirdi lakin Loach ve senaristi Paul Laverty tarafindan kabul gormus olmasi bence fikrin cikis noktasinin onemini asiyor. Adres olarak bu ekibi sectilerse futbol uzerinden mutlaka sosyal ve politik dertleri olan bir senaryoyla gitmislerdir. Ama bu pek kesmemis olacak ki Laverty kafasinda canlanan hikayeyi filme cekmeyi onermis. Ortaya da Looking for Eric cikmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi Ken Loach kistaslariyla izleyenler biraz hafif bulabilir. Neticede “komedi” janrina klasorlenmis, populer bir mecra ve figur uzerine bina edilmis, daha once benzer ornegi olmayan Loach-disi bir film. Ancak bazi acilardan Loachvari kalmakta da israrli bir yapim. Kaldi ki futbola duskunlugu bilinen yonetmenin ilk futbolu ele alisi, ya da isleyisi degil (My Name is Joe, izlemedigim Kes). Ayrica hikayenin bazi acilarinin ona kendini ifade imkani saglamasindan cok hosnut. Ornegin mesum davalisi Thatcher’in tohumlarini attigi bireycilik fikri yerine yeniden kolektivizmi ve toplum/takim olmayi kesfetmemizin mumkun olduguna inandigini, filmde de bunu vurgulama sansinin oldugunu soyluyor. Ek bir not; Israil'in isgalci politikalarina karsi gerek bireysel gerekse orgutlu olarak muhalif tavri acik ve net yonetmen Avustralya’daki bir film festivalinden filmini geri cekmis. Gerekcesi festival sponsorunun Israilli olusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hayranlik muessesesi faydaya donusebilir mi? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Herkes bir kahraman arar” onermesiyle baslayan filmin kahramani Eric ozetle, uzun zamandir bas asagi giden hayatinda yere cakilmaya yaklasmis Ken Loach patentli bir isci sinifi uyesi. Giderek caresiz bir hal alan yasantisinda kesin olarak bir cikisa, bir baskaldiriya ihtiyaci vardir. Tam bu noktada kahramani ve adasi, hayata “yaka kaldiran” adam Cantona topa girer. Filmin anti-kahramani Eric, kahramani Eric’e hayranligini kendi gerceklik kurgusunda somut bir yere tasimaya baslar. “Alter ego”su once pragmatik bir mentore, sonra da – tehlikeli boyuttan ve rahatsiz edici bir ozentiden uzak- anca pacasini kurtarmaya yetecek kadar personasina donusecektir. Devami ise filmde sakli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Svur3iuboDI/AAAAAAAAAm0/pCA6Fzl_AiU/s1600-h/lfe2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403101148663750706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 246px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_eaBx3O7Gdx4/Svur3iuboDI/AAAAAAAAAm0/pCA6Fzl_AiU/s400/lfe2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu ya da olumsuz pek cok elestiri getirilebilir. Looking for Eric’in “futbol asla sadece futbol degildir”, “hayat fena halde futbola benzer”, “hayat yuvarlaktir” gibi aforizmalari kokunden kanirtan, futbol ile hayat arasinda analojinin suyunu cikartan, belki sevdigimiz ama artik biraz doymus old
