Yine Schuman'in objektifinden...






Eh. Seyy. Kem-kum… Yaaani…Sair yasliliktan ve gozleri iyi gormediginden Affan Dede’nin parasini saymis. O da bir cesit buyu mu yapmis? Cocukluk cetvel, silgi gibi satilacak bir sey degil cunku… Sairin basi donmus galiba. Ruyalar gormus. Olmadi mi ogretmenim? Olmadi evladim. Allah belani versin :S
Isin asli su ki, bize fazla torigi calistirma, senaryolar uretme, hayal gucumuze dizginlerinden bosanma sansi taninmamisti. Ki dusunun, bir cocugun hayal dunyasi ne kadar genistir. Henuz gerceklerle ve mutlak dogrularla fazla hasir-nesir olmamistir. Belki cok naif ama cok farkli, yaratici yorumlar gelistirebilir, ilginc hikayeler cikarabilir, kendi dunyasini baskalariyla tanistirabilir, kendini ifade ettikce de guclenip guven kazanabilirdi. Var mi cevap veren? I-ih, olmadi. Hayir. Yok. Baska? Dogru cevap su olacakti: Sair, cocuklugunun oyuncakcisi…
Muzisyen olmasi bir yana, benim icin muzik medyasinin duayeni Jools Holland’dir ve sahsen ona cok sey borcluyum. En etkileyici performanslari onun sovunda izledim, en onemli kesiflerimi de onun programlari sayesinde yaptim. Konuklara gosterdigi ve onlardan gordugu saygi, gruplar arasi gecis, bir grubun performansi esnasinda diger bir sahnedeki sanatcilarin olduklari yerde tempo tutmasi, etkilenmis yuz ifadeleri, performans sonrasi grubuna gore farkli kopan alkis, sarki aralarindaki sohbetler, tum gruplarin enstrumanlariyla birlikte yaptiklari “intro” veya “outro”, eger Holland’in cok sevdigi bir isimse anonsun basina mutlaka “marvelous”, “wonderful”, “fantastic” sifatlarindan birini yerlestirmesi, eger yeni cikmis bir albume muteakipse album kapagi veya temali sahne dekorlari, etnik vurgulu “world music”e mutlaka yer veren 1-2 sahne, Holland’in piyanoyla eslik ettigi sarkilar ve daha nice detay bir araya gelip guclenerek beni her turlu ruh halimden cekip almayi basarir. Programin sanki bir buyusu vardir ve tum katilimcilar kariyerlerinin zirvelerini yaparak o sarkiya ait en iyi performansi orada sergiler. Yeniler icin de tam tesekkullu bir vitrindir.
Birkac ay once, Londra’da bir otel odasinda Later with Jools Holland’i izledim. Esasen burada bir gariplik yok, tam hatirlamasam da saniyorum 95’lerden beri yapmadigim bir sey degil. Izledigim en guncel Holland programi olmasi ihtimali disinda farkli bir sey yoktu, yine televizyon basindaydim. Ancak bambaska bir his vardi. Sanki aramizdaki sinir kapisi yok olmustu ve belki birkac blok-sokak otede bir yerde studyodaydi. Hatta studyoda gibiydim. “Acaba program, toplama kampi BBC Prime yayinindan kalkar mi”, “ya Kablo TV, BBC Prime’in Turkiye’deki yayin hayatina son verirse” turunden, bizim icin sahip oldugu deger her an farkedilecek da programa erisimimize bir son verilecek endisesi, nazar korkusu olmadan, cok daha ulasilabilirdi. Uzaktan bir yerden tesadufen dikizleme sansina sahip, ama ertesi haftadan endiseli bir cocuk gibi Holland’in ceketinin ucundan cekistirmiyodum. Adeta hak sahibi ayricalikli bir izleyiciydim. Belki gulunc gelecek ama bu medyatik alisveris, tatilimin en onemli ve zevk aldigim saatlerinden biriydi.
Gecen gun mekani Amerika’dan vatani Turkiye’ye tatil icin gelmis bir arkadasimla metroya bindik. Uzun zamandir binmemisim, merdivenlerden indigimizde bizi karsilayan o floresan renkler cumbusu, zevk ve estetik dusmani, cok sayida gereksiz imge ve renkle doldurulmus, dogu-bloku ulkelerindeki kumar makinelerinden hallice otomasyon cihazlari gozlerimi aldi. Arkadasim belli ki onu dahi ozlemis oldugu ve elinde simsiki tuttugu akbilini doldurmak uzere cebindeki 10 lirayi makinaya yem olarak verdiginde, makinadan “Yeni Turk Lirasi kabul edilmemektedir” mealinde bir hata mesaji cikti. O anda aklima az sonra anlatacagim anim geldi. Icimden “hahah, aynisi bana olmustu” derken bir dusundum de, daha hepi topu daha bir yildir yurt disindaydi. Sonra ters cevirip yerlestirdiginde, islem basariya ulasti. Akilli gozuken fakat tum hatalari tek bir hata mesaji basliginda topladigi belli aptal bir makina iste. Madem insan gucune goz dikiyorsun, gercekten akilli ve evrensel mesajlar verebilen:S makinalar yerlestir ama, degil mi? Bir turistin orada ters giden seyi anlamasi harcayacagi efor ve zamani filan gecirdim aklimdan.
Gecenlerde kuzenimin evlendiginden beri bir turlu gidemedigim (sonrasinda cocugu oldugu ve ele gelecek kivama eristigi detayini da eklersek hic kisa bir sure sayilmaz), sehrin disindaki yari-vahsi yasam alanlari uzerine, belki de bir ormanin tam ortasina dikilmis villa sitelerinden birindeki evine gittim. Eh madem havuzu var, yanima artik adi yuzme sortu mudur, sort-mayo mudur, deniz sortu mudur, birbirinden kotu kaliplarla isimlendirilen tekstil urununden alayim dedim. Elime saniyorum uc-dort yildir giymedigim bir tanesi geldi. Ufacik cebinde bir seyler dondugunu hissetmis olmaliyim ki, iki parmagimi bir kanca gibi daldirdim ve bingo… 70 lira! Hic fena degil, degil mi? Bu "degil mi" lafi da kafami cok karistirir. Ingilizcedeki "isn't it?" ile bir bagi olmali. Hangisi degil mi? Olumsuz bir kalip, olumlamak icin kullaniliyor. "Cok kotu, degil mi?". Evet cok kotu. Bu da olumlanmis bir olumsuz. Neyse, 70 liraya donelim. Cok severim boyle gizli yatirimlari. Daha once birkac kez unutup denizde para kaybettigimi dusunursek gercekten kismetliydim.

