

Ilkokul din derslerinde ogrenip sonradan unuttugunuz tum dualari harfi harfine hatirlatma yetisiyle diyanet islerine yatkin bir makine, Jimbo. Kalkis anindan itibaren mutemadiyen yercekimiyle mucadele halinde gecen bir yolculuk... Bilmiyorum bilimsel olarak mumkun mudur ama, arada ufak irtifa kayiplari yasadigimiza eminim. Inis de sanki tertip edilmis planli bir organizasyonla istem dahilinde degil, ucagin yercekimine nihayet pes etmesiyle gerceklesen bir eylem gibi geliyor. Kalkista da, canim benim, ayaklarini yerden kesene kadar telef olacak gibi oluyor yavrucak. Hani varis noktasina soyle cila gibi bir otoyol cekilmis olsa, hic ucma zahmetine girmeden yerden gider diye tahmin ediyorum. Ancak tam “ucamadi garibim, vazgeciyor herhalde” dediginiz anda, kendisinden beklenmeyen bir yukari-itmeyle tekerleklerini yerden, aklinizi da kafatasinizdan kesiyor. O zeminden kopus anini diger ucaklarinkinden cok farkli buluyorum, herkese tavsiye ettigim muthis bir eksperiyans (bu kelime Turkce’ye girse ne olur? cok hosuma gidiyor :S). Ayrica minik govdesi darbe emici bir kutleye sahip olmadigindan hava akimlarini da birinci kanattan hissediyorsunuz. Hani ters bir ruzgar ya da hava akimi olsa gokyuzunde alabora olacak gibi... Bir de gurultu meselesi var ki, cabrio ucakla gitseniz daha fazlasini duymazdiniz. Henuz bana vurmadi ama sonrasinda bas agrisi ceken cokmus.
Besiktas- Uskudar motor hattinin tadini aldiktan sonra ayni mesafede vapur yolculugu –yemisim nostaljisini de, estetigini de, dokusunu da- hep sanci verici gelmistir. Iskeleden kalkisi, mesafeyi katettigi sure kadar yanasmak icin harcadigi sure, etc. Iste Jimbo’yu tanidiktan sonra buyukleri gozumde hantal bir burokrasiye tekabul ediyor. Cok pratik bir ucak. Kalkiyor, ucuyor ve iniyor. Kalkis ve inis icin izin istiyor mu ondan bile supheliyim. Pilot ve hostesler de Jimbo’nun teamulen “informal” yanlarindan gelen faydalari inkar ya da reddetmiyorlar. Murettebat oldukca genis davraniyor. Misal, daha tam yerlesmemisken motor calisiyor ve kervan yolda duzelir misali, hareket etmeye basliyor. Siz de el mecbur serilesiyor, toparlaniyor ve kemerinizi takiyorsunuz. Hostes deseniz pantomimi gereginden fazla ciddiye alarak gulunc duruma dusmuyor, hizli cekimde sabah jimnastigini gerceklestiriyor. El valinizinizi iceri almiyorlar. Bildiginiz sehirlararasi otobus misali gorevliye veriyorsunuz, bagaja koyuyor, yolculuk tamamlaninca da iner inmez bagaginizi aliyorsunuz. Agrisiz, sizisiz. Zaten hepi topu 12 kisiyiz, fazla zahmete ne gerek? *

* Konudan cagrisimla, yakin gecmise ait ucusla ilgili bir anim aklima geldi. Gecen yil sampiyonluk icin ozel bir organizasyonla gittigimiz Denizlispor deplasmanindan donuste, yolcu sayisi gidistekinden fazla olunca [nasil oldu demeyin. 305 kisi gittik, 314 kisi donduk. Biri heyecandan dokuz dogurdu herhalde] kaptan isyan bayragini cekip hakli olarak ucagi kaldirmadi... Bunun uzerine “Ayi” lakapli Guven Abi tartismaya noktayi koydu:
“Kaptan, murettebati indir! Kimseye ihtiyacimiz yok, biz kendimiz gideriz” :S
No comments:
Post a Comment