
turkiye'de pirlantadan alinan vergi orani yuzde b100dy sifir.


Rutin bir haber başlığı; "Somalili korsanlara Deniz Kuvvetleri göz açtırmıyor". Gerçek mi değil mi bilmiyoruz. Zaten haberlerin büyük çoğunluğu, oturduğunuz koltukta kendinizi daha rahat hissetmeniz ve kuvvetli bildiğiniz kurumların hakikaten de kuvvetli olduğuna inandırılmanız için yapılıyor (ya da selülitlerinizden yalnızca 5 seansta kurtulabileceğiniz yeni bir güzellik merkezinin açıldığını müjdelemek için). İyi de şunu soran bir allahin kulu veya allahın bir kulu yok; o adamlar neden korsanlık mesleği ile iştigal ediyorlar? Bir zamanların mutlu ve kendi halinde Somalili balıkçıları, kirlenen deniz, genişleyen av yasakları ve yoğun gemi trafiği nedeniyle işlerini kaybettiğinde onlara başka “katiyer seçenekleri” birakılmış mı? Aden Körfezi’nin korsanları, şimdi başkalarının zenginliğinden kendilerine pay istiyorlar. Bir tür modern Robin Hood'luk güzellemesi yapacak halimiz yok. Fakat bu adamların amacının kimseyi öldürmek olmadığı, silahları bir güç unsuru ve kendilerine yöneltilebilecek askeri müdahalelere karşı tehdit oluşturmak için taşıdıkları da açık. kriminal vak'aların geçen zaman içerisinde, sosyal algının başkalaşması ile (ya da mevcut baskı organın etkisini yitirmesi sonucu) kahramanlık hikayelerine dönüşmesi az görülmüş şey değildir. Anadolu'da dağlara çıkanlara methiyeler düzen tonla hikaye/türkü var; ferman padisahin ise dağlar Köroğlu'nun veya diğer sosyal eşkıyaların... Benzer biçimde Kraliyet Donanması’na karşı savaşan korsanları hep daha çok sevdik değil mi? Kraliçenin kırmızı ceketli, perukalı, snob, hokka burunlu subaylarına, majestelerinin itaatkar hizmetkarlarına karşı; kir pas içerisinde oradan oraya savrulan alkolik, düzensiz, neşeli ve disiplinsiz korsanları tuttuk. Ayrica, Fox Kids’te yayınlanan Çılgın Korsan Jack ve bahtsız dostu Lapacı bence gerçekten komik.
Şimdinin korsanları, Jack Sparrow gibi karizmatik, Keith Richardsımsı, atletik degil. Yine de şunu gözden kaçırmayalım, geçmişte de bir Jack Sparrow yoktu. Korsan dediğin adam Karayip Korsanları serisindekinden ziyade, meşhur Define Adası kitabındaki (çocukken ne severdim) gibi sinsi ve acımasızdı. Geçmişin korsanları muhtemelen 20. yüzyıl sinemasının bize tarif ettiği kurgusal karakterlere hiç benzemiyordu ve o kadar da neşeli, cana yakın insanlar değildi. Tarihi ve güncel korsanlar arasındaki asli benzerlik ise, korsanların taşıdıkları niteliklerinden ziyade, korsanlığın kendisini doğuran ve ayakta tutan küresel adaletsizlikte. 17. - 18. yüzyıllarda zengin ticaret filoları, büyük tüccarların ya da asillerin haksız kazançlarını bir kıtandan başka bir kıtaya, ya da Akdeniz'de bir limandan başka bir limana taşıyordu... Bugün büyük armatörlerin gemileri, Asya'da pek de önemsenmeyen bir yerde çok ucuza ve yoğun emek ile imal edilmiş malları, üzerine kat be kat maddi kar konularak satılacakları başka ve zengin bir ülkeye taşıyorlar. Bu zincir kırılmadığı sürece, korsanlık yaşamaya, ve yaşayan korsanlar bir süre sonra kahramanlaştırılmaya devam edecek. Bugünün ufak tefek, cılız ve pek de zeki görünmeyen Somalili korsanlarını, yarın Aden Hikayeleri beyaz perdeye aktarıldığında Laurance Fishburne ya da Samuel Jackson filan canlandıracak. Denzel Washington olsa olsa Amerikan Donanmasında binbaşı olur.



