~
Ses'in kaydedilmesi / saklanması / dağıtılması geç 19. asırdan daha eskiye uzanmıyor. Özellikle 1950lerden itibaren giderek yayılan longplay'lerden cd'lerin dahi demode bulunduğu bugüne, müzik endüstrisinin amiral gemisi ve turnusol kağıdı albüm satışları oldu. Pazarlama hamleleri, konser turları ve her tür yan faaliyetin* merkezinde kayıtlar yer aldı. Napster bombası ile başlayıp şimdilerde kökü dünyanın çekirdeğine uzanan mp3 indirme alışkanlığı, endüstrinin temellerini sarsacak ve onu yeniden yapılanmaya itecek kadar ciddi bir durum. Her ne kadar yapımcılar tarafından hala ve inatla korsan olarak adlandırılıyor (ki bu ifade bence olumlu anlamlar taşıyor) ve illegal'liği vurgulanıyor ise de, beleş download & mp3, günün egemen formu. Tartışma daha çok bu ticari minvalde dönedursun, benim derdim başka tarafta.

Mp3 nitelik zaafiyetini nicel bolluğuyla ve kolay erişilebilirliği ile örtüyor -ki esasında bu başlı başına bir sorun. Sınırsız kayıtlı materyali hard disk'e indirmek keşif açısından pek hayırlı bir icraat. Mamafih sınırsız paylaşımının dinleyicide obeziteye sebebiyet verdiği, müziğin görece değersizleşmesine neden olduğu gözlemlenebilir bir vak'a. Kendimden biliyorum. (On)binlerce şarkıya gelişigüzel (shuffle mode: on) kulak kabartırken veya ortalama 10-12 şarkıdan mürekkep albümleri dinlerken aynı konsantrasyon seviyesini tutturmak -en iyimser tabirle- hayli güç. Eşya ve download arasındaki, bir nev'i fast food vs. annemizin mutfağı rekabeti. Bir music store'a yönelip cd ya plak almak, fazlasıyla romantik ancak kesinlikle daha sağlıklı. Şahsen, bütçem elveriyorsa ve içeriğe dair kuşkular taşımıyorsam, mülkiyetçi dürtülerime teslim oluyor ve satın alıyorum. Yok eğer macera peşindeysem, soulseek'e yöneliyorum. İçimden tok bir ses "idare-i maslahtçilar esaslı devrim yapamazlar" diyor ama kulak asmıyorum. Oportünizmin keyfini sürüyorum. Sefam olsun.
-o-
*98 senesinden bir anı. Rolling Stones Bridges to Babylon turnesi çerçevesinde Istanbul'un kapılarına dayanıyor. Sponsorlardan N1 Tv'den kazandığım biletle Ali Sami Yen yollarına düşüyorum. Tribünde, uzak kale arkasında yer aldığımız için üzerinde Stones'un dilleyen logosu basılmış official dürbün'lerinden satın alıyorum. Sonra bizi saha içine alıyorlar fakat bu sefer de 2 metrelik adamlar hemen önümde baraj kuruyorlar. Ben ne yapıyorum? Gidip üzerinde 32 diş sırıtan bir Jagger resmi bulunan Stones Periskoplarından ediniyorum. Sonra konser başlıyor ve... ortalık toz duman. Kabul, bende biraz saflık var. Fakat başarılı pazarlama da böyle birşey olsa gerek.
**Kendi çektiğim kasetlere az mı kapak hazırladım. Keziah Jones'a yaptığım mavili tasarımlar, hiç de fena değildi.
No comments:
Post a Comment