otogarlardan nefret ediyorum. epey oldu galiba, uzun saatler suren otobus yolculuklari yapmadim. ama uzun yolculuklar yaptigim zamanlar da otogarlardan nefret ederdim, iyi hatirliyorum. eger yalniz seyahat ediyorsaniz -ki ben o bogucu otogarlarda hep yalniz oldugumu animsiyorum- bunu otomobille yapin. otogarlar, yalniz (olumcul bir yalnizlik degil kastim, sadece o an tek basina olmak) bir insanin kendisini dunyanin en yalniz insani hissedebilmesi icin ideal yerler. ve kim boyle hissetmek ister ki? les gibi tuvaletler, sidik kokan merdivenler... ucuz donerin yagli kokusu... otobus onu cigirtkanlari, yasli ve hasta teyzeler, sortlu az sayida turist, para tuzagi bufeler ve nemli bir sicak... butun bu kesmekesin ortasinda bir yandan telefon ve cuzdan guvenligini saglamaya, cantalari kontrol etmeye, elindeki kitaba yer - pet su sisesini atacak cop bulmaya ve bunlar yetmezmis gibi es zamanli olarak bir de sigara yakmaya calisan ben. holy crap! her sene yazliga 1 kere olsun otobusle gidiyorum (bir bucuk saatlik kisa bir yol) ve o adam hep orada oluyor. ayni bankonun icinde, bilet satiyor. saglikli hala, sadece saclari biraz kirlasti ve gozleri de simdi bir kac numara daha bozuk olabilir. fakat suratsizlik baki adamda. dogruyu soylemek gerekirse, ben de bilet kesme isinde olsaydim, dunyanin en mutlu insani olmazdim. gerci simdi de dunyanin en mutlu insani degilim, ama eminim o zaman daha mutsuz birisi olurdum (olmak fiilinin alternatifini bulsun birisi).
iyice agitlar birligi olduk, ancak kayipsiz bir hafta gecmiyor. temmuz ayinin -umuyoruz ki- son yolcusu buyuk besiktasli agabeyimiz vedat okyar. kendisi "aksamci" sinifindan yusuf tunaoglu ile birlikte george best'in pekala besiktas mumessili olabilir. bir keresinde, herhalde bir on bes yil kadan once, caddebostan'da sahibi oldugu barin onunde demlenirken gormus, gidip kendisini opmustum. gosterdigi sefkati veletligime ve aniden onu gorunce sergiledigim naif tepkiye degil, hayatimda herhalde sadece onun icin yuklenecegim klise -fakat kendisinin de cok sevdigi- kalip olan "guzel insan" olusuna yoruyorum. bir kez de buyuklerime kaynak oldugum ve alti kisi baslayip onun da sonradan eklendigi yaklasik 35 kisiye varan bir masada birlikte kadeh kaldirma serefine nail oldum. "benim ickiden evladim" kabilinden bir jestle garsonun bir cirpida anladigi ve getirdigi, eminim alkolsuz orani cok dusuk icki neydi soramadim. hep de merak ettigim bir muamma olarak kaldi, tekrar bir araya gelsek kesin soracaktim. bardagindan anladigim kadariyla (ince, uzun ve bol buzlu) cin ya da vokta agirlikli, belki biraz da tekila katkili saydam beyaz bir karisimdi. televizyonda neyse, masada da o. hic usanmadan, karsindakinin yasina basina sekline semaline bakmadan her soruyu buyuk bir ciddiyetle dikkate alip cevaplayan, insanin sarilip omuzunda aglayasi gelen bir babacandı. bir sergen fanatigi olarak sergen'e cok kizgindi, yetenegini futursuzca harcadigi icin. "bizim degil de kendi istedigi hayati yasadigi icin mutluysa, kizmakta hakli miyiz abi?" diye sordugumda "sonradan cok pisman olur" deyip ozeti "bizim yasamasini istedigimiz hayat ileride onun da yasamis olmayi isteyecegi hayat olacak" turunden bir kontrayla beni ters koseye yatirmisti. neyse ki pesinde ziyan oldugu siyah-beyaz renklerin sampiyonluk karnavaliyla ugurladik vedat abi'yi. ruhu sad olsun, tum sozler ucsun, son yazisi bir de burada kalsin.